‘Can’ların karapara imparatorluğu+A’dan Z’ye suikast ve casusluk vakası+Altun’un oğlunun jet hızıyla yükselişi -Timur Soykan/Birgün-

‘Can’ların karapara imparatorluğu

Can Holding olayı, sigara kaçakçısı bir ailenin devasa bir holdinge dönüşmesinden ibaret değil. Bu soruşturma; Türkiye’yi örümcek ağı gibi saran karapara operasyonunun sadece bir bölümü.‘Can’ların karapara imparatorluğuCan Grubu’nun Tekfen Holding’deki %17,56’lık paylarına el konuldu. (Fotoğraf: DHA)

Herkesin kaçakçılık yaptığını bildiği bir aile, nasıl devasa bir holdingin sahibi oldu? Nasıl çok büyük bir vakıf üniversitesini, ülkenin en büyük özel kolejlerinden birini ve medya grubunu satın alabildi? 88 milyar TL’lik kara paranın piyasaya sürüldüğü iddia ediliyor ancak böyle bir miktardaki kara para hiçbir devletin gözünden kaçmaz, kaçamaz.

Bu operasyon aslında şunu ortaya koyuyor:

Bir kara para düzeni kuruldu.

Sorular çok net:

 Bu kara para düzenini kim kurdu?

• Kimler göz yumdu?

• 88 milyar TL’lik kara parayı tespit etmesi gerekenler yargılanmayacak mı?

• Can Holding’in devlet içindeki ortakları kimdi?

• Can Holding, İstanbul Bilgi Üniversitesi’ni 2019 yılında 90 milyon dolara nasıl satın aldı?

• Doğa Koleji’ni 800 milyon TL’ye nasıl satın alabildi?

• Tekfen’in hisselerinin yüzde 25,23’ünü 315 milyon dolara satın almasına kimler göz yumdu?

• 2024 yılının sonunda Ciner Medya Grubu’nu 800 milyon dolara satın almasına kimler izin verdi?

Sadece bunlar değil… Kara para imparatorluğunun enerji ve petrol dağıtımı, dayanıklı tüketim, teknoloji ürünleri, turizm, eğitim ve sağlık alanında büyük yatırımları var. Toplamda 121 şirkete sahipler.

30 bin çalışanlar Türkiye’nin en büyük holdinglerinden biri.

Enerji Petrol şirketi üzerinden 500’ü aşkın bayii ile akaryakıt dağıtımı yapıyorlar. Madeni yağ üretiyorlar.

AWOX isimli teknoloji şirketiyle televizyon başta olmak üzere beyaz eşya üretimine başladılar. Lüleburgaz ve Tarsus’ta iki fabrika kurdular. Holding yöneticilerinden Murat Can, 100 milyon dolar yatırım yapacaklarını açıklamıştı.

Kaçakçılık parasıyla bunların yapıldığı bir ülkede ekonomiye güven olabilir mi?

Hatta Can Holding’in hikâyesi tamamen kaçakçılığa dayanıyor. ÖTV’nin çok yüksek olduğu sigara ve akaryakıtta faaliyetlerinin yoğunlaşmasının nedeni de bu.

Hikâyelerini en baştan anlatalım:

FREESHOP İLE BAŞLADILAR

Can Holding’in sahibi Can Ailesi, Ağrı Doğubayazıtlı. Doğubayazıt, kaçakçılar çarşısı bulunan bir yer. Yani çok uzun süredir kaçakçılık buraların ana geçim kaynağı. Can Ailesi’nin hikâyesi de böyle başlıyor.

Ailenin babası Zamanhan Can, Doğubayazıt’taki Gürbulak Sınır Kapısı’nda freeshop açtı. Meteor ismini verdikleri freeshop’un kaçakçılık yaptığına dair sadece dedikodular değil, haberler de var. Mesela; Mart 2002’de yayımlanan bir haberde, Gürbulak Sınır Kapısı’ndaki freeshoplarda 614 koli kaçak sigaranın ele geçirildiği anlatılıyor. Meteor, Güntur, Süper isimli freeshopların sahipleri ve çalışanları, bu sigaralar imha edilirken gazetecilere saldırıyor.

Kısa süre sonra Türkiye’nin öteki ucundaki Edirne’de Kapıkule Sınır Kapısı’ndaki freeshopların sahipleri, Ağrı Doğubayazıtlı üç aileydi. Can Ailesi de Meteor isimli Freeshop şirketleriyle Kapıkule’de uzun yıllar faaliyet yürüttü.

Ortadoğu ve Uzakdoğu da üretilen kaçak sigaraları, İran üzerinden Türkiye’ye sokuyorlardı. Bu sigaraların fiyatının yüzde 70’ini vergi oluşturduğu için çok büyük bir kâr marjı vardı ve kısa sürede zenginleştiler. Kapıkule’deki yasadışı faaliyetleri de gündeme geldiğinde buradaki bir antreponun sahibiydiler. 2008 yılında bu antreponun duvarı delinerek büyük miktarda sigara çalındı. Bunu antreponun sahiplerinin yaptığı iddia edilmişti ama bununla ilgili soruşturulmadılar.

AİLEYLE TARİKAT BAĞLANTISI İDDİASI

Can Ailesi’nin bu kaçakçılık faaliyetlerinde Menzil Cemaati’nin Eskişehir kolu ile işbirliği yaptığı da iddia edildi. Menzil Lideri Raşit Erol’un oğlu Fevzettin Erol, Eskişehir Sivrihisar Köyü’ndeki Buhara Köyü’nde bir tarikat oluşturmuştu.

Sigara Kaçakçılığı iddialarının ardı arkası gelmezken bu konudaki soruşturmalardan Can Ailesi genellikle kurtuldu. Ama haklarında soruşturmalar vardı. Bu sırada büyük servetleri her kapıyı açmaya başladı.

Mersin Organize Sanayi Bölgesi’nde büyük bir sigara fabrikası satın aldılar. Hatta bu büyük satışta anlaşmazlıklar çıktı ve davalık oldular. Ama artık fabrika sayesinde sigara kaçakçılığı konusunda büyük bir güce sahip oldular.

Yurtdışından getirdikleri kaçak sigaraları, tütünü ve makaronu sattıkları iddia edildi. Bu ürünleri, yurtdışına satış yapmış gibi gösteriyorlardı. Oysa gümrükteki bağlantılarıyla bu malları yurtdışına çıkmadan geri getiriyor ve piyasaya sürüyorlardı.

Sigara fabrikası için vergi de ödemediler. 3 milyar TL’lik vergi borcunu ödemedikleri öne sürülüyor. Sigara fabrikasının içindeki makineleri Trakya’daki bir fabrikaya taşıdıkları ve fabrikanın içini tamamen boşalttıkları, 121 şirkette kara paranın gezdirilerek izinin kaybettirildiği iddia edildi.

Savcılık 88 milyar TL’lik bir kara para trafiği olduğunu savunuyor ama o kadar çok para var ki; bu paraların büyük kısmının halen dolaşıma sokulmadığı, saklandığı öne sürülüyor. Can Holding hakkındaki soruşturmalar kısa süre öncesine kadar devam ediyordu. Hatta Murat Can hakkında yurtdışına çıkış yasağı olduğu da bir rivayet. Savcılık ise Varlık Barışı’nı kara parayı aklamakta kullandıklarını açıklamasında yazdı.

