17 Temmuz 2026 Cuma

Cumhuriyet "Köşebaşı + Gündem" -17 Temmuz 2026-


Türkiye İttifakı nedir?-Zülal Kalkandelen- 

Geçen hafta gazetemizde Sarp Sağkal imzasıyla “Özel’in olası yeni partisi için nasıl bir ideoloji tarif ediliyor?” başlıklı bir haber yayımlandı. Öncelikle şu satırları hatırlatayım. 

“CHP’de kurultay kapıları kapandıkça yeni yol söylemleri artan Özgür Özel kanadından isimler, kurulacak yeni bir partinin ‘CHP temelleriyle yükselen daha kapsayıcı bir parti’ olacağını söylüyor. Partinin ideolojik söylemini, yerel seçimin Türkiye İttifakı başlığından alacağını belirten kurmaylar ‘muhafazakâr, sosyal demokrat, Kürt ve milliyetçi demokratların birleştiği merkez bir parti’ tarif ediyor.

Yeni kurulacak bir partinin CHP’ye göre duruşunu da yorumlayan kurmaylar, ‘Yeni parti CHP birikimi üzerine kurulan ama onun tekrarı olmayan bir parti olur. Çünkü her yeni kuruluş daha kucaklayıcı, daha geniş kapsamlı bir yapıya sahip olur. Siyasette yeni bir dönemi tarif ediyoruz.’ diyor.”

CHP HANGİ KESİMİ KAPSAMIYORDU?

Kemal Kılıçdaroğlu, 21 Mayıs’ta mahkemenin mutlak butlan kararı vermesinden sonra tekrar CHP’nin başına geçti. Bu durumda yaklaşık iki ay önce CHP’nin yönetimini tek başına elinde bulunduran değişimci ekibin partinin o sırada kapsamadığı kesimi açıkça belirtmesi gerekir.

Çünkü Özgür Özel genel başkan olduktan sonra da CHP’ye özellikle sağdan, İYİ Parti’den, Gelecek Partisi’nden, DEVA Partisi’nden, hatta AKP’den geçenler oldu. Özel’in genel başkan seçildikten sonraki söylemlerini, DEM Parti ile ilişkilerini, CHP’nin Öcalan açılımındaki rolünü de düşünürsek Kürt siyasetine yakınlığı da bilinen bir durum.  

İdeolojileri bir yana koyup “ittifakla her şeyi kapsama siyaseti”, Kılıçdaroğlu döneminde de aynıydı, Özel döneminde de değişmedi. CHP ile ilgisi olmayan birçok siyasetçi tabanın tepkisine karşın milletvekili adayı yapıldığı gibi, belediye başkanı adayı da yapıldı ve sonuçta çoğu ardı ardına AKP’ye geçti. Açıktır ki bir siyasal partideki en temel sorun ideolojik belirsizliktir.

TÜRKİYE İTTİFAKI’NIN MİLLET İTTİFAKI’NDAN FARKI NEDİR?

Kılıçdaroğlu döneminde “kapsayıcılık” iddiasıyla Millet İttifakı kurulmuş ve sonu hüsran olmuştu. Şimdi ise aynı yaklaşıma Türkiye İttifakı adı veriliyor ve işin tuhaf yanı, ideolojileri yok eden bu siyaset, yeni ideolojik çizgi olarak sunulmak isteniyor. 

Dikkat ederseniz, muhalif kanallarda CHP’ye yakın ya da doğrudan CHP’li olan konuşmacılar, sürekli bu yaklaşımı süslü cümlelerle anlatıyor; “CHP daha kapsayıcı olacak, eski CHP’nin dışlayıcı siyaseti değişecek” diyorlar.

Eski CHP, 14 Mayıs 2023 öncesindeki midir, yoksa daha öncesi mi kastediliyor? Şimdiki ile 14 Mayıs 2023 öncesi arasında ideolojik çizgi açısından fark bulunmadığına göre, bunu netleştirmeleri gerekiyor. 

CHP’DEN DIŞLANAN KEMALİSTLER!

CHP’nin ideolojik savrulması konusunda söylenmeyen gerçek ise ittifaklarla kapsayıcılığının artması hedeflenen kurucu partiden asıl dışlananların Kemalistler olduğudur. Kılıçdaroğlu’nun 13 yıllık genel başkanlık döneminde partiye verdiği en büyük zarar budur. Bu durumu yıllarca bu köşeden defalarca eleştirip uyardığım için ayrıntılarına girmeye gerek yok. Kılıçdaroğlu bunu yaparken değişimcilerin de onun ekibinde yer almış olması ise, gerçeğin bir diğer yönüdür.  

