17 Ekim 2026 Cumartesi

Kalan İstanbul - EVRENSEL MANŞET -


Rant hırsı ve zengin takımının gösterişli yaşam alanı merakı için dizginsiz şekilde yağmalanan İstanbul şiddetli yağış karşısında felç oldu. Kentteki 168 dere havzasının 108’i yapılaşma nedeniyle fiziksel özelliğini kaybetmiş durumda. Kentin kuzeyindeki doğal alanlar devasa inşaat projeleri ve lüks villalarla paramparça edildi ve bütün bir kent buna kurban edildi.

***
Her selde aynı tablo: Afetin izlerini değil sorumluluklarını siliyorlar -Barış Salık - Murat Uysal-

Selin vurduğu İstanbul, Kocaeli ve Sakarya’da zarar görenler ödeme bekliyor. Valilik “Ödemeler pazartesi” diyor, ama kime, ne kadar belli değil. Ayamama’dan Bozkurt’a geçmiş seller gösteriyor: Yıkım halka kalıyor, sorumlular temize çıkıyor.
***

Sarıyer’in Çamlıtepe Mahallesi’nde dereden sokak aralarına taşan su hâlâ tahliye ediliyor. Evi hasar gören Didem Taşçı, dere yatağının yön değiştirdiğini anlatıyor: “Devlet büyüklerinden destek istiyoruz. Artık yorulmuş ve bitmiş durumdayız. Maddi bir şey istemiyoruz. Üst katımda mahsur kalanlar var, yatalak hastası olanlar var. Rögarlar temizlensin, pis sudan kurtulalım.”

Birkaç sokak ötede, afet bölgesi ilan edilen Ayazağa’da elektrik çarşamba gününden beri yok. Mahalle muhtarı, akım riski nedeniyle merkeze hâlâ elektrik verilemediğini söylüyor: “Herkesin bebeği var, hastası var. Ailede çalışan insanların yanında bakıma muhtaç kişiler de var. Elektrik olmadan hiçbir şekilde çözüm yok.” Evlerine giremeyenler komşularına, akrabalarına sığınmış durumda. Muhtara yurttaşlara ne tavsiye edeceğini sorduğumuzda şöyle diyor: “Vallahi tavsiye edebileceğim hiçbir şey yok. Elimden de bir şey gelmiyor maalesef, üzüntüden başka.”

Resmi sayımda çalışırken ölen işçi yok

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, 14 Ekim’de İstanbul’un bazı bölgelerinde metrekareye 272 kilogram yağış düştüğünü ve kentin 1942’den bu yana en büyük sel felaketini yaşadığını açıkladı. Resmi açıklamalara göre selde 4 kişi yaşamını yitirdi. Ama bu sayıda bir isim eksikti. Beykoz Paşamandıra’da yapımını Beyoğlu İnşaat’ın üstlendiği Firuzbey İlkokulu şantiyesinde, biriken sel suyunu tahliye etmek için çalıştırılan İnşaat İşçisi Faik Şentürk, biriken suya düşerek yaşamını yitirdi. İstanbul Valisi yurttaşlara “Evinizden çıkmayın” çağrısı yaparken Şentürk şantiyede çalışıyordu. Ölümü resmi bilançoda sel kaybı olarak sayılmıyor. Hangi iş güvenliği önleminin alındığı da açıklanmadı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Ayazağa’da hâlâ 3 kişi aranıyor: Haşim Ciritoğulları, Ahmet Derin ve Halil Yalçınkaya. Kayıp listesindeki bir diğer isim 1996 doğumlu Murat Babacanov. Türkmenistan uyruklu Babacanov, Ayazağa’da kuryelik yapıyordu. Selden sonra yalnızca motosikleti bulundu. Yakınları, cenazesi bulunursa Türkmenistan’a götüreceklerini söylüyor.

Uyarı vardı, mesai sürdü


Meteoroloji 14 Ekim’de 6 il için turuncu kodlu uyarı yayımlamıştı. Kamuda yalnızca hamile ve engelli personel ile küçük çocuğu olan kadın çalışanlar idari izinli sayıldı. Özel sektördeki işçiler için hiçbir düzenleme yapılmadı. Sonuç Ayazağa’da görüldü: Kemerburgaz Caddesi’ndeki şirketlerde gece mesaisine kalan yaklaşık 200 çalışan iş yerlerinde mahsur kaldı. Bir kargo firmasının işçileri 20 saat sonra Zodyak botlar ve kepçelerle çıkarılabildi. Bir beton fabrikasındaki işçiler de geceyi fabrikada geçirdi ve sabah kepçeyle kurtarıldı. Beykoz’daki şantiyede ise sel sularını tahliye etmek de işçiye kaldı.

"Ödemeler pazartesi" denildi ama ne kadar, kime?


İstanbul Valisi Davut Gül, zarar gören yurttaşlara ödemelerin en geç 19 Ekim Pazartesi başlayacağını açıkladı. Ödemenin tutarı ve kimlerin hak sahibi olacağı ise açıklanmadı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı temel ihtiyaçlar için İstanbul’a 200 milyon lira aktardığını duyurdu. Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum “Tek bir mağdur vatandaş bırakmayacağız” dedi ve ilk tespitlerde 300 iş yeri ile 200 aracın hasar gördüğünü açıkladı. Kurum, Ayazağa’da yaşananların nedeninin kapalı dere kesiti ve yetersiz altyapı olduğunu da kabul etti. Dereyi kimin kapattığı, o altyapıyı kimin yetersiz bıraktığı ise sorulmuyor.

Esnaf için ayrı bir destek programı, KOSGEB kredisi ya da hibe açıklanmış değil. Aracı sele kapılanlar için otomatik bir devlet tazminatı yok; poliçesi olmayanın zararı kendi üzerinde kalıyor. Türkiye Sigorta Birliğine göre 15 Ekim itibarıyla İstanbul’da yalnızca 838 hasar ihbarı yapıldı. Binlerce su baskını yaşanan kentte bu rakam, sigortasız evlerin ve dükkanların yükünü kimin taşıyacağı sorusunu açıkta bırakıyor.

Selin vurduğu tek kent İstanbul değil. Kocaeli Valisi İlhami Aktaş 350 haneyi su bastığını, 7 istinat duvarının yıkıldığını açıkladı. Aracıyla sele kapıldığı değerlendirilen eski bir muhtar hâlâ aranıyor. Sakarya’nın Karasu ilçesine bağlı Karanlıkdere Mahallesi’nde selin dağdan sürüklediği taş ve toprak evlere doldu, bir evde göçük oluştu. Muhtar Yılmaz Koca, hasar gören evler için yurttaşların devletten yardım beklediğini söylüyor. Sapanca’da ise dere kenarındaki iki katlı bir villa sel sularıyla birlikte çöktü.

Ayamama: İşçiler boğuldu, patron para cezasıyla kurtuldu

Bu bekleyişin nasıl sonuçlanabileceğini İstanbul’un yakın geçmişi gösteriyor. 9 Eylül 2009’da Ayamama Deresi taştığında 31 kişi yaşamını yitirdi. Ölenlerin önemli bir bölümü işçiydi. İkitelli’deki tır garajında araçlarında uyuyan 10 şoför boğuldu. Pameks Tekstil’e giden ve eşya taşımak için üretilmiş kapalı kasa bir panelvandaki kadın işçiler araçtan çıkamadan hayatını kaybetti. Dere, 1995’ten beri defalarca taşmıştı ama önlem alınmamıştı. Davada bilirkişi kusurun yarısını “doğal afete” yükledi. Fabrika sahibine verilen hapis cezası önce indirildi, sonra 243 bin 200 liralık adli para cezasına çevrildi. Yıkım işçi ailelerine kaldı. Sorumlu ise taksitle temize çıktı.