SİGARA FABRİKASI SUÇLAMALARA KONU OLDU

Mersin’de sigara fabrikasındaki faaliyetleri de suçlamalara konu oldu. 2017-2018’de bayilik dağıtmaya başlıyor. Bunun çok büyük paralar istiyor. Çünkü kaçak sigara işi çok kârlı. 7 daireye, 5 milyon TL verenler var. Ancak bayilik alamadılar ve paralarına çöküldüğünü öne sürdüler. Savcılığa suç duyurusunda bulundular. Yüzlerce kişinin bayilik almak isterken dolandırıldığı iddia ediliyor.

Can Holding olayı, sigara kaçakçısı bir ailenin devasa bir holdinge dönüşmesinden ibaret değil. Bu soruşturma; Türkiye’yi örümcek ağı gibi saran kara para organizasyonun sadece bir bölümü. Benzer çok sayıda kara para faaliyeti devam ediyor ve siyasetin koruması altında sınırsız büyüyorlar. Pasta küçüldükçe kara para çeteleri birbirlerinin pazarına saldırıyor.

                                                           /././

A’dan Z’ye suikast ve casusluk vakası

İBB soruşturmasında itirafçı olarak kullanılan Aziz İhsan Aktaş’ın suikast iddiasıyla başlayan ardındansa casusluk operasyonuna dönüşen soruşturma her geçen gün karmaşıklaşıyor. Yeniden bir “Kandırıldık, Allah affetsin” durumuna tanıklık ediyorduk.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) soruşturmasında itirafçı olarak kullanılan ve çok sayıda CHP’li belediye başkanının tutuklanmasını sağlayan Aziz İhsan Aktaş’ın bir ifadesiyle karmaşık olaylar zinciri başladı.

Diyarbakır’da okul kantini işletirken AKP iktidarından yüz milyonlarca liralık ihaleler alan birine dönüştü ve büyük bir servetin sahibi oldu. İBB soruşturmasında tutuklandı. AKP iktidarından ve AKP’li belediyelerden aldığı ihalelerle büyümüştü. Ama bu ihalelerle kazandığı servet hiç sorgulanmadı. CHP’li belediyelerle ilgili ifadeler verip etkin pişmanlıktan faydalandırıldı. Aktaş, halen tutuklu bulunan İBB Spor Başkanı Fatih Keleş’in kendisini öldürtmek için hamle yaptığını öne sürdü. İfadesinde Keleş’in, MHP’li kimliği ile bilinen ve mafya lideri olduğu iddia edilen Selahattin Yılmaz ile anlaştığını öne sürüyordu.

Yandaş medyada yer alan soruşturma konusu iddia şuydu: “Fatih Keleş, Kandıra Cezaevi’nde nasıl oluyorsa belirlenemeyen bir avukata, Aziz İhsan Aktaş’ın susturulması talimatı verdi. Bu avukat, Yılmaz ile bağlantılı Avukat Cem Duman’a giderek talimatı iletti. Avukat Semra Ilık da Yılmaz’ın suç örgütünün istihbarat toplamak için kullandığı bir isimdi.”

Keleş ise Aktaş’ın kendisi hakkında ifade bile vermediğini anlatarak bu iddialar için “Fantastik iddialarla dolu bir kumpas” açıklaması yaptı. Ama iki avukatın gece vakti ziyaretine gelip bu kumpası anlatarak tehdit ettiğini kendisinin de suç duyurusunda bulunduğunu açıkladı.

SELAHATTİN YILMAZ

Yılmaz ve Turgut Öner, MHP için önemli ve etkili isimlerdi. Yılmaz, MHP Lideri Devlet Bahçeli ile fotoğraflar çektirmişti. Hatta Alaattin Çakıcı ile birlikte ziyarete gitmişlerdi. Selahattin Yılmaz’ın Ülkü Ocakları ile yakın bağlantısı da biliniyordu. Nitekim Bahçeli, Selahattin Yılmaz’ın gözaltına alınmasından sonra, “Dava arkadaşımdır, masum olduğunun ortaya çıkacağına inanıyorum” dedi. Turgut Öner de Bahçeli’ye çok yakındı ve tutuklandıktan birkaç gün sonra savcılık kararıyla tahliye edildi.

15 Ağustos 2025’de gözaltına alınan 15 kişiden aralarında Selahattin Yılmaz, Turgut Öner, Avukat Cem Duman, Avukat Semra Ilık’ın bulunduğu 10 şüpheli tutuklandı. İstanbul Başsavcılığı’nın açıklamasında Yılmaz’ın Aktaş’ın ifadeleri üzerine gözaltına alındığı vurgulandı.

Yılmaz kendisine kumpas kurulduğunu iddia etti. İfadesinde Aktaş’ın tanımadığını anlattı ve “Mevcut hükümete gönülden bağlı bir insan olarak böyle bir katkı sağlayan insana değil zarar vermek onun önünde siper olurum” dedi. Hatta Yılmaz, kumpasın CHP tarafından hem kendisinin hem de Aktaş’ı susturmak için kurulduğunu öne sürdü. Bir suikast suçlaması yapılmıştı ama bu fantastik iddiaların altı dolmuyordu. Üstelik soruşturmanın yönü birkaç gün sonra tamamen değişecekti. Aktaş’a suikast iddiasıyla başlayan soruşturma savunma sanayi şirketlerine yönelecekti. Ancak ne olduğu savunma şirketlerinin neden soruşturulduğu halen anlaşılamıyor.

Selahattin Yılmaz

CEM DUMAN

Operasyonda gözaltına alınan Avukat Cem Duman operasyondan kısa süre önce Erdoğan’ın dev fotoğrafları asılı lüks hukuk bürosundaki paylaşımlarıyla dikkat çekmişti. Hatta bir Instagram paylaşımında Saray’dan gelen bir hediye kravatı açıyordu. İlginç kıyafetleriyle dikkat çeken bu avukat, Saray’a yakınlığını sürekli vurguluyordu. Duman, ifadesinde suçlamaları kabul etmedi. Aziz İhsan Aktaş’ı tanımadığını anlattı. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın yakınında bulunan bir kafenin işletmesi nedeniyle Avukat Semra Ilık, Selahattin Yılmaz, Ebru Gündeş’in eşi Murat Özdemir ve İsmail Terlemez ile husumet yaşadığını savundu. Avukat Ilık’ın kendisini Daltonlar, Sarallar, Necati Arabacı ve Bucak aşiretine tehdit ettirdiğini öne sürdü. Hatta bu kafeyi Yılmaz’a devretmek zorunda kaldığını iddia etti.

Bu ifade gerçekten çok garip; Saray’a yakın bir kafeden bahsediliyor ama adı geçen herkes savunma sanayi şirketlerinin sahibi ya da onlarla bağlantılıydı. Belki de bu ifade bir mesajdı.

Cem Duman

SEMRA ILIK

‘Çete yöneticisi’ suçlamasıyla tutuklanan Avukat Semra Ilık da lüks yaşamını ve siyasi bağlantılarını sergileyen bir isim. Ayrıca yandaş TV’lerde sık sık konuk oluyordu. Avukat ama savunma sanayi şirketi sahibi görünüyor. Şirketin adı SMR Savunma. Güya; 173 metrelik askeri hastane, otonom mini denizaltılar, İHA’lar, askeri lojistik gemiler üretiyordu. Ancak bunları üretmiyordu, sitede sadece maket resimleri konulmuştu. 2022’de Savunma Sanayi Fuarı’nı bir deniz subayının eşliğinde gezerken görüntülerini paylaşmıştı.