Kılıçdaroğlu’nun yargı kararıyla geri dönmesine karşı haklı bir mücadele yürütenlerin, kurmayı planladıkları yeni partiyi halka anlatırken ideolojik hatlarını netleştirmeleri zorunludur. Öyleyse sormak şarttır: Türkiye İttifakı’nı yaratacağı iddia edilen parti, Kemalistleri de kapsayacak mı?

“Bu nasıl soru?!” diyerek tepki göstermeden önce yaşananları düşünün. Yalnızca iki örnek vermek bile, sorumun ne kadar yerinde olduğunu kanıtlamaya yeter. 

Tam bağımsızlığı savunacaksanız NATO’cu olamazsınız.

Laikliği gerçek anlamıyla savunacaksanız cuma namazı çıkışına medyayı çağırıp açıklama yapmazsınız.

/././

Haluk Levent’in sömürdüğü kadınlar -Barış Pehlivan- 

Yıllar yıllar önceydi... Telefonda kendisini başsavcı olarak tanıtıp “Hesabınızı terör örgütü ele geçirmeye çalışıyor, paranızı bize verin, biz de parayı Merkez Bankası’na yatırıp bir süre sonra size geri vereceğiz” diyen kişilerce 4 milyon 500 bin lira dolandırılmıştı. Adı Erdener Yurtcan’dı. Yani, dolandırıcılık ve sahtecilik üzerine kitapları olan ceza hukuku profesörü.

Haluk Levent dosyasını okurken bu mesele geliyor aklıma. Korku, güven, ihtiyaç; dolandırıcıların üç kilit kelimesidir. Korku mantığı yok eder, güven manipülasyonu kabul ettirir, oluşan acil kurtuluş ihtiyacı ise parayı teslim etmeye dönüştürür.

Haluk Levent nasıl ki milyonlarca insanda yarattığı hayal kırıklığını adım adım örerken tipik dolandırıcılık yöntemlerini kullanmışsa özelde de insanların zor dönemlerdeki duygularını sömürmüş. Bu dediğimi, tutuklanma talebiyle sevk edildikleri mahkemede savunma yapan üç kadının dediklerine bakarak bile anlayabiliyoruz. Yorum yapmadan aktarıyorum.

‘KENDİMİ SALAK GİBİ HİSSEDİYORUM’

Nurdan Eriş: Bu beyefendi ile 2016 yılında İsviçre’de tanıştım, benim orada kurulu işim vardır. Bu adam bana çok duygu sömürüsü yaptı. Şüpheli Haluk Levent ile İsviçre’de evliliğimiz vardır. Benim çocuklarım babasız büyüdüğü için ona bağlandılar, beni kandırdı. 2018 yılında orada evlendik. 2018 yılında ben şirketimi sattım, ondan önce de ona para göndermiştim Amerika’daki şirketimden. Beni kullandı, kendi şirketimi 2018 yılında sattım, 30 milyon Frank’a yakın para aldım. Çoğu zaman “Borcum var, ödemem lazım, tefeciler var, peşimde mafya var” diyordu. Bir kere de pandemi zamanıydı, Ahbap diye bir proje yapmışlar, ona para gönderdim. Ben yurtdışında yaşadığım için beni saf bulmuştur. O paraları da direkt ona göndermedim. Belirttiği gibi ilk önce Emrah Bey’e, Zafer Yay’a gönderdim.

Şu an kendimi salak olarak hissediyorum, çocuklarım ufaktır. Küçük kızım kendine zarar vermeye başladı, ben de bu paraları istedim, ilk zamanlar Emrah’tan, sonra Zafer’den, sonra Yeliz’den gönderdi, benim hiçbir şeyim kalmadı. Arada en son Yeliz’e de gönderdim. Kaç sene önce Türkiye’ye gelmemi istedi, geldim, para gönderdi, ev kiraladık, çocuklarımı okula gönderdim; okul parası, geçinme parasını da gönderdim. Şimdi eski şirketime geri girdim, oradan bir gelirim vardır. “Ben artık senden para istemiyorum, benim borçlarımı kapat” dedim sadece. 4-5 senedir eve hiç gelmiyordu, arada bir geliyordu. Ben zaten boşanma kararı aldım, burada yanlış bir şey olduğunu anladım ama geç anladım. İnanmak istedim, çünkü tüm Türkiye güveniyordu. 

