24 Eylül 2026 Perşembe

CUMHURİYET "Köşebaşı" -24 Eylül 2026-


Hepiniz biliyorsunuz zarların hileli olduğunu!-Barış Terkoğlu- 

Her eve geldiğinde hırsızla karşılaşıyorsan belki hırsız evin içindendir.

Biliyorum, vatandaş fonmuş, hisseymiş, manipülasyonmuş, bunlardan pek anlamıyor. Ama ister anlasın ister anlamasın iktidardakilerle iç içe olduğu ayan beyan olan fonlardaki vurgunun bedelini vatandaş kendi cebinden ödüyor.

Üstelik asıl mesele...

Bu vurgunu fark edip engellemesi gereken kurumlar bıraktım görevini yapmayı... Haberleri olduğu halde vurguncuların önünü açmaya çalıştı. Dahası, dolandırıcıların önüne çıkan, vatandaşı uyaran, gereğinin yapılmasını isteyenlerin ağzını kapatmak için uğraştı.

14 AY ÖNCE CUMHURBAŞKANLIĞI’NA TERA ŞİKÂYETİ

Şöyle anlatayım...

Eminim televizyonda ya da sosyal medyada denk geliyorsunuz. Ramazan Başak, BDDK Bankalar Yeminli Murakıplığı ve MASAK Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulunmuş, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nda ve Başbakanlık Teftiş Kurulu’nda görevli olarak çalışmış, halen de Bilgi Üniversitesi hukuk yüksek lisans öğretim görevlisi olan bir eski bürokrat. Türkiye’de “karapara ve aklama” kavramları bilinmezken 27 yıl önce bu suçun kitabını yazdı. Polis Akademisi’nin düzenlediği toplantılar dahil pek çok kurumda suçun nasıl işlendiğini kamu görevlilerine anlattı.

Önümde Ramazan Başak’ın 30 Temmuz 2025’te, yani tam 14 ay önce CİMER’e yaptığı başvuru duruyor. Şikâyete konu olan şirket bugün gündemin birinci sırasındaki Tera Yatırım. Ramazan Başak, şimdi firarda olan Kasım Garipoğlu’nun GKFX isimli lisanssız şirketine, yasadışı biçimde, çantalar ve valizlerle yaklaşık 350 milyon dolarlık işlem hacmi yaratacak biçimde para transferlerinin yapılmasının yargı kayıtlarına girdiğini hatırlattıktan sonra şunu söylemiş: “En yüksek işlem hacmi Tera Yatırım AŞ’nindir (...) Tera Yatırım, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nda belirtilen piyasa dolandırıcılığı yaptığına ilişkin yazılı ve görsel basında çok yoğun şikâyet edilen şirketlerin başında gelmektedir. (...) Şirket 2022 yılında halka arz ve 2023 yılında banka faaliyet izni alabilmiştir. Piyasada bu izinlerin perde arkası için de çok yoğun iddialar vardır. Normal şartlarda bu şirketin BDDK ve SPK’den bu izinleri alması mümkün değildir.”

CİMER başvurusundan anlıyoruz ki... 

Ramazan Başak, olayın vergi boyutunu Vergi İdaresi’ne de bu dilekçeden bir ay önce iletmiş.

Ertesi gün CİMER’den bir cevap gelmiş. Basmakalıp, hiçbir şey söylemeyen, özetle “Kurulumuz çalışıyor” diyen bir cevap.

TERA’NIN SAHİBİ BAKANIN ARKADAŞI MI

Yetmemiş...

5 Ocak 2026’da, yani tam 8 ay önce, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yolunu tutarak suç duyurusunda bulunmuş. Konusu: “Şaibeli Para Trafiği, Karapara Aklama, Vergi Kaçakçılığı, Piyasa Dolandırıcılığı ve İlgili Kamu Kurumlarının Görevlerini İhmal Etmesi.”