Özel bir üniversitenin hukuk fakültesinde 4. Sınıf öğrencisiyken Zirvegen Biyoteknoloji’yi kurmuştu. SMR Araştırma adlı kamuoyu araştırmaları yapan bir firmanın da sahibiydi. Zenginlere helikopter-taksi hizmeti verdiği şirketi de bulunuyor.  Şirketlerinin yönetiminde Mevlüt Çavuşoğlu’nun danışmanlığını yapan bir isim de bulunuyordu.

Semra Ilık

İSMAİL TERLEMEZ

Duman’ın ifadesinde adı geçen ama şimdilik bu soruşturmada şüpheli olmayan İsmail Terlemez ise Arca Savunma Sanayi şirketinin ortağı. En çok ihracat yapan 5’inci şirket. 600 milyon dolar ihracat yapmış. Ortağı AKP’de siyaset yapan bir isim: Savaş Balçık. Çorum’da devletin büyük teşvikleriyle kurulmuş bir mermi, mühimmat fabrikası var. ABD’ye ihracat yapıyor, Avrupa’ya ticareti ise engelleniyordu. Çorum’daki Organize Sanayi Bölgesi’nde bir savunma sanayi üssü.

Suikast iddiasıyla başlayıp savunma sanayi şirketlerine uzanan bu soruşturmadaki gariplikler devam etti.

İsmail Terlemez

MURAT ÖZDEMİR

22 Ağustos’ta sabaha karşı Ebru Gündeş’in eşi Murat Özdemir, Acarkent’teki villasında gözaltına alındı. O da savunma sanayinde faaliyet gösteren bir şirketin sahibiydi. İddiaya göre; “Selahattin Yılmaz suç örgütüne üye olmak ve örgüt talimatıyla organize sanayi bölgelerine çökmekle suçlanıyordu.”

Ancak ifadesine savcılık soruları konulmamıştı ve suçlama ile delillerini net göremedik. Özdemir, yurtdışında savunma sanayi alanında faaliyet gösteren firmalarla bağlantılar kurduğunu ifade ederek “Bu firmalar ile Milli Savunma Bakanlığı’nın Askeri Fabrikalar Genel Müdürlüğü’nü irtibatlandırdım” dedi. Akla tabii ki şu geliyor: Koskocaman devlet irtibat kuramıyor da neden bu isimlere ihtiyaç duyuyor?

Özdemir, bu silah satışlarından komisyon aldığını belirterek Aktaş’ı tanımadığını anlattı. İfadesinde Yılmaz ile yakın bir ilişkisi olmadığını savunan Özdemir, “Yılmaz isimli şahsı bundan yaklaşık 5 yıl kadar evvel eşi olan Nuray Yılmaz vesilesiyle tanırım. Nuray Hanım kamu ihalelerine girip yol yapım işlerini üstlenmekteydi. Bu vesileyle kendisiyle tanıştım. Yılmaz ile sadece 3 kez tesadüfen otel ya da restoranlarda karşılaşmışlığımız oldu. Bunlardan birisi beğenmiş olduğum bir saatin fotoğraflarını bana atması, diğeri de işletmekte olduğu kafenin mülk sahibinin arkadaşım olması sebebiyledir. ASSAN isimli firmayı da savunma sanayi üzerine bir firma olması nedeniyle uzun zamandır bilirim. Benim yurt dışında bağlantı kurarak ayarladığım mühimmat alacak firmaları Assan firması ile görüştürüp komisyon alma usulü ile birçok teklif aldım. Ancak daha nihayete erdirilen bir alış satış sürecine ASSAN firması ile gerçekleştirmedim. Hatta güncel olarak bir ülkenin Milli Savunma Bakanlığı benimle irtibata geçerek bir mühimmat almak istediler. Ben de bu hususta ASSAN isimli firmadan teklif aldım ve bunu kendilerine ilettim. Gerekli anlaşma sağlandı ve ASSAN isimli firmaya kaparo ödemesi de yapıldı. Yapmış olduğum ticari faaliyet dışında ASSAN isimli firma ile herhangi bir bağlantım bulunmamaktadır” dedi.

Bu ifadelerden ASSAN Savunma Sanayi firmasının mercek altına alındığı anlaşılıyor. Bu firmanın adı ifadede gizlenen bir ülkeye kaparo alarak mühimmatı teslim etmediği de anlaşılıyor.

Murat Özdemir

İSMET SAYHAN

24 Ağustos’ta operasyonlar ASSAN’a ulaştı. Eski Makine Kimya Endüstrisi (MKE) Yönetim Kurulu Başkanı ve ASSAN’a danışmanlık yapan İsmet Sayhan askeri casusluk ve çete üyeliği iddiasıyla gözaltına alındı. Sayhan da Bahçeli ile fotoğrafları olan bir isimdi. Yılmaz ile irtibatı biliniyordu.

Baykar Şirketi’nin sahibi Selçuk Bayraktar’a yakın haber kanalları bir süredir Sayhan’ı hedef gösteriyordu. Sayhan’a ait bir WhatsApp yazışmasının ekran görüntülerini yayımladılar. Bu yazışmada Sayhan, ‘MKE Özel Proje Danışmanlığı’, ‘Mühimmat tedarik planı’ adında dosyaları bir başkasına gönderiyordu. Sayhan, önceki gün ‘Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etme, amacı dışında kullanma, hile ile alma’ suçundan tutuklandı.

İsmet Sayhan’a ifadesinde Aziz İhsan Aktaş’ı tanımadığını söyledi. Selahattin Yılmaz ile bağlantısı soruldu. Selahattin Yılmaz’ı 2019 yılından beri tanıdığını anlattı. Şu bilgileri verdi: “Trabzon’daki bir davasında avukatlığını yapmıştım… 5-6 ay kadar önce Yılmaz beni arayarak eski Jandarma Genel Komutanı Arif Çetin ile yemek yiyeceklerini söyledi… Üçümüz beraber yemek yedik. Yılmaz ile aramda bir ticari ilişki yoktur.”

İfadede Sayhan’a tutanağa geçirilmeden Aktaş’ın müşteki sıfatı ile alınan beyanı okundu ve bizim öğrenemediğimiz bu iddialar soruldu. Tutanakta gizlenen bu beyana karşı Sayhan özetle şunları söyledi: “Bu tarz birisinin tehdit edilmesi ya da zarar verilmesi konuları duysam yetkili mercilere bildiririm. Aktaş’ın belirttiği hususların benimle alakası yoktur. Yılmaz ile böyle bir olayla alakalı da görüşmedim.”

İfadenin sonraki aşamasında ‘casusluk’ suçlamasına geçiliyor. MKE’de Hukuk Direktörlüğü ve Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptığı dönemde kurum bilgilerini öğrenmek için kişi ya da kurumların kendisiyle temasa geçip geçmediği sorulması üzerine Sayhan, “Benimle hiç kimse görev yaptığım dönemde herhangi bir bilgi için irtibata geçmedi.”

Sayhan, bu sözlerin devamında karalama kampanyasına maruz kaldığını savundu. İfadenin devamında MKE’den özel şirketlere kadroların transferini yaptığı, gizli bilgileri şirketlere aktardığı yönündeki iddiaları yalanladı. MKE’de sadece 9 ay görev yaptığını söyledi.

Soru üzerine MKE’den ayrıldıktan sonra ASSAN Group’un avukatlığını yaptığını kabul eden Sayhan, “ASSAN ve MKE arasındaki bir davada ben avukat olarak bulunmamaktayım. Bu davada avukat ASSAN kadrolu avukatıdır. ASSAN hakkında Milli Savunma Bakanlığı tarafından tesis edilen ihale yasaklaması işleminin iptali için açılan bir idari davada tarafımdan alt vekâlet verilen Serhat Gürkan isimli avukat yer almış, itiraz üzerine bu avukat vekâletten çekilmiştir” dedi.