‘BORÇLARI ÖDERSEM EVLENECEĞİZ’ 

Sevda Kurt: Çok üzgünüm. 22 yaşında ben Amerika’ya gittim, orada yaklaşık 20 sene kaldım. Orada çok çalıştım, sonrasında Türkiye’ye dönmeye karar verdim, orada 4 buçuk milyon gelirim oldu. Haluk Bey ile burada bir yaşlı aileye yardım etmek için Ahbap’a yazdığım bir yazı sonucunda tanıştım. Haluk Bey’le bir toplantı yaptık, orada bir sürü soru sordu. Benim varlıklı olduğumu anlayınca her gün aramaya başladı; yemek davetleri, konserlerine davet etti. Haluk Bey bana “Evleneceğiz, çocuk yapacağız” dedi. Evli olduğunu bilmiyordum, 2-3 gün önce nezarethanede öğrendim. Ben kendisine inandım, “Borçları ödersem evleneceğiz” dedi. Ben de Amerika’daki paralarımı buraya aldım, onun isteği üzerine tanımadığım kişilere havale ettim. O anda çok baskı altındaydım, paraları dolar olarak kendisine verdim, parayı verdikten sonra kendisi kayboluyordu. Zor şartlarda kendisinden aldım, en son 2025 Mart ayında para verdim. Bu sefer annem ve babamla tanıştılar, onlar da inandı kendisine, bana yine “Evleneceğiz” dedi. Benim evlilik hayallerim çalındı, bana borçları var ve ödemediler, mağdur durumdayım.

‘KANSERDİM, BOŞANMIŞTIM, KIRILGANDIM’

Ece Güner: Uzun yıllar boyunca ben birçok kişiye birçok derneğe yardım ettim. En son Ahbap’a yüklü bir bağış yaptım, her bağışımdan sonra Haluk Levent beni ziyaret etmek istiyordu, ben her seferinde reddettim. Depremden sonra ısrarla ofisime geldi, hemen o gün borç isteme meseleleri başladı. O dönem bir halk kahramanı olarak görüyoruz, Türkiye’nin en güvenilir adamı olarak görüyorduk. Benden kişisel borç istedi. Benim zor bir dönemimdi, meme kanseriydim, o dönem üç ameliyat geçirmiştim, aynı zamanda boşanma aşamasındaydım, kırılgan bir dönemdeydim. Çok güvenilir bir insan borç istediğinde ben de bunu kabul ettim. 2020-2024 yılları arasında 25 milyon dolar gelirim olmuş, bunlar yasaldır, gece gündüz çalıştım ve kazandım, hepsi yasal kazancımdır, yasal gelirimden bir borç verdim. İster aptalca olsun ister enayilik olsun. Ama milyonlarca Türk insanı gibi ben de güvendim, açıklamasını yazarak borç olarak gönderdim. İstediği kişilere gönderdim, sonrasında o kişilerden o para iade edildi. 1 yıl boyunca borcunu ödemedi, hukuki yollara başvuracağımızı söyledikten sonra borcunu ödedi, bana bir yıl boyunca kan ağlattı. Ben mağdurum, bütün hayatım boyunca dürüst şekilde yaşadım, etrafımdaki herkese yardım ettim, vergilerimi düzenli olarak ödedim. Param yıllardır bankadadır, hatta kur oranından dolayı daha az para aldım. Ben burada fail değilim, mağdurum. Bu kişi korkunç bir dolandırıcıdır, borca neden ihtiyacı olduğunu bin tane hikâye ile anlatıyordu. Bu kişi sadece beni değil milyonlarca Türk vatandaşını kandırdı, ben o paraya ev alacaktım, anladı bende para olduğunu, benim de zor bir anımdı.

Üç kadının savunmaları özetle böyle. Maddi menfaat için duyguları üzerinden nasıl bir istismara uğradıklarını böyle anlattılar. Ece Güner ve Nurdan Eriş tutuklandı; Sevda Kurt için ise ev hapsi kararı verildi. Dosyayı takip edeceğim.

/././

Densiz HÜDA PAR -Özdemir İnce- 

Marazlı HÜDA PAR; Atatürk, Cumhuriyet ve devrim düşmanlığına devam ediyor. TBMM’de görüşülmekte olan torba yasadaki Basın İlan Kurumu’yla ilgili görüşmelerde gene hır çıkarmış. Basından aktarıyorum: [Maddede “Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılamaz” yer alıyordu. Bu ifadeye HÜDA PAR karşı çıktı, AKP de çağrıya uydu, düzenlemede geri adım atıldı.