Aktarayım, suç duyurusunda bugün konuştuğumuz her şey var: “Sadece bazı rakamlar yapılan dolandırıcılıkların anlaşılması için yeterli olacaktır. Ülkemizde ortalama faiz maksimum yüzde 50’dir. Tera Yatırım hissesinin ise 11 aylık getirisi yüzde 4.625 (Dört bin altı yüz yirmi beş), Tera Portföy Birinci Serbest Fon’un 11 aylık getirisi ise tam yüzde 10.128’dir (On bin yüz yirmi sekiz). Bu şirketin bu tarih itibari ile piyasa değeri Halkbank, Türk Telekom ve Turkcell gibi devasa kurumların değerini geçmiş durumdadır. İlgili tarihler itibari ile borsada halka açık şirket sayısı 713’tür. 2025 yılında hisseleri yüzde 3.000, 4.000 ve 5.000 gibi anormal oranlarda değer kazanan ilk üç şirket Tera Grubu’nun şirketleridir. Bu bile tek başına önemli bir göstergedir. Dünyanın hiçbir yerinde böyle getiriler yoktur ve olamaz. 60-70 kişinin çalıştığı bir hizmet sektörü şirketi böyle devasa şirketlerin piyasa değerinin geçemez, altın madeni bulmuş olsa da geçemez. Burada açıkça piyasa dolandırıcılığı yapılmış ve potansiyel olarak çok büyük montanlarda kara para yaratılmıştır.”

Savcılık dilekçesinde Ramazan Başak’ın olan bitenler konusunda şüpheyi daha da derinleştiren çok ilginç bir ifadesi daha var: “Tera Yatırım’ın ve grup şirketlerinin korunduğunu ve/veya korunmak zorunda kalındığını düşünüyorum. Tera Grubu’nun hâkim hissedarı Emre Tezmen, birçok konuşmasında sayın Hazine ve Maliye bakanının çok yakın arkadaşı olduğunu, İngiltere’de beraber işleri olduğunu, bizzat benim de şahit olduğum ortamlarda defalarca söylemiştir. Bunu ilişki sektörde hep konuşulmaktadır. Ziyaret ve iletişim kanalları üzerinde yaptırılacak basit bir araştırmada gerçek ortaya çıkacaktır. Doğru mudur, yanlış mıdır bilmiyorum, kimseyi de itham etmiyorum ama yukarıda belirttiğim kurumlar eğer başka bir bakanlığa bağlı olmuş olsaydı, Emre Tezmen ve Grup Şirketleri asla bu kadar pervasızca bu suçları işlemeye cesaret edemezdi, en azından hakkında yasal işlemler yapılırdı.”

‘ÖNEMLİ MEVKİLERDEN DESTEK VAR’

Bu kadar değil...

15 Nisan 2026’da, yani bugünden 5 ay önce, cumhurbaşkanına bir mektup yazmış. Mektup da önümde... Yine şikâyet konusu Tera Yatırım. 

O dilekçede cumhurbaşkanına anlattıklarını aktarayım: “Borsa manipülasyonları sonucu, çok ciddi montanlarda karapara elde edildiğini ve aklandığını, yeterli önlemlerin alınmadığını düşünüyorum. Nitekim, 4 Kasım 2025 tarihinde düzenlenen Sermaye Piyasası kongresinde, Mehmet Şimşek ile SPK başkanı, gerçekleştirilen manipülasyonları bildiklerini açıkça ifade etmiştir. Bu açıklamalar günlerce tartışılmıştır. Aradan altı ay geçmesine rağmen bu konuda hiçbir önlem alınmamış ve yüzbinlerce yatırımcı zarara uğratılmaya ve sermaye piyasaları da güven yitirmeye devam etmiştir. (...) Sayın cumhurbaşkanım, burada tahmin edemeyeceğiniz kadar çok kötü şeyler olduğunu düşünüyorum. Çok önemli mevki ve makamlarda da ciddi desteklerin verildiği iddia ediliyor. Sermaye piyasalarına ve ülkeye çok ciddi bir biçimde zarar veren, tahrip eden bu organizasyonu dilerseniz size, dilerseniz de görevlendireceğiniz birisine anlatmaya hazırım.”