Sayhan, MKE’de görev aldığı dönemde ASSAN’ın sahibi Emin Öner’e gizli bilgileri ilettiği iddialarını kabul etmedi.

ASSAN ise açıklamalar yaparak iddiaları yalanlıyordu. 26 Ağustos’ta yapılan açıklamada WhatsApp ekran görüntüsündeki belgelerin şirketin Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na sunmak üzere hazırladığı üretim, teslim ve planlama dosyası olduğu savunuldu. Şirketin hiçbir gizli belgeye ulaşmadığı ifade edildi.

Bu açıklamadan bir gün sonra ASSAN Group şirketinin sahibi Emin Öner ile şirketin Genel Müdürü Gürcan Okumuş gözaltına alındı. İstanbul Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada Emin Öner ve Gürcan Okumuş’un FETÖ ile irtibatlı oldukları ve askeri casusluk faaliyeti gerçekleştirdikleri iddia edildi. ASSAN’ın 10 şirketine kayyum atandı.

Yeniden bir “Kandırıldık, Allah affetsin” durumuna tanıklık ediyorduk. ASSAN 50 yılı aşkın süredir faaliyet gösteren bir savunma sanayi şirketiydi ve son dönemde devletten defalarca teşvik almıştı. 2021 yılında Cumhurbaşkanı kararıyla ASSAN’a bomba ve mühimmat üretimi için büyük teşvik verilmişti. İktidarla yakın bağlantıları olan şirketin Efes 2024 tatbikatındaki standını Cumhurbaşkanı Erdoğan ziyaret etmiş, fotoğraflar yayınlanmıştı. ASSAN şirketinin sahibi Emin Öner’in Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile fotoğrafları arşivde duruyor.

Oysa ASSAN’a Milli Savunma Bakanlığı’nın talebiyle 2 yıl ihale yasağı getirilmişti. Bunun gerekçesi; ASSAN’ın MKE ile 2022’de imzaladığı TNT tedariği sözleşmesindeki yükümlülüklerini yerine getirmemesiydi.

Suikast iddiasıyla başlayan soruşturma, Savunma Şirketleri üzerinden bir casusluk operasyonuna dönüşmüş durumda.

Tam bu sırada Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar, kameraların karşısına geçerek  ‘TCG Anadolu ve Savarona hakkındaki açıklamalarda bulundu. Deniz Kuvvetleri Komutanı ya da Donanma Komutanı tarafından açıklanması gereken bu bilgileri Selçuk Bayraktar’ın açıklaması tepki çekti. Özetle Türkiye, Savunma Sanayii’nin özel şirketlerin hizmetine sunulmasının krizi yaşanıyor. Bunun sonuçlarını geçmiş skandallarda da yaşadık.

Sezgin Baran Korkmaz skandalı, Sedat Peker ifşaları ve SADAT’ın açıklamalarında bunları gördük. Kara para aklanan Paramount Otel’e Cihan Ekşi’nin çöktüğü iddia edilmişti. Hatta otele zırhlı araçla girildiği öne sürülmüştü. Cihan Ekşi de savunma sanayii alanında faaliyet gösteriyordu ve Paramount Otel’de Savunma Sanayi Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir’in ailesiyle kaldığı ortaya çıkmıştı. Sedat Peker de Cihan Ekşi’nin Whatsapp’ın takip edilmesini sağlayan bir sistemi İsrail’den alıp Milli Savunma Bakanlığı’na satarak yolsuzluk yaptığını iddia etmişti. Padişah kıyafetleriyle sitede gezdiğini iddia etmişti. Savunma sanayindeki operasyonlar ve kavga artarak devam edecek gibi görünüyor.

İsmet Sayhan

∗∗∗

NEREDEN GELİYOR BU PARA…

Ankara’daki bir oto galerinin açılışı aslında çok basit düzeni ortaya koyuyor. Eski Ülkü Ocakları Başkanları, ultra lüks araçlarla dolu galerinin sahibi görünüyor. Ama herkes mafya lideri olduğu iddia edilen Selahattin Yılmaz’ı tebrik ediyor…

Suikast iddiasıyla başlayıp casusluk operasyonuna dönüşen soruşturmada operasyonların, MHP’yi hedef aldığı iddia edildi. Selahattin Yılmaz’ın yer aldığı çok ilginç bir video dikkat çekiyor. Bu görüntülerde Ankara’da Beytepe Motors isimli bir oto galerinin 17 Mayıs’ta yapılan açılışı var. Galerinin önünde her biri on milyonlarca lira değerindeki ultra lüks araçlar sergileniyor. Rengârenk Ferariler, Porscheler, Lamborghini otomobiller birbiri ardına sıralanıyor. Galerinin sahipleri eski Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı olan Deniz Güzelay ve Zekai Pınarbaşı olarak görünüyor. Deniz Güzelay’ın adı Sinan Ateş cinayetinde gündeme gelmiş, Ayşe Ateş de ifadesinde onun adını da vermişti. 2017 yılında Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcılığı koltuğunda otururken elinde Kaleşnikof ile verdiği poz tartışma yaratmıştı.

PARANIN KAYNAĞI NE?

Bu iki ismin sadece 2-3 yıl içinde böylesi büyük servete ulaşması soru işaretleri doğurdu. Daha önce İstanbul’da Tonyokuk isimli bir şirket kurmuşlardı. Bu şirketi Ankara’ya taşıdılar ve inşaat işlerine girdiler. Bu şirket önünde de Selahattin Yılmaz ile verdikleri pozları sosyal medya hesaplarından paylaşmışlardı.

T24’ten Tolga Şardan, Beykent Motors’un hissedarlarından birinin Selahattin Yılmaz olduğuna dair iddiaları köşesine taşıdı. Videoda da Beykent Motors açılışının baş konuğu Selahattin Yılmaz. Hatta açılışa gelenlerin büyük çoğunluğu onu tebrik ediyor. Açılışta Selahattin Yılmaz’ın yanında aynı soruşturmada tutuklanan ve birkaç gün sonra savcılık kararıyla tahliye edilen Turgut Öner var. Hatta videoda açılışa gönderdiği çelenk de dikkat çekiyor.

ÇELENKLERİN DİLİ

‘Tatar’ ailesini açılışa gönderdiği büyük çelenk de dikkat çekici ve not alınmalı. Galerinin tam girişindeki büyük çelenkte yer alan isim de dikkat çekici: Cengiz Gökay. Eğer isim benzerliği değilse AKP Antalya Milletvekili Hüseyin Samani’nin damadı. 6 Şubat depremlerinde yıkılan Ezgi Apartmanı davasının firari sanıkları Sami Kervancıoğlu ve Mustafa Pekel, Ankara’da Cengiz Gökay’a ait lüks villada yakalanmıştı. Ankara’daki bir galeri açılışına bu kadar karanlık ilişkilerin sığması Türkiye’nin halini ve düzenini gözler önüne seriyor.


Emperyalistler ve işbirlikçilerine yol göründü: ‘Sizin çocuklar’ın gitme vakti geldi -BİRGÜN-

ABD eliyle gerçekleştirilen darbe 45 yıldır Türkiye'de hüküm sürüyor. Ülkeye, işsizlik, yoksulluk ve acıdan başka bir şey vermeyen 12 Eylül cuntasından ve etkilerinden kurtulmanın tek yolu mevcut iktidarı alaşağı etmek.

