28 Ekim 2026 Çarşamba

Ölüm girdabı! -EVRENSEL MANŞET-

 Yıl içinde binlerce kardeşi çalışırken can veren Türkiye işçi sınıfı, sadece çalışırken değil derme çatma barınma yerlerinde dinlenirken de öldüğü bir girdabın içinde! Yangın gibi önlenebilir olaylar da sel, hortum gibi öngörülebilir doğa olayları da işçi canını alan felakete dönüşüyor! Son acı haber Antalya’dan: ‘Dünyayı iklim felaketinden kurtarma zirvesi COP 31’e hazırlanan kentte hortum 4 can aldı!

İşçilerin kaldığı konteynerlerin rüzgar yüklerine karşı dayanıklılığı hesaplanmış mıydı? Zemine nasıl sabitlenmişlerdi?

Kule vincin devrilme alanıyla işçilerin barınma alanı arasındaki mesafe değerlendirilmiş miydi?

Meteorolojik uyarılar üzerine güvenli tahliye önlemleri alınmış mıydı?

***

Konteyner işçiye her mevsim ölüm kabini -Murat Uysal- 

İşçiler çalışırken de derme çatma barınaklarda dinlenirken de ölüyor. Önlenebilir yangınlar da öngörülebilir sel ve hortumlar da işçinin canını alıyor. Son acı haber, 'iklim zirvesi' COP31’e hazırlanan Antalya’dan: Hortum 4 işçiyi öldürdü.

Pazartesi gecesi, saat 23.00. Antalya Kepez’in Fevzi Çakmak Mahallesi’nde, 6199 Sokak’taki site şantiyesinin bir köşesinde iki konteyner duruyor. İçlerinde demir ranzalar var. Gün boyu inşaatta çalışan işçiler, öğrenildiğine göre ekranda Galatasaray-Fenerbahçe derbisini izliyor. Mesai bitmiş; işçiler “evlerinde”, yani konteynerde.

Hortum beş dakika ya sürüyor ya sürmüyor. Şantiyenin karşısındaki sitede oturan Nedim Ünver, yağmurun sesini duyunca balkona çıkmak istiyor ama çıkamıyor: “Ben hayatım boyunca böyle bir gürültü duymadım. Sanki bir uçak gelmişti ve onun sesiydi.” Ses dindiğinde bağrışmalar başlıyor. Şantiyedeki 40 metrelik kule vinç yerinde yok. “Adeta mahşer yeri gibiydi. İşçilerin her gün orada çalıştıklarını görüyorduk” diyor Ünver.

Felaketin boyutu sabah ortaya çıkıyor. İşçilerin yattığı demir ranzalar 100 metre ötedeki bir sitenin bahçesine savrulmuş, konteyner parçaları Ünver’in balkonuna kadar gelmiş. Mahallede camlar patlamış, bir okulun çatısı zarar görmüş.

Ama o gece hayatını kaybedenler yalnızca konteynerde kalan işçiler oldu: İsa Elnevvaf, Aycan Kılınç, Salah Muhammet Elnaim ve Muhammet Emin Elnaim. Yaralanan bir işçinin tedavisi sürüyor.

"Çok enteresan bir doğa olayı"

Antalya Valisi Hulusi Şahin, olay yerinde gazetecilere “Çok enteresan bir doğa olayı ile karşı karşıyayız” dedi ve şöyle devam etti: “Şehrin herhangi başka bir yerinde fırtına, hortum ihbar edilmedi. Civarındaki binalarda bir şey yok ama sadece bu alanda iki konteyneri paramparça eden bir hortumla karşı karşıyayız.” Vali, ölümlerin devrilen vinçten kaynaklanmadığını da söyledi.

Valinin gerekçesi, aslında ölümlerin nedenini de ortaya koyuyor. Hortum bütün mahalleyi vurdu ama çevredeki binalarda kimse ölmedi; ölenler yalnızca sac konteynerin içinde yatan işçilerdi. Üstelik hortum ne habersiz geldi ne de Antalya için yeni bir şeydi.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) kent için sarı kodlu sağanak uyarısı yapmıştı. MGM’nin 26 Ekim tahmininde Batı Akdeniz için kuvvetli rüzgar, sel ve hortum riskine karşı uyarı da yer alıyordu. Uyarının ardından şantiyede işçiler için herhangi bir önlem alınıp alınmadığı ise bilinmiyor.