5 AY ÖNCE DESTEK HOLDİNG UYARISI

Ramazan Başak, kimsenin bir şey yapmadığını görünce sosyal medyadan toplumu, yetkilileri uyarmaya devam etti. Başına gelenlerle ilgili yargıyı şikâyet etmek için HSK’ye dilekçeler yazdı. Bakın 13 Nisan’da, yani 5 ay önce, HSK’ye yazdığı dilekçede şimdi yaptıkları ortaya çıkan Destek Holding nasıl yer bulmuş: “Tera’nın halka arzına aracılık ettiği Destek Faktoring, 150 çalışana sahiptir. An itibari ile 699 milyar TL piyasa değerine sahiptir. Binlerce çalışanı olan bünyesinde Yapı Kredi bankası dahil onlarca değerli şirketi olan Koç Holding’in piyasa değeri 517 milyar TL’dir. Bu mümkün müdür? Bu durumu normal mi kabul etmemiz gerekiyor?”

TERA’NIN İSTEĞİYLE GÖZALTI

Ne oldu? Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın, SPK’nin, BDDK’nin, Borsa İstanbul’un gereğini yapmak bir yana vurguncuların adeta önünü açtığını biliyorsunuz. Peki yargı?

Ramazan Başak, Tera ile ilgili sosyal medyadaki uyarıları nedeniyle, Tera Yatırım ve Emre Tezmen’in şikâyeti ile önce 19 Kasım 2025’te, “Bankacılık Kanunu’na muhalefet” suçlamasıyla, saat 19’da torunlarının yanında gözaltına alındı: “Akşam nezarethane iki kişilik olmasına rağmen yoğunluktan üçüncü kişi olarak ince bir sünger yergi üzerinde yerde yattım. Bu trajediyi de üzülmesin diye ailem dahil hiç kimseyle paylaşmadım.” 

Bir gün gözaltında kaldı. Ertesi gün serbest bırakıldı. Ama hakkında jet hızıyla 26 Kasım’da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame yazıldı, yargılanmaya başladı. Savcılığın iddianamesinde mağdur kısmında Emre Tezmen ve Tera Yatırım yazıyordu!

ÖLÜM TEHDİDİNE TIK YOK

Dikkatimi çekti. Ramazan Başak, HSK’ye verdiği dilekçede, gözaltında iken bir TGRT programcısı tarafından Tera Yatırım’a destek olacak şekilde kendisi aleyhinde haber yapıldığını söylüyor. Başak, programcıyı aradığını, programcının paylaşımındaki içeriğin kaynağı olarak bir hükümetten bir bakanın adını verdiğini anlatıyor. 

Bu kadar değil. Geçen 8 Nisan’da “halkı yanıltıcı bilgi verdiği” ve “borsa manipülasyonu” iddiası ile Başak ikinci kez jandarma tarafından gözaltına alındı. Hakkında adli kontrol, yurtdışı yasağı ve telefona el koyma kararı verildi. “Tera Yatırım Borsa’da manipülasyon yapıyor” dediği için kendisi manipülasyonla ve yanıltıcı bilgiyle suçlanmıştı!

Öğrendim ki bütün bunlar olurken Ramazan Başak’a yazılı ve sözlü olarak ölüm tehdidinde bulunulmuş. Başak, 3 Kasım 2025’te Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’na şikâyet edip can güvenliğinin sağlanmasını istemiş. Tehdit edenlere ne mi olmuş? Hiçbir şey! Dilekçesinde “Gereğinin yapılması için saldırıya uğramam veya öldürülmem mi gerekiyor” sorusu yer alıyor.

İşte böyle...