Türkiye'nin içinde sürüklendiği ve 45 yıldır devam eden derin karanlığın en önemli nedeni hiç kuşku yok ki 12 Eylül 1980 askeri darbesidir. Üzerinden geçen 45 yıla rağmen etkisi bırakın etkisinin azalması zihniyet ve uygulamalarıyla derinleşerek devam ediyor.

Türkiye 1950'li yıllardan başlayarak adım adım ABD yörüngesine sokuldu. Buna karşı verilen mücadele darbeler, katliamlarla bastırılmaya çalışıldı. Her şeyden önce 12 Eylül 1980 darbesi ABD eliyle Türkiye'nin dizayn edilme girişimidir. Bu darbeyi yaptıranlar hiç kuşkusuz Türkiye'ye biçilen role uygu iktidar modellerini de hesapladı. Turgut Özal'la başlayan ve Erdoğan'la devam eden süreç ABD talimatıyla cuntacıların açtığı yoldan ilerlemekten başka bir şey değil.

Halkı tüm karar alma mekanizmaların dışına iten, siyaseti elitlerin mesleği haline getiren anlayışı zorla da olsa hakım kılmaya çalıştı. İslamcı zihniyeti yerleştirmek için eğitimden yargıya kadar onlarca düzenleme gerçekleştirdiler. Tarikatları, cemaatleri beslediler. Sol-sosyalist hareketleri, fikirleri başı ezilmesi gereken düşman olarak gördüler. Cumhuriyet'in tüm kurumları tasfiyesiyle liberal bir dönüşüm inşa ettiler.

EMPERYALİZMİN İZİNDEN GİTTİLER

Bu kötülüklerin en büyüğü hiç kuşku yok ki toplumun siyasetle kurduğu tüm bağları yok etmekti. 1980 öncesi ülkenin birçok noktasında yeşeren halkın katılımını esas alan yönetim modelleri yok edilirken yerine tek adam diktatörlükleri konuldu. Kooperatiften siyasi partiye kadar her alanda aynı anlayış egemen oldu. İşçilerin Yeni Çeltek'i TARİŞ'i, öğrencilerin ODTÜ ÖTK'sı, halkın Fatsa'sıyla yeni bir hayatın ipuçları filizlenirken yerini asker postalı ve Evren'in sesi aldı. Halkın siyaset yapabildiği örgütlerin yasaklanması, partilerdeki lider sultası, seçim barajları siyaset alanın daralttı.

Evren başlattığı bu yolda Özal, Demirel, Çiller gibi figürler büyük bir iştahla yürüdü. Ama bu isimlerin yanında Erdoğan'a özellikle de 12 Eylül 2010 referandumundan sonraki AKP iktidarına ayrı bir paragraf açmak gerekiyor. Erdoğan-Gülen işbirliğinin zirve yaptığı referandum süreci ve sonrasında yargı eliyle devleti bütünüyle ele geçirmesi bugünkü tek adam rejimine açılan kapı oldu.

İSRAİL-ABD PROJESİ

12 Eylül darbesi siyasal İslamcılığı devlet politikası haline getirdi. Ortadoğu’dan başlayarak dünyanın farklı coğrafyalarında ABD eliyle İslamcı örgütler desteklendi. Atatürkçülük kisvesi altında darbeci generallerin en önemli görevi ülkenin baştan aşağıya ABD emperyalizmiyle uyumlu bir İslam ülkesi haline gelmesiydi. Sovyetler’e karşı Yeşil Kuşak ve Ortadoğu’da ABD hegemonyasını genişletmek üzere Afganistan ve Irak işgalleriyle başlayan BOP çerçevesinde siyasal İslamcı hareket hem Türkiye’de hem de Ortadoğu’nun çeşitli ülkelerinde ABD emperyalizminin “stratejik ortağı” olurken AKP de hem piyasayla uyumlu, neoliberal dönüşümü gerçekleştirebilecek hem de bölgeyle uyumlu ılımlı İslamcı bir model olarak gösterildi.

Bu politikalar bugün de İsrail-ABD ortaklığıyla devam ediyor. Ortadoğu'yu mezhepler ve kimlikler üzerinden birbirine düşürüp kan gölüne çeviren emperyalistler benzer bir senaryoyu Türkiye için de devreye sokmaya çalışıyor. Bahçeli-Erdoğan eliyle oluşturulacak yeni rejimin ana kolanlarını etnik ve mezhepsel kimlikler üzerinden yükseltilmesi planlanıyor. Bu düzenlemenin gelip varacağı yer hiç kuşku yok ki saltanattır, tek adam rejimidir. Demokrasinin rafa kaldırıldığı seçimsiz Türkiye'dir

Bugünün BirGün'ü

19 MART'LA SÜRÜYOR

Bugün çok net biçimde söylenebilir ki cunta tek adam rejimiyle devam ediyor. Bu sadece politik ve ideolojik bir devam da değildir. Öncesiyle ve sonrasıyla cuntanın hazırlayıcısı, faili olanların iktidarda olduğu bir ortaklıktan bahsediyoruz.

12 Eylül öncesinde ülkeyi bir iç savaşa ve giderek bir askerî darbeye sürükleyen süreçlerde emperyalizmin rolü nedir? Onlarca katliamın ve cinayetin sorumlusu kimlerdir? Komünizme karşı siyasal İslam’ın örgütlenmesine yönelik stratejilerin uygulayıcılarının bu süreçlerde üstlendikleri misyon nedir? Bu soruların yanıtları verildiğinde 12 Eylül’ün bugünkü mevcut rejimin egemen güçleriyle; AKP ve MHP’ ile olan bağları çok net olarak ortaya çıkacaktır.

Neredeyse her hafta muhalefete karşı gerçekleşen bir operasyona uyanıyoruz. Gençler, gazeteciler iktidarın sürek avlarına dönüşmüş durumda. Türkiye 45 yıllık bir karanlık gecenin içine sürüklendi. Ülkeyi bu kabustan çıkaracak yegane şey halkın direnişi, örgütlü mücadelesi ve bu mücadeleyle kazanılacak zaferdir. 12 Eylül darbesiyle hesaplaşmanın tek ve yegane yolu mevcut iktidarı alaşağı etmekten geçiyor.

Türkiye'de genç, yaşlı yüzbinlerce insan cuntaya direnerek umudu sonraki nesillere taşıdı. Şimdi hesabı kapatma zamanı geldi. 12 Eylülcülerle, onların sahipleriyle ve devamlarıyla tekmili birden hepsini tarihin çöp sepetine yollama zamanıdır.

Türkiye halkları 45 yıldır gösterdiği dirençle buna çoktan hak etti.

12 Eylül darbesinin baskı politikaları ve zorbalıkları bugün Saray rejimi eliyle devam ediyor.

∗∗∗

BU BİR 12 EYLÜL HATIRLATMASI DEĞİLDİR

SOL Parti, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin 45'inci yıldönümü nedeniyle açıklama yaptı. Açıklamada şu görüşlere yer verildi: “12 Eylül darbesi, ABD’nin komutasında, sermayenin ve tüm gerici güçlerin isteklerine uygun olarak, gerçekleştirildi.

Emperyalistlerin, gerici faşist güçlerin ve sermayenin dışında arkasında kimse olmayan cunta, baskı ve zorla ülkenin kaderine el koydu!

Aynı cunta ilk seçimlerde hangi partilerin kurulacağından hangi partinin başkanının kim olacağına kadar her şeye karar vererek varlığını sürdürmeye çalıştı.

12 Eylül devletin İslamcı faşizme dönüşümünde en önemli kırılma noktalarından birisi olarak gerçekleşti, bugün de kendi suretinden bir tek adam rejimi altında sürüp gidiyor! Ama unutulmasın; 12 Eylül’e alkışlanan Kenan Evren ve diğerleri, aradan geçen yılların ardından, arkalarında onları destekleyecek tek kişiyi bulamadıkları büyük bir yalnızlık ve zavallılık içinde ölüp gittiler!