Meclis’te plan ve bütçe komisyonunda görüşülen torba yasada yeralan “Atatürk ilkeleri’’ maddesi HÜDA PAR’ın rahatsızlığı nedeniyle çıkarıldı. AKP’liler “Muğlaklık var” diyerek teklifte yer alan kritik düzenlemeyi çıkardı.

Böylece HÜDA PAR’ın karşı çıktığı düzenlemede geri adım atıldı. AKP’li komisyon üyeleri Orhan Yeğin, Seydi Gülsoy, Hüseyin Altınsoy, Ejder Açıkkapı ve Ertuğrul Kocacık tarafından verilen önerge ile Basın İlan Kurumu’yla ilgili maddede önemli değişiklik yapıldı. Teklifin ilk halinde yer alan ve gazete, dergi ile internet haber sitelerine yönelik ilkeleri düzenlemeden çıkarıldı. Çıkarılan metinde, Basın İlan Kurumu’nun, basın yayın ilkelerine aykırılık gerekçesiyle resmi ilan, reklam kesme cezası vermesi düzenleniyordu. Basın yayın kuruluşlarının uyması gereken ilkeler arasında “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlık ve bağımsızlığına, devletin ülkesi ve bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılamaz” yer alıyordu.

HÜDA PAR’ın hukuk birimi adına yapılan açıklamada “Yeni torba yasa teklifine eklenen ‘Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılamaz’ hükmü; yalnızca basın ve ifade özgürlüğünü daraltan bir düzenleme değil, aynı zamanda Türkiye’de yıllardır topluma dayatılan resmi ideolojinin yeniden tahkim edilme girişimidir” denildi.]

HÜDA PAR’ın amacı: Parti tüzüğü madde 2: Hür Dava Partisi’nin amacı: Bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde içi boşaltılmış olan ve aslında bizi biz yapan insani ve İslami değerleri yeniden ihya etmek ve yaşanılır kılmak; toplumu sisteme değil, sistemi toplumun inanç değerleriyle uyumlu hale getirmek; inanç ve ibadet hürriyetinin önündeki engelleri kaldırmak; insani temel hak ve hürriyetlerin gerçek anlamda tanınmasını sağlamak, Kürt meselesinin adalet temelinde çözümünü sağlamak.

***

HÜDA PAR’ın tüzüğünden, yöneticilerinin hal ve gidişinden bu partinin İslamcı ve Kürtçü bir parti olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle adı geçen partiyi Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasası bağlamında sınava sokmak zorundayız.

Anayasanın başlangıç bölümü: Türk vatanı ve milletinin ebedi varlığını ve yüce Türk devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu anayasa, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda...

Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı...

Madde 1- Türkiye Devleti bir cumhuriyettir. 

Cumhuriyetin nitelikleri: 

Madde 2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Madde 3- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

Madde 4- Anayasanın 1’inci maddesindeki devletin şeklinin cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2’nci maddesindeki cumhuriyetin nitelikleri ve 3’üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

***

Bu partiyi çözümlemek için adındaki HÜDA’dan başlayalım: Farsça kökenli bir sözcük olan Hüda, “Allah, yaratıcı” ya da “doğru yolu gösteren, hidayete erdiren” anlamlarına gelir. Gelir ama doğru yoruma göre “HÜDA PAR”, “Allah’ın partisi” anlamındadır. Böyle bir adı olan partinin kurulmasına nasıl izin verirler, anlamak mümkün değil!

TBMM’de plan ve bütçe komisyonunda görüşülen, bir torba yasada “Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılamaz” yer alıyormuş. Buna HÜDA PAR karşı çıkmış, AKP’liler “Muğlaklık var” diyerek öneride yer alan bu önemli bölümü çıkarmış. Bununla ilgili olarak HÜDA PAR’ın hukuk birimi adına yapılan açıklamada “Yeni torba yasa teklifine eklenen ‘Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılamaz’ hükmü; yalnızca basın ve ifade özgürlüğünü daraltan bir düzenleme değil, aynı zamanda Türkiye’de yıllardır topluma dayatılan resmi ideolojinin yeniden tahkim edilme girişimidir” denmiş.