Vatandaş doğal olarak anlamıyor ama. Bir zamanlar devlette görev yapmış namuslu bir bürokrat uyardığında, parmağıyla vurgunu işaret ettiğinde, bir anda karşısında devletin yargısını buluyor. Ağzı kapatılıyor, sus deniyor. Sadece bu durum bile vurguncuların ortaklarının yukarıdaki koltuklarda oturduğunu göstermiyor mu? 

Milletleri çökerten dışarıdaki düşman değil içinde beslediği yılandır.

/././

Dünyanın sonuna dair...-Ergin Yıldızoğlu- 

Son aylarda, yapay zekâ ajanlarının, önce birbirlerini bulup sonra örgütlenerek test alanının dışına kaçabilmesi adeta bir panik yarattı. YZ’nin yakın zamanda insanlığı yok edecek kapasiteye ulaşacağına hatta belki de ulaştığına ilişkin, hiç hız kesmeden yoğunlaşmaya devam eden tartışmalar da aklıma Fredric Jameson’u getirdi.

Jameson 1994 tarihli The Seeds of Time kitabının giriş bölümünde “Bugün, dünyanın ve doğanın bütünüyle çöküşünü hayal etmeyi, geç kapitalizmin çöküşünü hayal etmekten daha kolay buluyoruz” diyordu. Jameson bu saptamasını, “Bunu şimdi yeniden formüle edebiliriz: kapitalizmi, dünyanın sonuyla birlikte hayal etme girişimine tanık oluyoruz.” (“Future City” New Left Review 2003/11) biçiminde geliştirdi. Kapitalizmin sonu ile dünyanın sonu aynı şey.

Bu son tartışmalar da ısrarla YZ’nin insanlığı yok etme olasılığı ile spekülatif senaryolar birbirleriyle yarışıyor. Halbuki çok acil ve somut bir sorun daha var: YZ şirketleri, kapitalizmin tarihinin en büyük finansal balonlarından birini yaratıyor. Birinci senaryolar akla Terminator filmini getiriyor. İkincisi ise 2008 krizini tetikleyen gerçek olayları. Sakın bu panik yaratan senaryolar (uydurmadır demiyorum), başka çok daha acil, kapitalizme ilişkin bir şeyi mi gizliyor?

Şu sayılar o “şey” hakkında bize bir fikir verebilir; ABD’de son dönemdeki yeni kurumsal tahvil ihraçlarının yüzde 15 - yüzde 20’si doğrudan “Muhteşem 7” olarak adlandırılan en büyük teknoloji şirketleri ve bunlara bağlı altyapı projeleri tarafından gerçekleştirilmiş. “Muhteşem 7”nin S&P 500 (500 şirket) içindeki ağırlığı: yüzde 33-34, Nasdaq 100 içindeki ağırlığı da yüzde 40- 44 bandında seyrediyor.

“Muhteşem 7” üzerine yapılmış az sayıda araştırma, bunların kanıtlanmış verimlilik artışlarından çok gelecekte elde edecekleri gelir beklentileri üzerinden değerlendirildiklerini gösteriyor. “Muhteşem 7”, veri merkezlerine, çiplere ve hesaplama kapasitesine trilyon dolarlık yatırımlar planlıyor. OpenAI ve Anthropic gibi şirketler ise modellerini eğitmek ve çalıştırmak için milyarlarca dolar harcıyorlar. Bütün bu harcamaların karşılığında ortaya çıkacak gelirlere, verimlilik artışlarına ilişkin beklentilerin kaderi ise belirsiz.

YZ belirli görevlerde önemli sonuçlar elde edebiliyor. Ancak bu sonuçların ekonominin genelinde verimlilik artışı yarattığına ilişkin ortada henüz bir veri yok. Şirketlerin yapay zekâya ayırdığı sermaye ile bu sermayenin getireceği kâr arasındaki açık büyürken finansal sistemin taşıdığı riskler, kimi analistlere göre bir “finansal balon” büyüyor.