Kenan Evren ve cuntacıların yanlılığı, bugün ülkeyi idare edenler için de örnek niteliğinde!

Baskı ve zorbalıkla seçimlerin göstermelik hale geldiği bir rejim hayali görenler; bunun için muhalefet partilerini polis zoruyla işgal edenler, gençleri tutuklayıp hapse atanlar ülkeyi 12 Eylül cuntasını aratmayacak bir hoyratlıkla yönetiyor. Kendilerini her fırsatta destek açıklayan Trump, ayakta alkışlayan yandaş, ellerindeki tutukları yargı ve polis gücünü çok güvenmesinler. Bilsinler ki sürdürmeye çalıştıkları bu çürümüş düzen ilelebet ayakta kalamayacak…

Bugün birleşik bir muhalefet gücü olarak sokakları dolduran, gençleri kadınları, işçileri köylüleriyle bu ülkenin onurlu ve yürekli insanları mutlaka bu zalim iktidarı yenecek…

Bugün bu iktidara karşı direnenler tıpkı 12 Eylül’e karşı mücadele verenler gibi ülkenin onuru olacaklar.

Bir kez daha ifade edelim ki bugünkü iktidar sahiplerinin sonu Kenan Evren’den hiç de farklı olmayacak!

∗∗∗

12 EYLÜL BİLANÇOSU

Darbenin geride bıraktığı tablo 'resmi rakamlara’ göre şöyle:

• Gözaltına alınan: 650.000

• Açılan dava sayısı: 210.000

• Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılananlar: 230.000

• Toplam 644 cezaevindeki hükümlü-tutuklu: 52.000 (1990'da kalanlar)

• Açlık grevinde ölenler: 14

• Kaçarken vurulanlar: 16

• Çatışmada öldürülenler: 74

• Doğal ölüm raporu verilenler: 73

• ‘İntihar' ettiği bildirilenler: 43

• İşkence sonucu öldürülenler: 171

• Cezaevlerindeki gazetecilerin aldığı ceza toplamı: 3.315 yıl 3 ay

• İstanbul gazetelerinin yayın yapamadığı gün sayısı: 300 gün

• Basın özgürlüğünü kısıtlayan yasa sayısı: 151

• Yasaklanan film sayısı: 927

• İnfaz edilen idam cezası: 50

BİRGÜN

Önceden haber mi aldı? Operasyona ramak kala kanaldan ayrıldı + Aile Bakanlığı’na 400 milyonluk araç filosu -SÖZCÜ

Önceden haber mi aldı? Operasyona ramak kala kanaldan ayrıldı -Mustafa Balcı-

İstanbul'da Can Holding'e yönelik soruşturmada suç örgütü kurmak, kaçakçılık, dolandırıcılık, kara para aklama suçlarından 10 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilirken, 121 şirkete TMSF tarafından el konuldu. Kayyum atanan TV kanalları arasında Habertürk, Show TV, Bloomberg HT ve HT Spor yer alırken, AKP'ye yakınlığı ile bilinen spor yorumcusu Rıdvan Dilmen'in geçtiğimiz hafta HT Spor'dan ayrılması dikkatlerden kaçmadı.

Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca Can Holding'e yönelik suç örgütü kurmak, kaçakçılık, dolandırıcılık, kara para aklama suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında 10 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilirken, holding çatısı altında bulunan 121 şirkete el konuldu. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) kontrolüne devredilen şirketler arasında Habertürk, Show TV, Bloomberg HT ve HT Spor gibi televizyon kanalları da yer alırken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın ilişkileriyle bilinen eski Milli futbolcu ve spor yorumcusu Rıdvan Dilmen'in geçtiğimiz hafta HT Spor'daki görevinden ayrılması dikkat çekti. (OPERASYONU ÖNCEDEN Mİ HABER ALDI?) Dilmen, 5 Eylül'de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda "HT Spor’daki yolculuğum bugün itibarıyla sona eriyor. Bu süreçte birlikte çalıştığım tüm yayın arkadaşlarıma, emeği geçen herkese ve en önemlisi bizi izleyen, takip eden değerli seyircilerimize içtenlikle teşekkür ederim." ifadelerini kullanırken, ayrılık açıklamasından 6 gün sonra HT Spor'a yönelik düzenlenen operasyon 'Dilmen operasyon haberini önceden mi öğrendi?" sorularını akıllara getirdi. (AKP'YE DESTEĞİ İLE BİLİNİYOR) Rıdvan Dilmen, uzun yıllardır AKP iktidarına ve Erdoğan’a olan desteğiyle biliniyor. 2017 Başkanlık Referandumu öncesi “Güçlü bir Türkiye için ben de evet diyorum” diyen isimler arasında Rıdvan Dilmen de bulunuyordu.

Aile Bakanlığı’na 400 milyonluk araç filosu -Deniz Ayhan-

TOGG’dan inip Mercedes’e binen Mahinur Göktaş’ın Bakanlığında Haziran ayından bu yana yüz milyonlarca liraya kiralanan ve şu anda da kullanılan 525 araç bulunuyor.

TOGG’dan inip 32 milyon 600 bin liralık Mercedes AMG-S 63-E serisi araca geçmesiyle gündeme gelen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın bakanlığı için 2025’in ikinci yarısında yüz milyonlarca TL’ye araç kiralandığı ortaya çıktı. 2025’in Haziran ayından bu yana Ankara merkez ve il müdürlükleri için 545 araç kiralandı. Araçlar için 392 milyon TL ödendi.(KİRALAMA TAM GAZ SÜRÜYOR) Bakanlığın il müdürlükleri için 2025’in ikinci yarısında kullanılmak üzere 6 aylık şoförlü ve şoförsüz yakıt hariç araç kiralama ihalesine çıktı. 20 Haziran’da yapılan ihaleyi 10’a yakın şirket bölüştü. Şirketlerle 2025’in ikinci altı ayı için 382 milyon 810 bin TL’lik sözleşme yapıldı. Toplamda 525 araç kiralandı.Bakanlık, 25 Haziran’da 20 sedan araç için bir ihale daha düzenleyip 2 aylığına 4 milyon 267 bin 766 TL ödedi. Ardından 22 Ağustos’ta yine 2 aylığına 20 adet araç daha kiraladı. (AKP’lilere pay edildi) Araçların kiralandığı 10’a yakın ayrı şirket bulunurken, şirketlerden bazıları ise tanıdık çıktı. -Şehitkamil’de AKP’li belediye meclis üyesi olan ardından milletvekili adayı gösterilmeyen sonra MHP’den belediye meclis üyesi olarak siyasete devam eden Melik Yılmaz’ın Yılda Özel Eğitim Şirketi’nden 126 milyon 624 bin TL’lik araç kiralandı.-Eski AKP Başkiskele İlçe Başkan Yardımcısı Vedat Tuncay’ın şirketi Tuncay Nakliyat’tan 15 milyon 66 bin TL’lik araç kiralaması yapıldı. -AKP Ankara milletvekili aday adayı olan Mehmet Kaya’nın şirketi Carpartner’dan 9 milyon 255 bin TL’lik araç kiralaması yapıldı. -AKP’li Niğde İl Genel Meclis Üyesi Asım Acar’ın sahibi olduğu Acar Seyahat Nakliye Taahhüt Ticaretinden 13 milyon TL’lik araç kiralandı. 