Buna adıyla sanıyla tam olarak “irtica” denir. Türkiye Cumhuriyeti’nin anayası, yasaları, tüzükleri Atatürk ilke ve devrimlerinin “hiza ve istikametine” uygun olarak yapılmıştır. Üstelik anayasanın bütün Devrim Yasalarını koruyan 174. maddesi var: Anayasanın 174. maddesi, Atatürk Devrimlerini (inkılap kanunlarını) koruma altına alan bir “inkılap kanunlarının korunması” maddesidir. Bu madde, listedeki kanunların anayasaya aykırı olduğu şeklinde yorumlanamayacağını ve anayasallık denetiminden (Anayasa Mahkemesi iptalinden) muaf olduğunu hükme bağlar.

***

Türkiye’de siyasi partilerin kapatılması, Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanır ve süreç Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan dava ile başlar. Partilerin kapatılabilmesi için eylemlerinin anayasal ilkelere aykırı olması ve bu eylemlerin partinin odağı haline gelmesi şartı aranır. Anlaşılan HÜDA PAR’ın eylemleri, hal ve gidişi anayasaya pek uygun (!). Buna eşekler bile güler!!!

/././

TBMM'de 'FETÖ'nün siyasi ayağı' tartışması: 'Anadolu'da sıvacı, boyacı FETÖ'cü çıktı da hiç milletvekili, bakan yok mu?'

TBMM Genel Kurulu'nda 15 Temmuz'un 10'uncu yılına ilişkin değerlendirmelerde bulunan muhalefet grup başkanvekilleri, 15 Temmuz araştırma komisyonu raporunun açıklanmaması, komisyon çalışmaları ve darbe girişiminin siyasi ayağına ilişkin tartışmaları gündeme taşıdı. CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, "En önemli soru, darbenin siyasi ayağı kimdir? Anadolu'da sıvacı, boyacı FETÖ'cü çıktı da hiç milletvekili, bakan yok mu, bunun bir siyasi ayağı yok mu? Bir tanesini bile ortaya çıkartıp koyabildiniz mi?" dedi.

TBMM Başkanvekili Pervin Buldan Başkanlığı'nda toplanan Genel Kurul'da, siyasi partilerin grup başkanvekilleri yerlerinden söz aldı.

YENİ YOL Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, 15 Temmuz darbe girişiminin 10'uncu yılı dolayısıyla yaptığı konuşmada, darbelerin demokrasiyi, hukuk devletini ve özgürlükleri güçlendirecek dersler çıkarılması gereken olaylar olduğunu söyledi. Özdağ, "Kime, hangi amaçla yapılırsa yapılsın darbe, millet iradesine yapılmış demektir. Hiç kimse darbelerden de medet ummamalıdır. Bu darbeler demokrasimize, adaletin yerleşmesine, hukuk devletine, ekonomimize ve milletleşmemize yapılmıştır" ifadesini kullandı.

ÖZDAĞ: "DARBELERE KARŞI OLMANIN EN GÜÇLÜ YANI ADALETİ GÜÇLENDİRMEKTİR"

Özdağ, "Darbeler demokrasiyi güçlendirmenin vesilesi olmalıdır, hukuk üstünlüğümüzün ve şeffaflığın vesilesi olmalıdır. Kimse kişisel iktidarını güçlendirmek için kullanmamalıdır. Darbe korkusu ve tehdidi üzerinden antidemokratik yasalar çıkarmaya kimse teşebbüs etmemelidir. Darbelere karşı olmanın en güçlü yanı demokrasiyi, adaleti güçlendirmektir, özgürlüğün alanını genişletmektir"diye konuştu.

Darbenin üzerinden 10 yıl geçtiğine işaret eden Özdağ, devletin cemaatler, dernekler, vakıflar, mezhepler veya etnik gruplar arasında paylaştırılamayacağını belirterek, "Bugün, yine devletin bazı kurumlarında iktidarda kalmak ve oy almak uğruna bazı grupların, bazı dernek ve vakıfların etkili hale getirildiğini görüyoruz. 15 Temmuzdan ders almak bu mudur? Kamu gücüyle büyütülen her yapı sonunda gücünü devleti ele

geçirmek için kullanmaktadır, ülkeyi yönetenlerin buna dikkat etmesi gerekmektedir" dedi.

15 Temmuz'un "siyasetin dizayn edilmesinde bir araç haline getirildiğini" öne süren Özdağ, "Darbeyi bir asansör olarak kullanmak yanlıştır. Darbe bir hukuksuzluktur, onu kullanarak başka türlü hukuksuzluk yapılmamalıdır. Darbeye karşı olmak, her türlü hukuksuzluğa cevaz verme hakkını vermez. Hukuksuzluk karşı hukuksuzluğu doğurur" değerlendirmesinde bulundu.