2008 krizinde gelecekteki gelir beklentileri üzerine kurulmuş finansal varlıkların, gerçek ekonomik koşullarla karşılaşınca hızla eridiğine tanık olmuştuk. Böylece kredi piyasasında ortaya çıkan tıkanma “uzun durgunluğa” yol açmıştı. Bugün yapay zekâ yatırımlarında, beklenen gelirler gerçekleşmezse, bu yatırımları finanse eden trilyon dolarlara ne olacak?

Üstelik bu soru, dünya ekonomisinin çok kırılgan bir döneminde gündeme geliyor.

Körfez’de savaşın enerji ihracatını aksatması, petrol ve doğalgaz fiyatlarını yükseltiyor. Gübre ihracatındaki kesintiler gıda fiyatları üzerinde baskı yaratıyor. Enerji ve gıda fiyatları artarken enflasyon yükseliyor; faizlerin düşürülmesi zorlaşıyor. Kamu borçlarının faiz yükü ağırlaşıyor.

Körfez ülkelerinin de gelirleri azalıyor, bir bölümünü ABD Hazine tahvillerinde tuttukları dış varlıklarını nakde çevirme olasılığı gündeme geliyor. Bu olasılık gerçekleşmeye başlarsa, zaten yüksek borç ve bütçe açığıyla karşı karşıya olan tahvil piyasalarında ek baskılar oluşabilir. Özetle enerji, gıda ve borç piyasalarındaki sorunların birbirini beslemeye başladığı bir ortam şekilleniyor.

YZ yatırımlarının yarattığı finansal riskler de bu ortamla çakışıyor.

Kapitalizmin iç işleyişini, bunun işçi sınıfının, azgelişmiş bağımlı ülkelerin halklarının omuzlarına yıktığı yükleri, getirdiği acıları her zamankinden daha çarpıcı biçimde gözler önüne seren bir finansal kriz, depresyon olasılığını, ekonomik ve siyasi sorumlularını tartışmak yerine, yine insanlığın olası sonunu tartışmayı tercih ediyoruz. Chat GPT 2008-2026 arasında “bugüne nostalji” (“Pre-posthumous Nostalgia”) temalı (Bakın bugünleri çok ararsınız gibi) yaklaşık 180 film yapıldığını tahmin ediyor.

/././

Ortadoğu 1’den büyük değil mi?-Mehmet Ali Güller- 

BM Genel Kurulu’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kez daha “Dünya beşten büyüktür” diyerek BM Güvenlik Konseyi için reform talep etti.

Evet, dünya beşten büyüktür, güvenlik konseyi de buna uygun hale getirilmeli, Küresel Güney ülkelerinin temsiliyet oranı artırılmalıdır. Ama bugün tartışmak istediğim bu değil. Tamam, “Dünya beşten büyüktür”, peki “Ortadoğu 1’den büyük” değil midir?

TRUMP’IN 12 ÜLKE LİDERİYLE TOPLANTISI 

ABD Başkanı Donald Trump’ın BM Genel Kurulu kapsamında 12 bölge ülkesiyle, Türkiye, Suriye, Katar, Ürdün, Irak, Lübnan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Mısır, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Umman liderleriyle toplantısı vardı.

İktidara yakın medya, toplantıyı daha çok Trump’ın Erdoğan için söylediği “Sert ceviz, onunla şakalaşmayın, harika bir adam” şeklindeki sözleriyle okuruna sundu. (Trump’ın Erdoğan’ı övüyor oluşundan “muhafazakâr kesimlerin” memnun oluyor oluşu, üzerinde ayrıca durulmayı gerektiriyor.)

Bu toplantı, iktidar basını dışında, iç ve dış sosyal medyada ise 12 bölge ülkesi liderinin Trump’ın salona girişi sırasında topluca ayağa kalkması üzerinden konuşuldu, tartışıldı. Ama bence asıl konuşulması gereken konu başka.

İSRAİL TEK BAŞINA MI?