Sözcü

Karikatürist Boris Yefimov: 70 bin çizgi, 108 yıllık hayat - Kavel Alpaslan/Evrensel -

Eserleriyle bir dönemi ifade eden sanatçılar vardır. Sovyet Karikatürist Boris Yefimov (1899-2008) bu isimlerden biri. Ancak toplam 70 bini aşkın eser ürettiği 108 yıllık hayatında Yefimov’un tek bir döneme ait olduğunu söylemek imkansız. Sovyet sanatçının karikatürleri, devrimden çöküşe Sovyet deneyiminin siyasi mirasını kesintisiz olarak izlememize olanak sağlıyor: Ekim Devrimi, sosyalist inşa, faşizmin yükselişi, emperyalist saldırganlık...

İşin ilgici bu asırlık eserlerin çoğu hiç de eskimiş sayılmaz. Gelin önce biraz Yefimov’un çizgisini tanıyalım.

Kiev’de kunduracı bir Yahudi ailede dünyaya gelen Yefimov, doğduğunda farklı bir soyada sahiptir. Rusya’da özellikle Ekim Devrimi’nden sonra başlayan iç savaşta Yahudilere karşı pogromlar artarken asıl soyadı Fridland’ı terk etmek zorunda kalır. Karşı devrimciler özellikle Yefimov’un memleketi Ukrayna’da pek çok Yahudi’yi katleder. Tıpkı Çarlık Rusya’sı zamanında olduğu gibi.

Bu yüzden Ekim Devrimi’nden sonra Yefimov’un Bolşeviklerden yana saf tutması da çok zor bir karar olmaz. Kendisi bu durumu “Aksi takdirde hayatta kalma şansım, Nazi Partisine katılmak için başvuru yapmakla aynı olurdu” ifadeleri ile açıklıyor.

Her ne kadar hukuk eğitimi alsa da devrim ve savaş yıllarında Yefimov çizim yeteneğini geliştirir. İlk olarak 1916 yılında siyasi karikatürler çizmeye başlar, 1920’lerden sonra genç Sovyet yönetiminin ajitasyon ve propaganda bürosunda işe başlar. Ardından kariyeri boyunca Pravda, Izvestia gibi büyük ulusal gazetelerde ve Krokodil isimli mizah dergisinde çalışır. Ustalık eserlerini 1930’lardan itibaren faşizmin yükselişi ile birlikte verir. İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Nazi Almanya’sının yürüttüğü katliam ve savaşı konu alan sayısız eser kaleme alır.

Savaşın sonuna doğru Sovyet Gazeteci Vasili Grossman ile birlikte ilerleyen Kızıl Ordu birliklerini takip ederken çizimlerini sürdürür. İki toplama kampının özgürleştirilmesinden hemen sonra yaptığı ziyaret Yefimov için çarpıcıdır. Bir ranzanın altına gizlenmiş dua kitabı bulur. Bunu döndüğünde annesine verecektir. Yefimov’un görevi Berlin’e dikilen kızıl bayrakla sona ermez. Nazi sanıklarının yargılandığı Nürnberg duruşmalarını takip eder. Buradaki duruşmalarda sanıkların karikatürlerini çizer.

Yefimov’un gündemine aldığı konular Sovyetler Birliği’nin ta kendisinden damıtılır. Savaştan sonra ABD liderliğindeki kapitalist blok, yeni bir ‘savaş’ sinyalleri verirken Yefimov da emperyalist saldırganlığı kağıda yansıtır. Metaforlarla, gerçekçi çizimlerle ya da canlandırmalarla ‘Soğuk Savaş’ adı verilen zaman dilimini birebir yansıtır. Bugün unutulan o günün ‘güncel’ konuları kadar aradan geçen yıllara rağmen eskimeyen emperyalist saldırganlığın genel ifadesi üzerinde durur.

Dikkat çekici eserlerinden bazıları ise Filistin mücadelesi hakkındadır. Filistin’de 1948 yılında ilan edilen İsrail devleti ile birlikte kalemini siyonizme karşı biler. Filistinlilere yönelik etnik temizlik politikalarını Nazi Almanya’sının uygulamalarıyla benzeştiren ilk isimlerdendir. Yefimov’un dini kökenleri nedeniyle bu tavrı dünyadaki Yahudi cemaatinin bir bölümü tarafından hiç hoş karşılanmaz. İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırısını işgalle şiddetlendirdiği 1980’lerde bir yandan ABD destekli siyonist katliamları eleştirir, öbür yandan Filistinli savaşçıları ellerindeki silahlarla gerçekçi bir üslupla resmeder.

Bugünden dönüp Yefimov’un karikatürlerine baktığımızda bize verdiği genel fikrin bayatlamadığını görüyoruz. Öyle ki emperyalist savaş politikalarını hesaba kattığımızda, eserlerin sadece yayımlandığı yılı değiştirsek bugün de gayet güncel sayılabilirler.

Bir sanatçının hele hele 108 yıl yaşamış bir sanatçının ‘ölümsüz eserler’ yaptığını söylemek, şüphesiz o sanatçının ruhunu huzura kavuşturacak en değerli iltifattır. Fakat eserin ölümsüzlüğü, eğer emperyalist saldırganlık ve sermaye iktidarının kurduğu küresel sistemin devam eden varlığından ileri geliyorsa eğer bir parantez açmak gerekiyor: ‘sanatsal ölümsüzlük’ ve ‘siyasal ölümsüzlük’ gibi iki kategori belirleyebiliriz. Çünkü eserler ölümsüz kalsa da o eserleri var eden ilişkiler bütünü bazen eskimeli, çürümeli. ABD’nin askeri müdahalelerini, sermayenin sınırsızlığını ya da siyonist etnik temizlik politikalarını anlatan yarım asrı aşkın yıllık eserler bugün hâlâ birebir güncelliğini koruyorsa, ortada kronikleşmiş bir sorun var demektir.

Yefimov’un yıllanmış eserlerinin de bu yüzden acı-tatlı bir tadı var.

Kavel Alpaslan/Evrensel

Antalya’da organize işler: TV şirketi sahibi büyükşehire kömür ve kispet satmış! - Yusuf Yavuz / soL -

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda gözaltına alınan televizyon şirketi sahibi Okan Kaya, Antalya Büyükşehir Belediyesi'ne pehlivan kispetinden kömüre, oyuncaktan orkestra malzemesine birçok farklı kalemde malzeme de satmış…

Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yolsuzluk ve rüşvet operasyonları kapsamında bu sabah 20 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında yerel televizyon ve organizasyon şirketi sahibi Mehmet Okan Kaya ile eşi Birsen Arıcan Kaya’nın da olduğu öğrenildi.

Antalya’da büyükşehir belediyesi başta olmak üzere bazı ilçe belediyelerinin etkinliklerinin ihalelerini alan Kaya’nın sahibi olduğu televizyon kanalı ile bazı şirketlerine kayyım atandığı belirtildi. Yayıncılık dışında birçok farklı şirket kurduğu ortaya çıkan Kaya, Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne pehlivan kispetinden kömüre, oyuncaktan orkestra malzemesine birçok farklı kalemde ürün satışı yapmış.

Antalya bu sabaha yine yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla uyandı. Antalya Emniyet Müdürü İlker Arslan’ın büyükşehir belediyesine yönelik operasyonlar kapsamında tutuklanmasının ardından bu kez de yerel televizyon organizasyon şirketi sahibi Mehmet Okan Kaya ve eşi Birsen Arıcak Kaya’nın da aralarında bulunduğu 20 kişi gözaltına alındı.