Antalya, Türkiye’de hortumun en sık görüldüğü kent. 1946’dan bu yana kentte yaklaşık her on yılda bir büyük hortum yaşandı; son olarak 2008, 2015, 2017 ve 2019’da. Bu yılın başında da art arda gelen sel, hortum ve fırtınalar 2 bin 519 çiftçinin 14 bin hektar arazisine zarar verdi. Mart 2024’te Kumluca’da turuncu kod uyarısının ardından çıkan hortumda 6 kişi yaralanmıştı.

Hortumun işçi konteynerini vurması da ilk değil. 9 Nisan 2012’de Elâzığ’ın Maden ilçesinde hortum, bir şantiyede işçilerin yemek yediği konteyneri 50 metre kadar savurdu; 6 işçi öldü, 6 işçi yaralandı. Çevre köylerde evlerin çatıları uçmuş ama orada kimse ölmemişti. Dönemin valisi de “Kayıp vatandaşımız yok, maddi hasarımız var” demişti. Aradan geçen 14 yılda tablo değişmedi.

İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümünden Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, afetlerde tehlike ile kırılganlığın ayrı şeyler olduğunu vurguluyor. Kadıoğlu’na göre hortum bir tehlike; ama kimin zarar göreceğini yapıların dayanıklılığı, sığınağa ve uyarıya erişim belirliyor. Kepez’de hortumu kimse durduramazdı. Ancak işçileri uyarı verilmiş bir gecede, zemine sabitlenip sabitlenmediği bile bilinmeyen bir sac konteynerde yatırmak bir tercihti.

Afetin arkasına saklanan ilk ölüm de bu değil. 15 Ekim’de İstanbul Valiliği “Evinizden çıkmayın” çağrısı yaparken 52 yaşındaki Bekçi Faik Şentürk, Beykoz’daki Firuzbey İlkokulu şantiyesinde sel suyunu boşaltmaya gönderildi ve suyla dolu bodruma düşerek hayatını kaybetti. Şentürk’ün ölümü resmi sel bilançosuna bile yazılmadı.

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
Sac kutudan ev

Hayatını kaybeden işçilerden Aycan Kılınç 30 yaşındaydı ve Niğdeliydi; cenazesi memleketi Çiftlik’te toprağa verilecek. Suriyeli İşçiler İsa Elnevvaf, Salah Muhammet Elnaim ve Muhammet Emin Elnaim’in cenazeleri ise Suriye’ye gönderilecek. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisinin verilerine göre 2025’te en az 2 bin 105 işçi çalışırken hayatını kaybetti; bunların 521’i inşaat işçisi, 91’i göçmen ya da mülteci işçiydi.

Facianın yaşandığı yer bir site inşaatı; inşaatı yürüten firmanın adı henüz açıklanmadı. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı soruşturma kapsamında müteahhit, şantiye şefi ve iş güvenliğinden sorumlu iki kişi gözaltına alındı.

Soruşturmanın yanıt bulması gereken sorular ise ortada duruyor. Konteynerler zemine sabitlenmiş miydi? İki konteynerde kaç işçi kalıyordu? Vali, inceleme sürerken ölümlerin vinçten kaynaklanmadığını nasıl kesin olarak söyleyebildi? Uyarı geldiğinde işçileri daha sağlam bir yere taşımayı düşünen oldu mu? Suriyeli işçiler kayıtlı ve sigortalı mıydı; işverenleri ana firma mıydı, yoksa bir taşeron mu?

DİSK de olayın ardından yaptığı açıklamada kapsamlı bir soruşturma yürütülmesini, işçilerin çalışma ve barınma koşullarının derhal gözden geçirilmesini ve gerekli önlemlerin zamanında alınıp alınmadığının şeffaf biçimde ortaya konmasını istedi. Konfederasyon, aşırı hava koşullarında işi durduracak mekanizmaların kurulması gerektiğini belirterek “İşçi hayatının hiçbir suretle maliyet hesaplarına ve kâr hırsına feda edilemeyeceğini” vurguladı.

Tehlike de geçmiş değil. Meteoroloji 27 Ekim’de Antalya’yı da kapsayan yeni bir kuvvetli yağış uyarısı yaptı. Kentteki diğer şantiyelerde işçiler bu gece de konteynerlerde yatacak.