İsrail, Gazze soykırımını tek başına mı yaptı? İsrail terör devleti Filistinlileri tek başına mı katlediyor? Eğer öyleyse, İslam ülkelerinin tamamına bile gerek yok, sadece belli başlı Arap devletleri bile harekete geçerek İsrail’i durdurabilirler.

Peki neden durduramıyorlar? Çünkü İsrail’in arkasında, yanında, sağında, solunda, hatta bazen önünde ABD emperyalizmi var. Ve çoğu Arap devleti ile çoğu İslam ülkesi petrodolar, finans ve hatta silah sistemi üzerinden ABD’ye bağımlıdır. O nedenle de arkasında ABD durduğu için İsrail’e karşı harekete geçemiyorlar. Sadece kamuoylarını rahatlatmak üzere İsrail’e karşı yüksek perdeden açıklamalar yapıyorlar.

İLERİ KARAKOL MESELESİ

İsrail tek başına değil, ABD sayesinde Gazze’de soykırım yaptı, ABD sayesinde Filistinlileri katlediyor, ABD sayesinde yıllardır adım adım genişliyor.

Dolayısıyla İslam ülkeleri liderlerinin İsrail’e karşı yüksek perdeden konuşması ama yukarıda bahsettiğim toplantıda ABD Başkanı Trump’a saygılarını sunması, bu yönüyle sorunludur.

12 ülkeden sadece bir ikisi, o da “İsrail’in durması için lütfen nüfuzunuzu kullanın” çağrısı yapıyorlar ABD’ye. Bu talep, ABD’nin İsrail’i bir “ileri karakol” olarak Ortadoğu’da kullandığı gerçeğini atlıyor. ABD neden İsrail’i durdursun? Tersine ABD İsrail sopası ile Ortadoğu’yu dizayn ediyor.

İSRAİL NASIL DURDURULUR?

ABD İsrail’i ancak bir şekilde durdurur: Eğer Arap devletleri ve İslam ülkeleri birlikte harekete geçer ve ABD’nin üslerini kapatmaya başlarsa, Washington Netanyahu’yu hemen gemler!

Mesele aslında bu kadar basittir. Basittir de neden uygulanmaz, işte o sistemsel sorundur. Ancak sistem dışına çıkarak ABD’ye karşı net tutum alınabilir! Aksi takdirde “Dünya beşten büyüktür” denir ama “Ortadoğu 1’den büyüktür”, hadi ABD’yle birlikte sayılırsa, “Ortadoğu 2’den büyüktür” denemez ne yazık ki.

BM NEW YORK’TAN TAŞINMALI 

BM Genel Kurulu ABD’nin New York şehrinde yapılıyor. ABD hükümeti ise kendi politikasına göre katılımcılara zorluk çıkarıyor. Örneğin İran heyetinin kimi katılımcılarına vize vermediler. Ama daha önemlisi Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın vize talebini reddettiler. Oysa Abbas, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da BM Genel Kurulu’na hitap etmesi için davet edilmişti. Ama emperyalist ABD, Abbas’ı konuşturmamak için iki yıldır vize vermiyor.

Tek başına bu durum bile New York’un, BM genel kurullarına ev sahipliği yapabilecek bir adres olmaktan çoktan çıktığını gösteriyor. Belki de İsrail şehirleri dışında dünyada her yer, şu anda New York’tan daha iyi bir seçenektir. Hele ki Şanghay, Madrid, İstanbul gibi seçenekler varken...

Değerli program arkadaşım emekli diplomat Engin Solakoğlu, bu yöndeki sosyal medya mesajım üzerine uyardı: “Zaten Cenevre mevcut. Tüzük (şart) genel kurulların Cenevre’de yapılmasına olanak veriyor.”

Evet, bu da bir seçenek, sonuçta BM’yi New York’tan toptan çıkarabilmek, yenilenen dünyanın, çok kutupluluğun gereğidir. Bugün olmasa da yarın mutlaka olacaktır.

/././

Cumhuriyet


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

ÇİZGİLERİN DİLİ "24/09/2026"

  (Derleyen : mstfkrc)