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu kapsamında gözaltına alınan Kaya’nın sahibi olduğu televizyon kanalına ve şirketlerine kayyım atandığı öğrenildi.

Eski Bakan Çavuşoğlu'na yakınlığıyla biliniyor

Mevlüt Çavuşoğlu ile Mehmet Okan Kaya

Eski Dışişleri Bakanı ve AKP Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu’na yakınlığı ile bilinen Mehmet Okan Kaya, Antalya Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere ilçe belediyelerinin de konser, festival, fuar, kutlama ve çeşitli etkinliklerini üstleniyordu. Daha önce Manavgat Belediyesi’ne yönelik operasyonda tutuklanan Kaya, bir süre cezaevinde kaldıktan sonra geçtiğimiz günlerde serbest bırakılmıştı.

Yayıncı Okan Kaya belediyeye kömür ve pehlivan kispeti satmış

Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yürütülen soruşturmada elde edilen yeni bilgiler doğrultusunda yeniden gözaltına alınan Kaya’nın yayıncılık ve organizasyon işleri dışında enerji, teknoloji, oto kiralama, reklam ve turizm gibi iştigal alanları olan başka şirketler de kurduğu ortaya çıktı. Kurduğu şirketler aracılığıyla Antalya Büyükşehir Belediyesi’nden birbirinden farklı alanlarda ihaleler aldığı görülen Kaya’nın şirketleri Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne kömürden pehlivan kispetine, spor malzemesinden oyuncağa birçok farklı malzeme satmış.

Canlı yayınladığı görüşlerin kispetinden de para kazanmış

Elektronik Kamu Alımları Platformu (EKAP) kayıtlarına göre, Mehmet Okan Kaya’nın Büyükşehir Belediyesi’ne sattığı en ilginç malzemelerden biri yağlı güreşlerde kullanılan pehlivan kispeti. Büyükşehir Belediyesi’nin ya da ilçe belediyelerinin organize ettiği bölgedeki yağlı güreşleri sahibi olduğu televizyon kanalından canlı yayınlayan Kaya, bir başka şirketi aracılığıyla da yeşil çayırlarda güreşen pehlivanların kispetlerinden gelir elde etmiş.

Kispet alım ihalesi Kaya'nın aktüel firmasına verilmiş

Antalya Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’nın yaptığı 150 adet Kispet alımı ihalesi, Okan Kaya’nın sahibi olduğu Aktüel firmasına verilmiş. Yaklaşık maliyeti 1 milyon 823 bin 400 TL olan ihale, 28 Mayıs 2024’de 1 milyon 792 bin 500 TL bedel üzerinden sözleşmeye bağlanmış.

 

Yıllık kömür ihalesini Kaya'nın enerji şirketi almış

Yayıncı ve organizasyon şirketi sahibi Mehmet Okan Kaya’nın Antalya Büyükşehir Belediyesi’nde aldığı bir başka ihale başlığıysa kömür alımını içeriyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’nın yaptığı 2023 yılı kömür alımı ihalesi, 22 Kasım 2023 tarihinde imzalanan 1 milyon 377 bin TL’lik sözleşme bedeliyle Okan Kaya’nın kurduğu Güncel Enerji ve Teknoloji şirketine verilmiş. Söz konusu şirketin Aralık 2022’de kurulduğu görülüyor. Büyükşehir Belediyesi, ihaleyle aldığı kömürleri ihtiyaç sahibi ailelere yardım amaçlı dağıtıyor.

Orkestra malzemesi, beyaz eşya, oyuncak: Ne lazımsa verelim

Muhittin Böcek ve Mehmet Okan Kaya

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nde Başkan Muhittin Böcek başta olmak üzere belediyede görevli daire başkanlarıyla yakın ilişkiler içinde olduğu belirtilen Kaya’nın bir başka şirketi üzerinden 6 Mart 2024’te aldığı oyuncak, beyaz eşya ve mutfak malzemeleri ihalesinin miktarı 5 milyon 777 bin 344 TL.

Kaya, 14 Aralık 2023’te Büyükşehir Belediyesi’nden 5 milyon 158 bin TL’lik spor malzemesi, alet ve ekipman ihalesi, 4 Aralık 2024’teyse 1 milyon 894 bin TL’lik bando ve orkestra sarf malzemesi ihalesi almış.

Cumhuriyet’in 100. yılı kutlamalarına 13 milyonluk ihale

Resmi bayramlarda ve özel günlerde Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen konser, etkinlik ve kutlamaların ihalesini de alan Okan Kaya’nın Cumhuriyet’in 100. Yılı olan 2023’te 29 Ekim kutlamalarında Antalya Büyükşehir Belediyesi’nden aldığı organizasyon ihalesinin tutarı 13 milyon 100 bin TL. Kaya’nın kayyum atanan şirketleri üzerinden Antalya Büyükşehir Belediyesi’nden aldığı ihalelerin yaklaşık 40 milyon TL düzeyinde olduğu görülürken, ilişkili olduğu ya da eşine ait olan şirketler üzerinden alınan ihalelerin bu rakamların dışında olduğu belirtiliyor.

Yeter ki ihale olsun, her türlü ihtiyaç yaratılır

Antalya’daki yeni gözaltı dalgasının ardından çıkan ihale detayları, "organize işler" algısı yarattı. Belediyenin kendi bünyesinde yapabileceği birçok kalemde mal ve hizmet alımının, "ihtiyaç" yaratılarak ihale yoluyla çözülmesi, bir tür sermaye aktarımına dönüşmüş durumda. Yaratılan "ihtiyaçlara" yönelik kurulan şirketlerden önce doğrudan temin yoluyla yapılan küçük rakamlı alımlar yapılırken, ardından büyük rakamlı ihalelere giden yolar açılıyor.

Doğrudan teminle hep aynı şirketten sigara alımı yapılmış

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin doğrudan temin yoluyla yaptığı alımlar arasında "sigara" bile var. Belediye şirketi EKDAĞ’ın "Satış İçin Sigara" başlığı ile Nisan-Temmuz 2025 tarihleri arasında 7 doğrudan temin ile yaptığı alımlar kapsamında yaklaşık 200 bin TL’lik sigara alındığı görülüyor. Sigara alımlarının hep "Stokis Gıda" adındaki şirketten yapılmış olması da dikkat çekiyor.

Tutuklanan iş insanı Fazlı Ateş: Önce küçük bütçeli ihalelere girerdim

Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında Antalya Emniyet Müdürü İlker Arslan ile birlikte tutuklanan iş insanı Fazlı Ateş, büyükşehir belediyesinden 5-6 kez doğrudan temin yoluyla ihale aldığını belirttiği ifadesinde, ihale süreçlerinde işlerin nasıl geliştiğini şöyle anlatmıştı: “İlk aldığım ihale Kemer Belediyesi çatı onarım işidir. Şirketim yeni olduğu için ve maddi olarak güçlü olmadığım için belediyenin açık ihalelerine girmezdim. Doğrudan temin olan daha küçük bütçeli ihalelere girerdim. Antalya Büyükşehir Belediyesi'nden veya iştiraklerinden ihale alan herhangi bir şirket/şahsın ihaleyi almasına ya da ihale ilgili bir sorununun çözümüne yönelik aracılık etmedim.”

Yusuf Yavuz / soL

Öne Çıkan Yayın

BİRGÜN "Köşebaşı + Gündem" -13 Ocak 2026-

  Emekli aylıklarında sefalet: Asıl sorumluyu unutma!-Aziz Çelik-  Emekli aylıklarındaki sefaletin asıl sebebi sosyal güvenlik karşı devriml...