Yeni yağış kapıda

Meteoroloji 14 il için yeniden kuvvetli sağanak uyarısı yaptı. Kocaeli Valisi Aktaş, toprağın doyum noktasına ulaştığını belirterek yurttaşlardan dere yataklarından uzak durmalarını istedi. Dere yatakları yerinde, kapalı kesitler yerinde, şantiyelerde çalıştırılan işçiler yerinde. Değişmeyen bir şey daha var: Çamuru yine halk temizliyor, sorumlular yine temize çıkıyor.

Bozkurt: Kurumlar yargılanmadı

11 Ağustos 2021’de Batı Karadeniz’de 82 kişi öldü, yalnızca Kastamonu’nun Bozkurt ilçesinde 65 kişi yaşamını yitirdi ve 7 kişiye hâlâ ulaşılamadı. Ezine Çayı kıyısındaki Ölçer Apartmanı 20 kişiye mezar oldu. İTÜ’lü akademisyenlerin hazırladığı bilirkişi raporu, 1982’de imara açılan dere yatağındaki binanın taşkın riski taşıdığının afetten önce bilindiğini ortaya koydu. Buna rağmen imar planını hazırlayan İller Bankası, Bozkurt Belediyesi ve kanaldan sorumlu DSİ hakkında dava açılmadı. Müteahhit ilk duruşmada tahliye edildi. Bölge ertesi yıl yeniden sular altında kaldığında Bozkurtlular Evrensel’e “İhmaller yüzünden aynı şeyleri yaşadık, hiçbir önlem alınmadı” demişti. Bugün ilçe “Yeniden inşa edildi” diye anılıyor. Hesabı sorulmayan ise imarı açanlar oldu.

İstanbul’un bir önceki ölümlü seli üç yıl önceydi. 5 Eylül 2023’te Başakşehir ve Küçükçekmece’de 57 yaşındaki Yıldız Yurtseven ve 32 yaşındaki Gineli İraman Kebe sel sularında yaşamını yitirdi. O dönem İçişleri Bakanlığı etkilenen hanelere 15 bin liralık ödeme yapılacağını açıklamıştı.

/././


Prof. Dr. Miktad Kadıoğlu'yla konuştuk: 5 soruda afet neden yönetilemedi? Ne yapılmalı?-Ahmed Ziya Aydın-

Prof. Dr. Miktad Kadıoğlu ile afet yönetimindeki eksiklikleri, erken uyarılardan kriz anına kadar yapılması gerekenleri ve sel felaketlerini önlemenin yollarını konuştuk.

***
İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü'nden Prof. Dr. Miktad Kadıoğlu ile son dönemde artan sağanak yağışlar, sel felaketleri ve alınması gereken önlemleri konuştuk. Bilimsel uyarılardan kriz anında yapılması gerekenlere kadar afet yönetimindeki eksiklikleri ve çözüm yollarını 5 soruda ele aldık.

1. Meteoroloji Genel Müdürlüğü günler öncesinden uyarı yapmasına rağmen büyük mağduriyetler yaşandı. Bu uyarılar yapıldığında hangi somut önlemlerin alınması gerekirdi?

Uyarı bir bilgidir; onu afeti önleyen bir eyleme dönüştürmek ise bir karardır. Bizde uyarı ile karar arasındaki köprü kurulmamış. Uyarı geldiğinde ne yapılacağı önceden yazılmadığı için kararlar, yağmuru görünce, alt geçit dolunca, sosyal medyada görüntüler yayılınca alınıyor. 14 Ekim’de İstanbul için sarı uyarı sabah 09.36’da verildi; okulların ertesi gün kapanacağı akşam 18.30 sularında, kent su altındayken açıklandı. Bir de şunu eklemeliyim: İstanbul’a tek bir sarı uyarı verildi; oysa aynı gün Beykoz’a 230, Beylikdüzü’ne 8 kilogram yağış düştü. Uyarının ilçe ilçe ve etkiye göre verilmesi gerekir.

"Genel bir 'dikkatli olun' cümlesi kimseyi korumaz"

Uyarı geldiğinde alınması gereken somut önlemler:

Okul ve iş kararları: Kararlar bir gün önce, akşam saat 20.00’den önce verilmeli; seçenekler yalnızca “açık” ya da “kapalı” değil, “geç açılış” ve “erken dağıtım” da olmalıdır. Kamuda mesai başlangıcı ertelenmeli, uzaktan çalışabilen çalışmalıdır.

Mazgal, ızgara ve dere ağızları: Uyarıyla birlikte ekipler bilinen su baskını noktalarına önceden gönderilmeli; mazgallar ve dere ağızları yağış başlamadan açılmalı, alt geçit pompalarının yakıtı ve bakımı kontrol edilmelidir.

Alt geçitler ve yollar: Su birikmesi bilinen alt geçitler yağış başlamadan kontrollü olarak kapatılmalı, sürücüler yönlendirilmelidir. Akan 15 santim su bir yetişkini, 30 santim su bir otomobili sürükleyebilir.

Elektrik: Su basması bilinen sokaklarda ve alt geçitlerde dağıtım şirketleri hazır bekletilmeli; su girdiği anda o hattın enerjisi kesilmelidir. Balat’ta su birikintisinde elektrik akımına kapılan 14 yaşındaki çocuğumuz bu önlemin eksikliğinin bedelini canıyla ödedi.

Doğrudan halka ulaşan uyarı: Dere yatağına yakın ve bodrum katta oturanlara konum tabanlı cep telefonu mesajıyla “Bu gece bodrumda kalmayın, aracınızı dere kenarından ve bodrum otoparktan çıkarın” denmelidir. Genel bir “dikkatli olun” cümlesi kimseyi korumaz.

Kritik tesisler: Hastane, metro istasyonu ve okulların bodrumlarındaki elektrik, jeneratör ve kazan daireleri kontrol edilmeli; su bariyerleri kapılara yerleştirilmelidir. 14 Ekim’de Sarıyer’de bir hastaneyi ve Hacıosman metro istasyonunu su bastı.

2. Hangi bölgelerin su basacağı coğrafi ve çeşitli verilerle önceden bilinebiliyorken, sağanak hâlinde Ayazağa, Kağıthane dereleri gibi bölgeler yine taştı. Buraya dair nasıl adımlar atılmalıydı?

Haklısınız; bu bölgeler sürpriz değil. Ayazağa Deresi Aralık 2018’de de taşmış, dere kenarındaki evlerde mahsur kalan 6’sı çocuk 12 kişiyi itfaiye kurtarmıştı. Kağıthane ve Alibeyköy dereleri neredeyse her kuvvetli yağışta gündeme gelir. Bir yer her sağanakta aynı biçimde su basıyorsa, sorun yağmurda değil, o yerde yapılan ve yapılmayan işlerdedir. Atılması gereken adımlar:

Taşkın risk haritası ve yapı yasağı: Dere havzaları için 25, 100 ve 500 yıllık taşkın yayılım sınırları çizilip kamuya açıklanmalı; 100 yıllık taşkın alanına yeni yapı izni verilmemeli, mevcut riskli yapılar için kamulaştırma ve yer değiştirme programı yapılmalıdır.

"Hangi sokağın tahliye edileceği önceden yazılmalı"

Koruma mesafesinin geri getirilmesi: İSKİ’nin içme suyu havzaları yönetmeliğinde 1984’te derenin her iki yanında 100 metre olan yapı yaklaşma mesafesi, 2013’te 10 metreye indirildi ve kuru dereler dere statüsünden çıkarıldı. Bu karar yeniden gözden geçirilmelidir. Kuru dere yalnızca kurak günde kurudur; aşırı yağışlarda derenin yatağına ve taşkın alanına ihtiyaç vardır.