Konteyner her mevsim öldürüyor

İşçilere barınak diye verilen konteyner, çadır ve barakalar kışın sobayla yanıyor, zehirli dumanıyla boğuyor, fırtınada savruluyor. Kepez’deki ölümler bu zincirin son halkası.

Mart 2012, Esenyurt çadır yangını: Marmara Park AVM inşaatında, acil çıkışı bile olmayan naylon çadırlarda kalan 11 işçi yanarak öldü. Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesi 2021’de Kayı İnşaat yöneticilerine yedişer yıl hapis cezası verdi; Yargıtay kararı bozdu. Kayı İnşaat, dava sürerken 9 kez başarı plaketi aldı.

Nisan 2012, Elâzığ Maden hortum: Esenyurt’taki yangından bir ay sonra hortum, bir şantiyedeki işçi konteynerini 50 metre savurdu; 6 işçi öldü, 6 işçi yaralandı.

Ocak 2024 bir ayda altı işçi: İSİG Meclisi verilerine göre yalnızca o ay 6 işçi, kaldığı konteyner ya da barakada yanarak öldü. Sultanbeyli’deki Tube Çelik Yapı’da Murat Çolak (23), Muhammed Şahin (17) ve Türkmenistanlı Vefa (17) hayatını kaybetti. Yangından yaralı kurtulan Ahmet Kama, “Yeni başlamıştım, sigortam yoktu” dedi. Komşu işletmenin Karslı bekçisi ise o geceyi şöyle anlattı: “Konteyner değil de dört tane duvar olsaydı bir dakika düşünmezdim, girerdim.”

Mart 2024 bir günde iki yangın: İTÜ Ayazağa Kampüsündeki ATR Yapı Şantiyesinde ve Antep İslahiye’deki deprem konutları inşaatında işçilerin kaldığı konteynerler yandı. İşçiler yangını erken fark ettiği için kimse ölmedi.

İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Gökhan Turan, o günlerde Evrensel’e yaptığı değerlendirmede patronun sorumluluğunun iş yeriyle sınırlı olmadığını vurgulamıştı: “Patron sadece iş yerinde değil, konaklaması için tesis ettiği yerde de işçinin eksiğini kontrol etmek, güvenliğini sağlamak zorundadır.”

"Maliyet düşük diye kullanılan konteyner, işçilere mezar oluyor"

Dev Yapı-İş Genel Başkanı Özgür Karabulut, Antalya’daki ölümlerin afet değil iş cinayeti olduğunu söyledi. Karabulut’un aktardığına göre şantiyelerde işçiler genellikle altı kişilik prefabrik konteynerlerde kalıyor; büyük şantiyelerde iki-üç katlı konteyner kampları kuruluyor. “Bu konteynerlerin yere sabitlenmesinin projelendirilmesi gerekiyor. Ama yönetmelikler ve standartlar yok sayıldığı için, maliyet düşük olsun diye kullanılmaması gereken basit malzemeler kullanılıyor. Sonuç da işçilerin ölümü oluyor” diyen Karabulut, standarda uygun yanmaz malzemeden yapılmış konteynerlerde yangınların tek bir odada, kimse ölmeden söndürülebildiğini, standart dışı konteynerlerde ise onlarca inşaat işçisinin yanarak can verdiğini anlattı.

Özgür Karabulut | Fotoğraf: MA
Özgür Karabulut | Fotoğraf: MA

Ölümlere afet denmesine tepki gösteren Karabulut şunları söyledi: “Afet ya da doğa olayları öldürmüyor; önlem almayan, tedbirleri uygulamayan sömürü düzeni öldürüyor. Antalya’da standartlara uygun barınma alanları kurulsaydı, yönetmeliğe uygun konteynerler kullanılsaydı bugün işçiler yaşıyor olurdu. Afet denilince suç ve sorumluluk doğaya atılıyor, suçlular temize çıkarılıyor.”

Karabulut’a göre konteynerlerin güvenliğinden taşeronla birlikte her şeyden önce ana firma sorumlu. Şantiyeye izin veren yerel yönetim ve denetim yapmayan bakanlıklar da sorumluluk taşıyor. Mevzuatın yetersiz olduğunu ama mevcut haliyle bile uygulansa işçilerin hayatta olacağını belirten Karabulut, “Davalar adil biçimde sonuçlanmadığı için patronlar adeta cezasızlık zırhıyla korunuyor, işçiler şantiyelerde şans eseri hayatta kalıyor” dedi.