Derelerin üstünü açmak: Üstü kapatılmış, borunun içine alınmış dereler, Avrupa’daki örneklerde olduğu gibi açılmalıdır. Kapatılmış bir dere, borunun taşıyabileceğinden fazla yağış düştüğü gün eski yatağında yeniden akar ve üstündeki cadde, otopark ya da binayı su basar.

Yukarı havzada suyu tutmak: Derelerin yukarı havzalarında taşkın gecikme ve depolama alanları, yani yağış sırasında suyu birkaç saat tutan göletler ve yeşil alanlar oluşturulmalı; kuzey ormanlarındaki yapılaşma durdurulmalıdır. İstanbul’da açık havza konumundaki 168 dere havzasının 108’i, yani yüzde 64’ü, fiziksel yapısını kısmen ya da tamamen kaybetmiş durumdadır (Dinç, 2019).

Ölçüm ve erken uyarı: Her derede su seviyesi ölçen otomatik istasyonlar ve eşel (seviye cetveli) bulunmalı; her seviye için hangi sokağın tahliye edileceği önceden yazılmalıdır. Otomatik sistem kurulana kadar dere kenarındaki kamu çalışanları ve gönüllüler basit bir eğitimle “sel gözcüsü” olabilir.

3. Sağanak durumlarında evlerini su basan vatandaşlar için hem bireysel olarak alabilecekleri acil önlemler nelerdir hem de kamunun bu evlerde yaşayanlar için yapısal olarak hangi güvenceleri sağlaması gerekir?

Bireysel olarak (su gelmeden ve su geldiğinde):

Önce elektrik: Eve su girmeye başladığında, suya basmadan ulaşabiliyorsanız elektrik şalterini ve doğal gaz vanasını hemen kapatın. Panoya ulaşmak için suyun içinden yürümeyin; çıkın ve 112’yi arayın.

Yukarı çıkın: Bodrum ya da zemin katta oturuyorsanız, kuvvetli yağış uyarısı olan gece yaşlı, engelli ve yatağa bağımlı yakınlarınızla birlikte üst katta ya da bir komşuda kalın. İlaçlarınızı, kimlik ve önemli belgelerinizi, telefon şarj cihazınızı önceden yukarı taşıyın.

Suya girmeyin: Akan suyun derinliğini ve altındaki açık rögar kapağını göremezsiniz. Su dolu alt geçide, sokağa, otoparka girmeyin; çocukları su birikintilerinden uzak tutun.

Önceden hazırlık: Evinizin girişi alçaksa kum torbası ya da kapıya takılan su bariyeri bulundurun; aracınızı yağıştan önce bodrum otoparktan ve dere kenarından çıkarın; acil durum çantası hazırlayın.

Su çekildikten sonra: Elektriği, yetkili bir elektrikçi kontrol etmeden açmayın. Sel suyu kanalizasyonla karışmış olabilir; suyla temas eden gıdaları kullanmayın, temizlikte eldiven ve bot giyin. Hasarı temizlemeden önce fotoğraflayın.

Kamunun sağlaması gereken yapısal güvenceler:

Bilgi hakkı: Her vatandaş, e-Devlet’te adresini yazdığında evinin taşkın alanında olup olmadığını görebilmeli; bu bilgi kira ve satış sözleşmelerinde yer almalıdır. İnsan, riskini bilmediği bir yeri seçmemelidir.

Sel yapı yönetmeliği: Deprem için bina yönetmeliğimiz var; sel için yok. Taşkın alanlarındaki binaların subasman seviyesi ve varsa bodrum katı, 100 yılda bir görülebilecek taşkının su seviyesinin üzerine çıkarılmalı; bu alanlarda bodrumda konut yasaklanmalı; elektrik panoları ve sayaçlar taşkın seviyesinin üstüne alınmalı; kanalizasyondan geri akışı önleyen vanalar zorunlu olmalıdır.

Sigorta: Zorunlu deprem sigortası (DASK) yalnızca depremi kapsar; sel için konut sigortası isteğe bağlıdır ve yaygın değildir. Taşkın riskine göre fiyatlanan, özellikle risk alanlarında yaygınlaştırılan bir taşkın sigortası sistemi kurulmalıdır.

Hasar sonrası hızlı destek: Hasar tespiti günler içinde yapılmalı; kiracılar dâhil mağdurlara geçici barınma ve onarım desteği verilmeli; su baskını tekrar eden adreslerde destek, yerinde onarım yerine güvenli bir yere taşınma seçeneğiyle birlikte sunulmalıdır.

4. Olası bir felaket anında yaşlılar, engelliler ve hareket kısıtlılığı bulunan kırılgan gruplar için nasıl bir tahliye ve koruma mekanizması işletilmeli?

Hassas gruplar için en önemli kural: Tahliye afet anında değil, uyarı anında yapılır. Yatağa bağımlı bir yaşlıyı, tekerlekli sandalye kullanan bir yurttaşımızı ya da evde oksijen cihazına bağlı bir hastayı suyun yükseldiği gece yarısı, karanlıkta, elektrik kesilmişken tahliye etmek hem onlar hem de kurtarma ekipleri için büyük bir risktir. Bu nedenle mekanizma dört adımdan oluşmalıdır:

"Özel uyarı ve plan yapılmalı"

Kim nerede, önceden bilinmeli: Belediyelerin sosyal hizmet birimleri, aile hekimleri ve evde sağlık hizmetleri verileri birleştirilerek, taşkın riskli alanlarda ve özellikle bodrum ile zemin katlarda yaşayan yaşlı, engelli, yatağa bağımlı ve elektrikle çalışan tıbbi cihaza bağlı kişilerin gizliliği korunan bir listesi tutulmalıdır.

Kişiye özel uyarı ve plan: Kuvvetli yağış uyarısı geldiğinde bu kişiler ve yakınları telefonla tek tek aranmalı; “Bu gece nerede kalacaksınız, sizi kim götürecek?” sorusunun cevabı önceden belirlenmiş olmalıdır.

Komşu ve mahalle eşleştirmesi: Her hassas kişi için en az bir komşu ya da mahalle gönüllüsü belirlenmeli; afet anında ilk yardım çoğu zaman ekiplerden değil, kapı komşusundan gelir.

Erişilebilir ulaşım ve barınma: Belediyelerin engelli araçları uyarı anında hazır bekletilmeli; geçici barınma yerleri tekerlekli sandalyeye uygun, tuvaleti erişilebilir, ilaç ve tıbbi cihaz için elektrik ve jeneratör desteği olan yerler olmalıdır. 14 Ekim’de İBB’nin sosyal tesislerini gece boyunca açık tutması doğru bir adımdı; bu uygulama hassas gruplara yönelik, önceden duyurulan bir sisteme dönüştürülmelidir.

5. AFAD, AKUT gibi yapıların sağanak, sel, su baskını gibi durumlar için afet planları nasıl şekilleniyor? Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de afet yönetiminin yasal ve kurumsal çerçevesi AFAD’dadır. Ulusal düzeyde Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP), il düzeyinde il afet müdahale planları ve il afet risk azaltma planları (İRAP) hazırlanıyor. AKUT gibi sivil toplum kuruluşları ise gönüllü arama kurtarma kapasitesiyle müdahale aşamasında önemli bir destek sağlıyor; sel ve su baskınlarında da botlu kurtarma, tahliye ve mahsur kalanlara ulaşma işlerinde görev alıyorlar. 14 Ekim’de Valilik, AFAD ve İBB koordinasyonunda 8 binin üzerinde personel ve 2 binin üzerinde araç sahada çalıştı. Müdahale tarafındaki bu emek takdiri hak ediyor.

"Afet planı rafta duran bir belge değil"


Ama değerlendirmem açık: Planlarımız hâlâ ağırlıkla müdahale planıdır, risk azaltma planı değildir. Arama kurtarma ekibi, bot ve çadır sayısıyla övünmek afet yönetimi değildir. Kurtarma, kapasitenin yetmediğinin kanıtıdır; asıl kapasite, su gelmeden önce yapılandır. Sel için en etkili plan, kimsenin kurtarılmaya ihtiyaç duymayacağı plandır: dere yatağına yapılmayan bina, taşkın seviyesinin üstüne alınmış subasman, su ile buluşmayan elektrik, önceden tahliye edilen bodrum.

Planlarda gördüğüm başlıca eksikler: Birincisi, sel için ilçe ve dere havzası ölçeğinde, uyarı seviyesine bağlı somut eylem tabloları yok; “sarı uyarıda kim, ne yapar; turuncuda hangi alt geçit kapanır, hangi okul geç açılır” sorularının yazılı cevabı yok. İkincisi, planlar deprem odaklı; sel, deprem planının bir ekine dönüşmüş durumda. Üçüncüsü, olay sonrası öğrenme mekanizması zayıf: 14 Ekim için su baskını ve mahsur kalma sayıları ilçe ilçe açıklanmadı. Zarar haritası olmadan bir sonraki planı yazamayız. Dördüncüsü, planlar halka ulaşmıyor; vatandaş, kendi mahallesinin sel planını bilmiyor.

Marmara Belediyeler Birliği’nin yayımladığı Kent Selleri Yönetim ve Kontrol Rehberi adlı kitabımda yerel yöneticilerin bu planları nasıl hazırlayabileceğini basit bir kontrol listesiyle anlattım. Afet planı rafta duran bir belge değil, bir sonraki yağmurdan önce yapılacak işlerin listesidir.

/././

Milyonların ekmeğini çaldılar: Sofradaki ekmekten trajikomik vurgun -Uğur Zengin/EVRENSEL-

Türkiye ne yazık ki tam bir vurgun ülkesi ve hangi taşı kaldırsanız altından yeni bir talan hikayesi çıkıyor. Yıllardır insanların emeğinden, sofradaki ekmeğinden çalınarak nasıl zenginleşildiğini izliyor ve kaydetmeye çalışıyoruz. Bu kez ortada bir abartı ya da mecaz yok, kelimenin gerçek anlamıyla “Sofradaki ekmekten çalınarak servetin nasıl yaratıldığını” yüzümüze çarptılar.

Ancak vurgun içinde vurgun var.

Başkasının açlığı pahasına yaratılan zenginliğe bir de sermaye lehine devlet ‘komedisi’ karışınca, yaşananlar trajikomik hal alıyor. Sermaye örgütü Karadeniz Un Sanayicileri Derneğinin (KUSAD) kurduğu mekanizma ile şirketlerin en temel mal olan unda fiyatları nasıl hizaladığını okuyacaksınız.

Türkiye’de siyasal bürokrasi buğday ithalatının “İç piyasada fiyatları düşürmek için yapıldığını” söylese de, aslında ithalat büyük oranda un patronlarının talebiyle gerçekleşiyor. Hububat alınıyor ve un haline getiriliyor.

Buğdayda kendine yeterlilik oranı 2018’de yüzde 111 iken (Yani tüketimden fazla üretiliyor) 2024’te yüzde 86’ya geriledi. Kişi başı üretim ise 2002’de 295 kilogram iken 2025’te 208 kilograma düştü. İthalatta Çin bile geride bırakıldı.

Buğday büyük oranda Rusya ve Ukrayna’dan (özellikle savaş öncesi) geliyor ve coğrafi yakınlık Karadeniz’in ihracatçı patronlarının iştahını kabartıyor. Türkiye’deki un fabrikalarının yaklaşık yüzde 20’si bu yüzden bu bölgede kurulu. Dolayısıyla sadece Karadeniz’in değil, Anadolu’nun un ihtiyacının da büyük kısmı artık bu bölgede yapılan üretimle karşılanıyor.

Bu patronlar ne yaptı?

En büyük beş firmada ham madde (buğday) maliyetin yaklaşık yüzde 90’ı. İşçilik sadece yüzde 2.1’i. Kâr marjı da düşük olunca, patronların eli fiyat mekanizmasıyla sofradaki ekmeğe uzanıyor.

‘Çorum toplantısında konuşulduğu üzere…’

Karadeniz Un Sanayicileri Derneği adı altında örgütlenen şirketler 2013 haziran ayından sonra bir mekanizma kuruyor. Haziran ayı içinde iki farklı Karadeniz ilinde “buğday fiyatı, un fiyatları ve vadeleri” gündemiyle toplanıyorlar. Bu toplantılar “zam” toplantıları. İkinci toplantıdan sonra KUSAD üyelerden güncel liste istiyor. Bir üretici, “Çorum toplantısında konuşulduğu üzere” fiyatını 1 TL artırdığını bildiriyor. Sonraki yıllarda KUSAD’ın Ulusoy ve Unay gibi firmaların listelerini tüm üyelere e-postayla gönderdiği görülüyor.

Pek çoğu günü gününe zammı hayata geçiriyor. Ancak kurulmak istenen kartelin en büyük sorunu zammı kimin başlatacağı. Aralık 2013’te bir üretici derneğe “En az 3.50-4 TL zam yapalım, öncülük edin” diye yazıyor. Ocak 2015’te bir yönetim kurulu üyesi, öncü olacak birini bulamadıklarını, herkesin satış kaybından korktuğunu yazıyor.

İşte serbest piyasanın ütopyası… Fiyatlar koordinasyonla artırılıyor ve ekmek un ufak oluyor. Bu mekanizma yıllarca çalıştırılıyor.

İki yönetmelik ve ‘ceza’

Rekabet Kurulu bu mekanizmayı kuran şirketlere ceza verdi. 2019 ve 2024 yıllarında yayımlanan iki yönetmeliğe göre iki farklı ceza tutarı hesaplandı. Aşağıda hem şirketleri hem de iki farklı yönetmeliğe göre verilen ceza tutarlarını göreceksiniz.

Görüldüğü gibi şirketler yeni yönetmelik ile cezalandırılsaydı toplam 150.8 milyon TL ceza alacaktı. Ama suçun dönemi itibarıyla ceza 150.8 milyon TL değil, 15.1 milyon TL olacak. Yani una koordineli zam yapan şirketlere yüzde 90 ceza indirimi! Bu yasal, ama meşru mu?

Ancak maalesef bununla bitmiyor.

O gün fiyatları hizaya çeken KUSAD’ın 2012-2019 yıllarında başkanlığını yapan Eren Günhan Ulusoy, bugün Ulusoy Un’un yönetim kurulu başkanı.

Bu tabloda en yüksek cezayı alan Ulusoy Un için dikkat çeken bir şey var. Şirketin aldığı ceza yeni yönetmeliğe göre 89 milyon TL, uygulanacak yönetmeliğe göre 8.2 milyon TL.

Peki, şirketin aldığı devlet teşviki ne kadar? Bugünün parasal değerleriyle; 2025’te 12 milyon TL, 2024’te 140.8 milyon TL, 2023’te 36 milyon TL, 2022’de 7.7 milyon TL, 2021’de 6.3 milyon TL

Yıl

Nominal (TL)

Yıl ort. TÜFE

Çarpan

2026 değeri (TL)

2025

8.745.968

100

1,3723

12.002.000

2024

76.115.178

74,14

1,851

140.887.000

2023

12.275.180

46,77

2,934

36.015.000

2022

1.719.215

30,4

4,514

7.760.500

2021

820.824

17,64

7,778

6.384.400

İşte, fiyatlara koordineli zam mekanizmasının direksiyonunda duran şirkete devlet eliyle akıtılan milyonlarca lira teşvik. 2026 değeriyle 5 yılda 203 milyon TL! Bu mekanizmayı kurduğu için verilen cezanın 25 katı. Devlet, ‘Piyasayı haksız şekilde bozduğu için’ şirkete kestiği her 1 TL’lik cezaya karşılık, aynı şirkete üretim adı altında 25 TL teşvik ödedi.