Sarı kod gibi uyarılarda dış mekandaki işlerin genellikle durdurulduğunu, ancak bu kararı çoğunlukla patronların verdiğini söyleyen Karabulut, son yağışlarda durması gereken iş durmadığı için bir işçinin yağmur altında elektrik akımına kapılarak öldüğünü hatırlattı.

Karabulut, şantiyelerin ancak işçilerin örgütlü olduğu yerde içeriden denetlenebileceğini vurguladı; sendikaların da bu noktada eksik ve yetersiz kaldığını kabul etti. Patronlara ise şöyle seslendi: “Şirketlerinizin üç kuruş kârı için işçilerin hayatıyla oynamayın. İşçilerin canı sizin kârınızdan daha değerlidir.” İşçileri sendikalarda örgütlenmeye çağıran Karabulut, kötü hava koşullarında can tehlikesi doğduğunda çalışmama haklarını kullanmaları gerektiğini söyledi.

***

Çadırdan konteynere, değişmeyen işçi ölümleri -Deniz İpek- 

Sonbahar geldiğinden beri neredeyse her meteoroloji uyarısının ardından bir iş cinayeti haberi alıyoruz. Hava durumu bültenleri, işçiler için adeta nokta atışı ölüm ihbarlarına dönüştü. Kuvvetli yağış deniyor, bir kurye sel sularında yaşamını yitiriyor. Fırtına uyarısı yapılıyor, bir şantiyeden ölüm haberi geliyor. Meteoroloji tehlikeyi haber veriyor, patronlar üretimi sürdürüyor, işçiler ölüyor.

Antalya’da bir inşaat şantiyesinde işçilerin kaldığı iki konteyneri hortum parçaladı. Antalya Valiliğinin ilk açıklamasına göre dört işçi yaşamını yitirdi, bir işçi yaralandı. Şantiyedeki kule vinç de devrildi.

İşçiler, ertesi gün emek güçlerini yeniden satmak üzere dinlenmeye çekildikleri konteynerlerde yaşamlarını yitirdi. Gün boyu inşaat baronlarına konutlar yükselten işçilerin, gece başlarını soktukları yer onları hayatta tutamadı.

Hortumun şaşırtıcı olmadığı coğrafya

Antalya Valisi Hulusi Şahin, çevredeki binalarda hasar bulunmadığını, başka bir yerden benzer bir ihbar gelmediğini belirterek yaşananları “Çok enteresan bir doğa olayı” olarak değerlendirdi.

Oysa meteoroloji bilimi açısından şaşırtıcı olan hortumun kendisi değil, bu tehlikenin hâlâ olağanüstü bir olay gibi anlatılması.

Meteorolog Abdullah Kahraman ve Paul Markowski’nin 2014 yılında Monthly Weather Review dergisinde yayımlanan Tornado Climatology of Turkey başlıklı araştırması, Antalya ile Anamur arasındaki yaklaşık 210 kilometrelik kıyı bandını Avrupa’da hortumların en sık görüldüğü bölgeler arasında gösteriyor. Araştırmada incelenen beş yıllık dönemde bu bölgede yılda ortalama 12 hortum kaydedilmiş.

Akdeniz siklonları olarak bilinen alçak basınç sistemleri, sıcak ve nemli deniz havasıyla soğuk hava kütlelerinin karşılaşmasına bağlı olarak özellikle sonbahar ve kış aylarında şiddetli yağış, fırtına ve hortum oluşumuna elverişli koşullar yaratabiliyor.

Hortumların dar bir alanda etkili olması da meteorolojik özelliklerinden biri. Çevredeki binaların zarar görmemiş olması, yaşanan olayın bilimsel olarak bilinmeyen bir tehlike olduğu anlamına gelmiyor. Bilimsel olarak bilinen tehlikeler karşısında önlem alınmaması ise meteorolojinin değil, çalışma yaşamının sorunudur.

Üstelik Meteoroloji Genel Müdürlüğü Antalya için sarı kodlu kuvvetli yağış uyarısında bulunmuştu. Bu uyarı belirli bir şantiyede hortum oluşacağını göstermese de olumsuz hava koşullarına karşı hazırlık yapılmasını gerektiriyordu.