Yani ceza bir ‘yaptırım’ değil, devletin verdiği devasa teşvikin içinden kesilen yüzde 4’lük küçük bir komisyon kadar.

Tüm bunlara vurgun içinde vurgun denir. Bir yanda zaten halihazırda un ufak edilmiş ekmek, diğer yanda devlet kasasına yapışmış şirketler var. Bu şirketler başkasının açlığı pahasına büyüdü. Tolstoy bu yüzden, “Benim ekmeğim, ancak herkesin bir payı olduğunu ve ben yerken kimsenin açlıktan ölmediğini bildiğimde gerçekten bana aittir” diyor ve özel mülkiyeti reddediyordu.

(Uğur Zengin/Evrensel Gazetesi)

16 Ekim 2026 Cuma

ÇİZGİLERİN DİLİ -16 Ekim 2026-

 








(Derleyen: mstfkrc)

KÖŞEBAŞILAR -16 Ekim 2026-

İşçiye saldıran AKP'li Tiryaki, Öz Sağlık-İş’in nikah masasında -Dr. Erkan Kıdak / Evrensel Gazetesi-


İşçi çadırını yıkmaya kalkan, işçi alacaklarının faiziyle birlikte ödenmesi gerekince “Tefeciler, haram zıkkım olsun” diyen AKP’li Altındağ Belediye Başkanı Tiryaki, Hak-İş’e bağlı Öz Sağlık-İş’in Genel Başkanı Devlet Sert’in kızının nikahını kıydı.

***
Nisan 2025’te Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki, belediye önündeki direniş çadırına gitti. Çadırdakiler, sendikadan istifa etmedikleri için işten atılan Hizmet-İş üyesi işçilerdi. Basında yer alan haberlere göre Tiryaki çadırı yıkmaya kalktı, Hizmet-İş Şube Başkanı Recep Dere’ye yumruk attı. Yanındaki belediye başkan yardımcısı da çadırın direğindeki bayrağı tekmeledi. Olayın görüntüleri sosyal medyada yayıldı. Sonrasında Tiryaki özür dilemedi. Aksine çadırdakilerin “Hiçbirinin işçi olmadığını” söyleyip işçileri itibarsızlaştırmaya çalıştı.

Hizmet-İş Sendikası ve Hak-İş ise saldırıyı kınadı, işçilerin işe iadesi ve kamuoyundan özür talep etti. Hak-İş, Tiryaki’nin iddialarını da yalanladı. Tiryaki’nin kendi partisi içinde bile tartışma konusu olduğu, görevden alınmasının konuşulduğu yazıldı. Bunların hiçbiri onu durdurmadı.

Bir de “Tefeciler, haram zıkkım olsun” meselesi var. Hizmet-İş’in açtığı davada alacağın faiziyle birlikte ödenmesi gerekince Tiryaki, sendikaya faiz olarak ödenen yaklaşık 67 milyon lirayı “Tüyü bitmemiş yetimin hakkı” diye niteledi. Ardından da tek diyeceğinin “Haram zıkkım olsun” olduğunu söyledi. İşçinin mahkemede kazandığı hakkı “tefecilik” diye adlandıran bir belediye başkanı, aynı sendikanın başkanına hem hakaret etti hem de işçiye hak aramayı yasak sayan bir dil kullandı.

Şimdi aynı Tiryaki, bu kez Hak-İş’e bağlı başka bir sendikanın, Öz Sağlık-İş’in Genel Başkanı Devlet Sert’in kızının nikahını kıydı. Üstelik Devlet Sert, nikahtan görüntüleri sosyal medyada büyük bir memnuniyetle paylaştı.

Önce şunu sormak gerekiyor: Bir sendika başkanı, aynı konfederasyondaki “kardeş sendikanın” üyelerine saldıran ve o sendikaya “haram zıkkım” diyen bir ismi, hayatının en özel gününde nasıl başköşeye oturtabilir? Sendikal dayanışma, yalnızca bayram mesajlarında ve miting afişlerinde mi var? Hizmet-İş üyesi işçiler çadırda kış geçirirken, onlara yumruk atan isme “Sağ olsun, var olsun” demek hangi örgütlülük anlayışına sığar?

Sendikacılık, işçinin tarafında durmaktır. İşçinin karşısında duran, onu işten atan, sendikadan istifaya zorlayan bir yöneticiyle dostluk kurmak ise tarafını seçmek demektir. Kimse kimsenin nikahını kıymasına karışamaz. Ama bu, bir sendika başkanının sosyal medyada alkış toplayarak yaptığı bir tercihtir ve herkesin onu konuşma hakkı vardır. Yüzlerce işçinin ekmeğiyle oynayan, sendikaya “tefeci” diyen bir ismi baş tacı etmek, o işçilere verilebilecek en kötü mesajdır. O mesaj şudur: “Senin derdin, bizim ilişkilerimizden daha az önemli.”

Kulislerde Devlet Sert’in Hak-İş genel başkanlığı hayalleri olduğu konuşuluyor. Doğruysa, bu nikah fotoğrafının arkasında düşündürücü bir hesap olabilir. Yok değilse, daha da kötüsü: Sert bu tercihi hiçbir hesap yapmadan, sırf iktidara yakın bir isimle yakın görünmek uğruna yapmış demektir. Hangisi olursa olsun, işçinin onuru bir koltuğun ya da bir fotoğrafın pazarlık konusu olamaz.

Bugün Altındağ’da işten atılan işçiler ve onların sendikası bu sessizliği hatırlayacak. Yarın başka bir belediyede, başka bir fabrikada örgütlenmek isteyen işçi de hatırlayacak. Sendikalar üyelerinin güvenini sözleriyle değil, tercihleriyle kazanır. Nikah masasındaki bu fotoğraf, o tercihin ne olduğunu gösteriyor.

Devlet Sert’in bu soruya vereceği cevabı hep birlikte merak ediyoruz. Bir de Hizmet-İş üyesi işçilerin, bu nikah fotoğrafına nasıl baktığını…

/././


İBB davasında 100.gün, İmamoğlu savunma yapıyor: 'Seçime 2-3 ay kala yapılmamış işe 154 milyon lira ödemişler' -Dilan Temiz/Evrensel Gazetesi-
İBB davasının 100.gününde tutuklu cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu savunmasına kaldığı yerden devam edecek.
***

Tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53'ü tutuklu 436 kişinin yargılandığı İBB davasında ikinci celsenin 36’ıncı günü. Bugün 9 Mart'ta başlayan davada 100. duruşma. Ekrem İmamoğlu daha önce yaptırılmayan savunmasının üçüncü gününe başlayacak.

Dünkü duruşmada 11:55'te savunmasına başlayan Ekrem İmamoğlu, 18:25'te bugün devam etmek üzere ara vermişti. Duruşmayı pek çok gazeteci ve siyasi isim takip etmek üzere yerini aldı. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve Yeni Parti milletvekilleri, yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Dilek Kaya İmamoğlu ve Yeşil Sol Parti Genel Başkanı Ahmet Asena, Deva Partisi Milletvekili Sadullah Kısacık, Saadet Partisi Milletvekilleri Bülent Kaya ve Birol Aydın, DEM Parti Milletvekilleri İbrahim Akın ve Celal Fırat, İYİ Parti Milletvekili Buğra Kavuncu da davayı takip ediyor.

"Başkanlar dışarı, foncular içeri"


İzleyici kısmının tamamen dolu olduğu salonda, "Cumhurbaşkanı İmamoğlu", "Özgür başkan özgür Türkiye", "Başkanlar dışarı foncular dışarı" sloganları atılarak tutuklulara seslenildi.

İmamoğlu kürsüde


Ekrem İmamoğlu 12:06'da kürsüye çıkarak savunmasına başladı. Sözlerine dün de olduğu üzere sel felaketinde hayatını kaybedenlere baş sağlığı dileyerek başladı. İmamoğlu, "İstanbul'la ilişkisinde ihmal edilen hususları da anlattım, yine değineceğim şeyler olacak ama şimdilik hepimize geçmiş olsun ve kayıplarımızdan dolayı duyduğumuz üzüntüyü, acıyı da burada ifade etmek isterim, özellikle bir 14 yaşındaki evladımız ve 32 yaşındaki genç bir kardeşimizin vefatı ve diğer vefat edenlere, ailelerine, yakınlarına başsağlığı ve sabır dileklerimi iletiyorum, Allah rahmet eylesin" dedi.

AKP Üsküdar ve İBB meclis üyesinin vefatı için başsağlığı

Ekrem İmamoğlu, AKP Üsküdar ve İBB meclis üyesinin vefatı için de başsağlığı diledi. Açıklamasında, Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) başkanlığının 1,5 yıl içinde 4. kez değişmesine dikkat çekti. Yaşanan süreci "yargı eliyle siyaseti dizayn etme gayretinin, yargı eliyle muhalefeti baskı altına almak, hatta devlet dışı bırakmak müdahalesinin, kötü mücadelenin, kötü aklın tezahürü" olarak nitelendiren İmamoğlu, 2024 seçimlerinden sonra kapsayıcı bir modelle TBB Başkanlığına seçildiğini, ancak sırasıyla Zeydan Karalar ve Vahap Seçer'e yönelik operasyonlarla bu görevlerin engellendiğini, son olarak ise Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce'nin TBB Başkanı seçildiğini belirtti.

Türkiye Belediyeler Birliği açıklaması

"Türkiye'deki hükümet, yargı eliyle ben sizi görevinizden almak için her şeyi yapacağım diyor. Türkiye'deki muhalefet de ben sonuna kadar demokrasi adına, milli irade adına direneceğim diyor" sözleriyle durumu özetleyen İmamoğlu, muhalefetin bir arada durmasının cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak adına "hayati" olduğunu vurgulayarak Ayşe Ünlüce'yi tebrik etti.

Açıklamasının devamında İmamoğlu, "7 ay bitti ve buradayız. 7 ayın üzerine şu ekranda ya da daha önceki bulunduğumuz duruşma salonundaki ekranda bir tek delil, bir tek ses kaydı, bir tek somut belge hiçbir şekilde iddia makamıyla bize gösterilmedi" diyerek tepki gösterdi. İtirafçıların dahi somut bir bilgi paylaşmadığını, iddiaların "sadece beyan, sadece dedikodu" ibaret olduğunu belirten İmamoğlu, kendilerinin ise göreve geldikten hemen sonra kurumlar üzerinden somut araştırmalar ve belgelere dayalı çalışmalar gerçekleştirdiklerini ifade etti.

"İçişleri Bakanlığı hiç görülmemiş şekilde İBB müfettişlerimizce görülen dosyalara el koydu"


İmamoğlu, konuşmasında AKP dönemine ait usulsüzlüklerin teftiş kurulu tarafından somut bir şekilde tespit edildiğini belirtti. Haklarında işlem yapılan "33 somut dosyanın toplam bedelinin 2,5 milyar dolar" olduğunu vurgulayan İmamoğlu, İçişleri Bakanlığının "tüm teamüllerine aykırı olarak daha önce hiç görülmemiş şekilde İBB müfettişlerimizce görülen dosyalara el koyduğunu" ifade etti. Soruşturma açılmasına ve şikayetlerin yapılmasına engel olunarak dosyaların önemli bir kısmının kovuşturmaya yer olmadığı kararlarıyla zaman aşımına uğratıldığını söyleyen İmamoğlu, "kurumsal ve ahlaki çürüme, yozlaşma ve keyfiliğin zirvesi" dedi.

Başakşehir'de askeri alan kamulaştırması: 11,5 milyon dolar kamu zararı

İmamoğlu konuşmasının devamında Başakşehir’deki askeri alan kamulaştırmasına dikkat çekerek, 24 Ekim 2016'da askeri stratejik alan niteliğindeki özel mülkün 13,5 milyon dolar karşılığında İBB tarafından satın alındığını belirtti. Aradan 5 yıl geçtikten sonra yaptırılan gayrimenkul değerleme raporunda arazinin güncel değerinin sadece 2 milyon dolar çıktığını, aradaki 11,5 milyon doların doğrudan kamu zararı olduğunu vurgulayan İmamoğlu, işlemin vekilinin eski AKP Maltepe İlçe Başkanı olduğunu belirterek, "Resmen kamunun kasasından hırsızlık yapılmış. Başka bir tarifi yok" dedi.

"27 milyon doları da cebine indiriyor"


KİPTAŞ üzerinden gerçekleştirilen arsa alımına da değinen İmamoğlu, Bahçeşehir'deki arsanın fahiş fiyatla alındığını ve ödemenin yapıldığı tarih itibariyle zararın yaklaşık 50 milyon dolar olduğunu ifade etti. Arsanın bir firma tarafından 7 Ocak 2016'da 49,5 milyon TL'ye alındığını, sadece "4 gün sonra" 130 milyon TL'ye KİPTAŞ'a satıldığını söyleyen İmamoğlu, firmanın bu kısa sürede 27 milyon dolar (yaklaşık 1,5 trilyon eski Türk Lirası) kâr elde ettiğini vurgulayarak, "KİPTAŞ'a bu zeki kişi, bu kurnazlar bayağı göstere göstere kazık atıyor, 27 milyon doları da cebine indiriyor" ifadelerini kullandı.

Vatan Caddesi'nde lunapark olarak bilinen arazinin satışındaki usulsüzlüklere de değinen İmamoğlu, firmanın 2011 yılında Fatih Belediyesinden 13 milyon dolara aldığı arazinin imarının Büyükşehir Belediyesi Meclisince değiştirilerek ticari konut imarlı hale getirildiğini belirtti. Aynı arazinin 2017 yılında İBB tarafından 119 milyon dolara (yaklaşık 430 milyon TL) aynı firmadan satın alındığını söyleyen İmamoğlu, aradaki farkın 106 milyon dolardan fazla olduğunu vurguladı. Firmanın alacağı parayı nerelerde kullanacağının ve bu işlemlerin Cumhurbaşkanlığı nezdindeki görüşmelerle kararlaştırıldığının dilekçelerde açıkça yer aldığını ifade etti.

Erdoğan'ın yolsuzluk sözlerini hatırlattı

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geçmişte sarf ettiği "Yolsuzluk denildiğinde ben şunu anlarım: Devletin kasasından para çıkıyor mu, çıkmıyor mu? Eğer devletin kasasından para çıkmıyorsa buna yolsuzluk diyemezsiniz" sözlerini hatırlatan İmamoğlu, şöyle konuştu: "Alın size devletin kasasından çatır çatır hem de öyle basit paralar değil. Listenin altında 2,5 milyar dolar yazıyor. Bu sadece 33 dosya." İmamoğlu, "Böyle bir arsızlık, böyle bir yağmacılık tarih yazmamıştır. Bizzat kendi onayıyla İBB'nin kasasından 106 milyon dolardan fazla para çıkıyor. Ne güzel dünya değil mi?" diyerek açıklamalarını noktaladı.