Peki işçilerin kaldığı konteynerlerin rüzgâr yüklerine karşı dayanıklılığı hesaplanmış mıydı? Zemine nasıl sabitlenmişlerdi? Kule vincin devrilme alanıyla işçilerin barınma alanı arasındaki mesafe değerlendirilmiş miydi? Meteorolojik uyarılar üzerine güvenli tahliye önlemleri alınmış mıydı?

On bir işçinin yandığı çadırlardan bugüne

11 Mart 2012’de İstanbul Esenyurt’taki Marmara Park AVM inşaatında işçilerin kaldığı çadırlarda yangın çıktı. On bir işçi, inşa ettikleri alışveriş merkezinin yanı başında, uyudukları yerde yanarak yaşamını yitirdi.

O günlerde işçilerin barındığı çadırların koşulları, elektrik ve ısıtma tesisatları, yangın önlemleri tartışıldı. 2013 yılında yürürlüğe giren Yapı İşlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği ile şantiyelerde barınma amacıyla çadır ve branda kullanılması, belirli istisnalar dışında yasaklandı.

Aradan on dört yıl geçti. Pek çok şantiyede çadırların yerini konteynerler aldı. İşçilerin barınma güvenliği ise yeniden ölüm haberleriyle gündeme geldi.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu işverene riskleri değerlendirme, gerekli önlemleri alma ve acil durumlara hazırlanma yükümlülüğü getiriyor. Yapı İşlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği’nin Ek-4 hükümleri de geçici yapıların sağlamlığından barınma yerlerinin sağlık ve güvenlik koşullarına kadar çeşitli zorunluluklar içeriyor.

Konteynerlerin yer seçimi, taşıyıcı sistemleri, zemine bağlantıları ve meteorolojik etkilere karşı dayanıklılıkları mühendislik esaslarına göre değerlendirilmeli. Barınma alanlarının geçici olması, işverenin sorumluluğunu geçici kılmıyor.

Mesai bitince tehlike bitmiyor

Daha iki hafta önce şiddetli yağışlar altında çalışmak zorunda kalan kuryelerin ölümlerini konuştuk. İstanbul Beykoz’da bir okul şantiyesinde bekçilik yapan Faik Şentürk’ün ölümünü gündeme getirdik. Şimdi de Antalya’da işçilerin uyudukları konteynerlerden ölüm haberleri geliyor.

Türkiye’nin dört bir yanında konutlar, oteller, alışveriş merkezleri yükseliyor. Bu yapıları inşa eden işçilerin önemli bir bölümü ise şantiyelerin kenarına yerleştirilmiş konteynerlerde yaşıyor. Sermayenin milyonlarca liralık yatırımlarında işçinin başını sokacağı yer, maliyeti düşürülmesi gereken kalemlerden biri sayılıyor.

İşçinin uyuduğu yerin sağlamlığı, temiz suya erişimi, ısınması, havalandırması, mahremiyeti ve dinlenmesi üretimin dışındaki meseleler değil. Bunların tümü işçi sağlığı ve güvenliğinin, insanca yaşama hakkının parçası.

İklim değişikliğiyle birlikte aşırı yağışlar, fırtınalar, seller ve sıcak hava dalgaları çalışma yaşamındaki tehlikeleri ağırlaştırıyor. Buna karşılık işçilerin barınma alanlarının güvenliği, patronların maliyet hesabına ve yetersiz denetimlere bırakılamaz.

Antalya’daki ölümlerin ardından konteynerlerin teknik özellikleri, şantiye yerleşim planı, risk değerlendirmeleri ve meteorolojik uyarılar karşısında alınan önlemler incelenmeli. Sorumlular belirlenmeli. Ülke genelindeki şantiye yatakhaneleri ve yaşam alanları bağımsız, etkin denetimlerden geçirilmeli.

İşçinin insanca barınması patronun sağladığı bir lütuf değil, temel bir haktır. Bu hakkın güvencesi de işçilerin örgütlü mücadelesi ve kamusal sorumluluktur.

İnşaat baronlarına ev yapan işçilerin, başlarını soktukları yerde ölmediği bir düzen kurmak zorundayız.

/././

Evrensel

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

ÇİZGİLERİN DİLİ -28 Ekim 2026-

  (Derleyen: mstfkrc)