"Seçime 2-3 ay kala yapılmamış işe 154 milyon lira ödemişler"

İmamoğlu, seçimlere 2-3 ay kala devlette bakanlık yapmış bir kişinin imzasıyla yapılmamış bilgi işlem işlerine milyonlarca lira ödendiğini belirtti. Paranın, mazbatasının henüz verilmediği 8 Nisan 2019 tarihinde, yani 31 Mart seçimlerinden hemen sonra ödendiğini vurgulayan İmamoğlu, "Belli ki seçimde paraya ihtiyaç var. 154 milyon liralık... Kurdur, en az 170-180 milyon lira olmuştur o" ifadelerini kullandı. Göreve gelen arkadaşlarının ortada böyle bir işin olmadığını tespit ederek dosya düzenlediğini ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvurduğunu söyleyen İmamoğlu, savcılığın ise kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdiğini belirtti.

Kararda "meşhur bilirkişi Satılmış Büyükcanayakın"ın rolüne dikkat çeken İmamoğlu, "Bir bakmışsınız dün de bahsettim, bu dosyada da o var. Her şeye karar veriyor. Bilgi işlem mi, ona da halleder. Mesela bir ticari işlem, onu da halleder. Bilgi işlemin de biliyor, ticareti de biliyor, gayrimenkulü de biliyor, bilmediği iş yok" diyerek duruma tepki gösterdi.

"Ahtapotun kolunu bir tek balık lokantalarında biliyorum"

İmamoğlu, yaşananları şu sözlerle özetledi: "Söz konusu biz olunca yoktan var edilen yolsuzluk suçlaması, ama AK Parti dönemi olunca tamamı somut delillere dayalı yolsuzluk dosyalarının yok olması, buharlaşması, İçişleri Bakanlığının el koyması, efendime söyleyeyim savcılığın kovuşturmaya yer yok demesi, bakanlığın getir bakayım bunları ben inceleyeceğim demesi neye benziyor bu? Ahtapotun kolları. Ahtapotun kolu bu. Ben demedim ahtapotun kolu. İlk kimin dediğini hatırlıyorsunuz, değil mi? Daha biz tutuklanmadan Sayın Cumhurbaşkanı dedi ahtapotun kolları. Ben bilmem ahtapotun kollarını. Ahtapotun kolunu bir tek balık lokantalarında biliyorum, başka bir yerde bilmiyorum."

İmamoğlu, "Dünya alem biliyor dertlerinin yolsuzluk olmadığını, dünya alem biliyor. İstanbul'da çıkalım, Türkiye'yi gezelim. Yağma diyelim, rant diyelim, imar rantı diyelim, yolsuzluk diyelim; iddiayla söylüyorum ki herkesin aklına gelecek kişiyi ve grubu ve partiyi ben biliyorum. Yüzde 80, iddiayla söylüyorum. En az %80. Bu kadar iddialı konuşuyorum" dedi.

"İBB'nin yaklaşık 10 yıllık bütçesi kadar ekstra rant"

İstanbul'daki imar tadilatları ve kentleşme politikalarına da dikkat çeken İmamoğlu, Zeytinburnu sahillerinin, Bakırköy’ün dolduğunu ve Fikirtepe’nin üst üste bindiğini vurgulayarak İstanbul’un adeta "tarumar edildiğini" belirtti. Teftiş kurulunun incelediği projeler üzerinden yapılan büyük rantı kamuoyuyla paylaştı. İncelenen sadece 130 projede mevcut imar haklarının düşüldüğünü ve yalnızca yapılan imar tadilatlarıyla ilave edilen ekstra metrekarelerin hesaplandığını belirten İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı: "Projelerde var olan imar hakkını bunun içine almadık, var olan imar hakkı var, onu düştük, o oran zaten hakkı. İlave eklenen yani yapılan imar tadilatıyla ilave eklenen metrekarenin o günkü değerle, bakın o günkü değerle hesaplattık. Bunu dediğim de 3-4 gün aldı. burada sadece 10 yılın yani 2007-2009'dan sonra 2019 arası geliştirilen projelerde, yapılan imar tadilatlarıyla, yani İstanbul halkına ait olan gökyüzüne sığdırdıkları binalarla, kamu binalarına fonksiyonlarını değiştirerek yaptıkları binalarla ekstra ne elde ettiler? Tam 85 milyar dolar. Tam o zamanki kurla, yine o kitabı hazırladığı kurla 3 trilyon 950 milyar lira. 85 milyar dolar İBB'nin yaklaşık 10 yıllık bütçesi. Bakın o günkü imar değerlerini dolar olarak dönün, endeksleyin bugüne, eskalasyon edin, bir bakın bakalım kaç dolar yapıyor, hesapta zorlanacaksınız"

Güncelleniyor...

Halk TV'ye kayyım atanmıştı

Halk TV’ye 14 Ekim'de şafak operasyonu düzenlendi polis baskınının ardından kayyım atandığı duyuruldu, televizyon yayını durduruldu. Operasyonun, tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun İBB davasında savunmasına başlayacağı gün gerçekleştirilmesi dikkat çekmişti. Çok sayıda siyasetçi ve gazeteci, operasyonun zamanlamasına işaret ederek tepki gösterdi. Davada karar protesto edildi.

Ara karar ne zaman açıklanacak?

Mahkeme Başkanı, İmamoğlu ve avukatlarının, çarşamba, perşembe, cuma ve cumartesi günleri boyunca savunma yapabileceği açıklamıştı. Ara kararın açıklanacağı gün, Ekrem İmamoğlu ve avukatlarının savunmalarını ne zaman tamamlayacağına göre belirlenecek. İlk celsede temmuz ayındaki son duruşmada, İmamoğlu'na kısıtlı süre tanınmış ve savunma hakkını engellemişti. Bunun üzerine İmamoğlu ile mahkeme başkanı tartışmış ve zapta "Susma hakkını kullandı" yazılmıştı.

İmamoğlu, ikinci celse başlarken 18 Ağustos oturumunda mahkeme başkanına "Ben susma hakkımı kullanmadım. 'Susma hakkını kullandı' kavramı tamamen uydurma bir kavramdır. Feragat diye bir kelimeyi de kabul etmiyorum" demişti.

İmamoğlu'nun savunmasını içeren kitabı da yasaklanmış ve matbaa basılarak toplatılmıştı.

/././

Halk TV’yi susturmak -Nuray Sancar/Evrensel Gazetesi-


Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının nihayet başladığı, meteorolojinin turuncu kod verdiği İstanbul’un sele yol açan kuvvetli yağışa maruz kaldığı gün Halk TV’ye kayyum atandı. Gökten gelen gürültü mahkeme salonundan gelen sesi de, kayyum atanan Halk TV önündeki destek seslerini de bastırdı. Bastırılanlardan biri de fon vurgunculuğunun uzantılarına dair ortaya serilen bilgilerdi. Zaten TELE 1, T24 ve Halk TV’nin susturulması, sosyal medya hesaplarında algoritma oyunları nedeniyle takipçilere zaten hiç ulaştırılmayan mesajların sahipleri hakkında soruşturmalar açılması, ‘olağan suçlu’ gazetecilerin evlerine kapatılması, TİP’in sosyal medya hesaplarının bloklanması da öyle anlaşılıyor ki nüfusu sadece iktidar onaylı seçili sözlere açık, diğerlerine sağır bir nüfus oluşturma kurgusunun bir parçası.


Halk TV’nin sahibi Cafer Mahiroğlu kendisine “Butlancılara yakın ol, butlancıların haberlerini ver, kontrollü bir muhalefet ol, yürü” dendiğini ama kabul etmediğini, dolayısıyla “Bunların olacağını” bildiğini söylerken MASAK onun hakkında rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama isnadında bulunarak kayyımın gerekçelendirilmesini üstlendi.

Bir hafta önce İzmir Büyük Şehir Belediyesi Başkanı Cemil Tugay’ın AKP rozetini takması ve Halk TV’nin susturulması Meclisteki ana muhalefet partisine vurulmuş darbenin zirvesidir. İstanbul’da etkili bir direnişle karşılaştığı için belediyeyi kayyımlaştıramayan, partinin il başkanlığına atanan Gürsel Tekin’i geri çekmek zorunda kalan iktidar, diğer belediyeleri parça parça koparıp yürümeyi sürdürüyor. Sırada hangi büyükşehrin AKP’ye geçeceği ile ilgili tahmin yürütme işi medyanın parasız, kuponsuz oynanan rulet oyununa dönüştü. Neyi isterse aldığını kanıtlayan muktedirin karşısında öğrenilmiş çaresizliğin tezahürü ana muhalefet fikriyatı doğrultusunda yayın yapan kanallarda bile, ya bundadır ya şunda soğukkanlılığıyla tartışılıyor. Ne var ki bu ölçülülük bile yeterince memnuniyet yaratmıyor. Geri adım attıkça daha da geriye gitmeye zorlanılan bir süreç bu; durulan hiçbir nokta sabit değil.

Memleketin siyasi tablosuna bakınca görülen şu: Cumhuriyetle yaşıt ana muhalefet partisinin ikiye bölünmesi, son seçimde seçilen belediye başkanlarının bir kısmının hapse diğerinin AKP’ye kapatılması. Kürt temsiliyetinin sınırsız, süresiz, ağır aksak işleyen ‘süreç’ kapsamında beklentiye sokulması. Sanatçıların, gazetecilerin, kanaat beyan edebilenlerin şafak operasyonları ve adliye koridorlarında entegre edilmesi… Ve Devlet Bahçeli’nin bu tablo üzerine yaptığı niyet beyanı: ‘Cumhurbaşkanlığı Erdoğan’a, yasama MHP’ye.’

Yapılmış seçimlerin sonuçlarını tanımayan ve zaman içinde hiçleştiren hakim siyasi güç; şantaj, tehdit ve teklif yöntemleriyle belediyelerin içlerinin boşaltılması, toplumsal güçlerin zora dayalı manipülasyonu ortadayken seçimlerin gerçek bir seçme işlemi olduğuna dair hayal satıyor. Çünkü kendini sandıktan çıkarabilmenin kazandıracağı meşruiyete ihtiyacı var. Halkın bu kadar mutsuz ve yoksul olduğu koşullarda aranan meşruiyetin ön koşulu ise muktedirin sesinden başka sesin çıkamadığı, bütün aykırı ses ve duruşların silindiği bir vasatın yaratılmasından geçiyor.

Ancak dağılan sadece ana muhalefet değil, eski maliye bakanına “Biz ne dersek inanacak bir kitle var” dedirten iktidar öz güveni de erozyona uğruyor. Mensuplarının, kaynağı belirsiz paralarla, halka dayatılan yaşam biçimiyle alakası olmayan görüntüleriyle ve en son fon kriziyle sarsılan AKP’nin iç çelişkilerinden kendisine oy devşirmeye çalışan küçük ortak yeni stratejik hedefi ortaya koydu. Parlamentonun yasa yapmakla bir ilgisi varmış gibi Meclis koltuklarına talip. Bu koltuklarda oturan iktidar çoğunluğu diğer partilerin önergelerine, kanun tekliflerine ve itirazlarına hiç kulak asmamıştı ve hepsine ret cevabı vermişti. Şimdi bu prosedürün bile ortadan kalktığı, tartışmasız bir biçimde el kaldır indir biçiminde parlamento düzeni tasarlanıyor.

Bu tür iktidarda kalabilme stratejilerinin öğretilmiş çaresizlik içinde, başka hiçbir gücün önünü göremez hale getirilebildiği sürece bir anlamı olabilir. Halk TV’nin susturulmasının basın, ifade ve söyleme özgürlüğünün, gazetecilerin özlük haklarının çiğnenmesinden daha fazla, hesaplanmış sonuçları var bu yüzden. Bu sonuç direnme gücünün köreltilmesi, itirazın bloklanması, karşı çıkış yollarının kapatılmasıdır. Halk iradesinin kontrol altına alınmış bir sandığa soğurulması yoluyla siyasi hakimiyetin aynı güçler tarafından, daha sağlamlaştırılarak devamıdır.

Ne var ki baskı, sansür ve hiçe sayma birikir ve beklenmeyen dinamizmi tetikler. O zaman hiçbir üst proje ve strateji sökmez. Halk kendi medyasını yaratmanın, söz söyleme imkanının, değişimin de yolunu bulur. O zaman prompterdan okunan resmi görüşü dinleyen olmaz.

/././

GÜNDEM -16 Ekim 2026-

CUMHURİYET 

İstanbul’da selin nedeni çarpık kentleşme: ‘Yağış tetikler, rant afete dönüştürür’-Çağdaş Bayraktar-


İstanbul’da etkili olan yoğun yağışın doğal su yataklarının imara açılması nedeniyle kent genelinde afete dönüştüğünü vurgulayan Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız, ranta dayalı çarpık kentleşmenin taşkın riskini artırdığına dikkat çekerek derelerin doğal akış alanlarının yeniden açılması ve altyapının acilen genişletilmesi gerektiğini belirtti. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/yagis-tetikler-rant-afete-donusturur-2547216

***

Kılıçdaroğlu’na mesajlar, Iğdır’a seçim gezisi ve Sinan Oğan vakası -Batu Bozkürk-


Azerbaycan son haftalarda Türkiye’yi kendi iç işlerine karışmakla suçlarken, akıllara 2023 seçimleri geldi. Seçim sürecinde İlham Aliyev, Kemal Kılıçdaroğlu’nu hedef almış; Azerbaycanlı milletvekilleri Iğdır’a seçim gezisi düzenlemişti. İkinci turda Erdoğan safına geçen Sinan Oğan’ın Azerbaycan ile olan ilişkisi de sık sık gündeme gelmişti. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/kilicdaroglu-na-mesajlar-igdir-a-secim-gezisi-ve-sinan-ogan-vakasi-2547237

***

TPAO, BOTAŞ, Eti Maden, TEİAŞ gibi dev kamu kurumları özel sektör mantığıyla yönetilecekmiş!-Mustafa Çakır-


İktidar, Türkiye’nin dev kamu kuruluşları ile ilgili kapsamlı değişikliğe hazırlanıyor. Eskişehir Beylikova’daki nadir toprak elementlerini de bünyesinde barındıran Eti Maden’in de aralarında olduğu kamu kurumlarının, “özel sektör mantığıyla” yönetilmesi için yasa teklifi hazırlanıyor. Teklifin yakın zamanda TBMM’ye geleceği bildirildi. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/tpao-botas-eti-maden-teias-gibi-dev-kamu-kurumlari-ozel-sektor-mantigiyla-yonetilecekmis-2547197

***

Laiklik Meclisi, gerici yasa önerisi gerekçesiyle HÜDA PAR’lılar hakkında suç duyurusunda bulunmuştu -Aytunç Ürkmez- 

Laiklik Meclisi tarafından karma eğitimin kaldırılması için TBMM’ye yasa önerisinde bulunan, Devrim Yasalarınca kapatılan medreselere statü verilmesini isteyen HÜDA PAR milletvekilleri hakkında suç duyurusunda bulunularak; yasama dokunulmazlıklarının kaldırılması için fezleke düzenlenmesi istenmişti. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise HÜDA PAR’lıların eylem ve söylemlerinin “yasama sorumsuzluğu” kapsamında mutlak dokunulmazlık içerdiğini belirtip soruşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verdi.https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/laiklik-meclisi-gerici-yasa-onerisi-gerekcesiyle-huda-par-lilar-hakkinda-suc-duyurusunda-bulunmustu-2547201

***

Öne Çıkan Yayın

ÇİZGİLERİN DİLİ -17 Ekim 2026-

  (Derleyen: mstfkrc)