POYRAZ: "15 TEMMUZ'UN FAİLLERİ BELLİ ANCAK BUNU GÖRMEYEN SİYASİ İRADE TAM KARŞIMIZDA"

İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, 15 Temmuz darbe girişiminin faillerinin belli olduğunu ifade ederek, "15 Temmuz kalkışmasının nasıl bir ihanet olduğu konusunda hemfikiriz. Bu kalkışmanın failleri de belli ancak failler bir terör örgütü haline gelirken, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ederken, kamuda, orduda, Emniyette organize olurken bunu göremeyen, anlatıldığında anlamayan, anlasa da umursamayan siyasi irade tam karşımızda, kadrolarıyla birlikte, Meclis'te oturmaktadır" dedi.

15 Temmuz araştırma komisyonunun çalışmalarına değinen Poyraz, "Terörsüz Türkiye komisyonuna koşa koşa gelen yetkililer 15 Temmuz araştırma komisyonuna neden gelmemiştir? Terörsüz Türkiye komisyonundaki her parti grubunun raporu ve sonuç raporu açıklanmış ve Türkiye Büyük Millet Meclisi kayıtlarında iken 15 Temmuz raporu nerededir?" diye sordu.

Poyraz, FETÖ ve PKK'nın ikisinin de terör örgütü olduğunu belirterek, "FETÖ de PKK da bu aziz milletin yurttaşlarını şehit etmemiş midir? 'Türk milletine bir gece ateş açanları affetmiyoruz ama kırk yıl ateş edenleri mi affediyoruz' diyorsunuz" ifadelerini kullandı.

"15 TEMMUZ'UN SİYASİ AYAĞININ ARAŞTIRILMASI İÇİN ÖNERGE VERECEĞİM"

"FETÖ terör örgütüne karşı bu kararlı ve istikrarlı mücadeleye karşın kırk yıllık PKK terör örgütü üyelerine, yöneticilerine ve destekçilerine gösterilen bu ayrıcalığı nasıl anlamalıyız?" diye soran Poyraz, şöyle devam etti:

"On yıldır bu Gazi Meclis'in içerisinde kurulmuş bir komisyonun oluşturduğu rapor kayıtlarda yok. Kayıtlarda olmadığı gibi buna hükümsüzlük atfediliyor. Bununla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi'nin tam 4 tane önergesi var, 4 önergesi var; 2022, 23, 24, 26. Bu 4 önerge de burada reddediliyor. Şimdi, ben bununla ilgili bir araştırma önergesi hazırladım, bugün Meclis Başkanlığı'na sunacağım. Sayın Başkan, sizin nöbetiniz olduğu için de önemsiyorum. Bu 15 Temmuz'u lanetleyenlerle, bu işin hamasetini yapanlar ile bu işi gerçekten araştırmaya çalışanlar, bu işin kavgasını verenler ve bir daha bu memleketin başına böyle bir şey gelmemesi için öyle elini, ayağını, serçe parmağını değil, gövdesini bu taşın altına koymaya niyet etmiş herkesin samimiyet testidir bu önerge. 15 Temmuzla ilgili bu işin siyasi ayağının araştırılması için vereceğimiz önergeye ben bugün burada grubu bulunan bütün partilerin, gerek arkada danışma kurulunda gerek sosyal hayatta yüz yüze baktığım bütün grup başkanvekillerinin şahsında ve Sayın Başkan, sizin şahsınızda, bu önergeye koşulsuz şartsız destek bekliyorum. Bu önergeyi AK Parti ve iş birliği içerisinde olduğu diğer parti gruplarının reddetmesi durumunda da Türk milleti nezdinde asla bitmeyecek ve asla tükenmeyecek bir soru işaretinin muhatabı olacaklardır. Gelin, bu parlamento olarak, 28'inci Dönem milletvekilleri olarak bu işi araştıralım"

GÜNAYDIN: "SÖYLENMEDİK SÖZ KALMADI ANCAK YAPILMAMIŞ İŞLER VAR"

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın da 15 Temmuz darbe girişiminin 10'uncu yılına ilişkin konuşmasında, 15 Temmuz araştırma komisyonunun çalışmalarına yönelik eleştirilerde bulundu. Günaydın, "15 Temmuz hakkında bu gökyüzü altında ve bu parlamentonun atmosferi içerisinde söylenmedik hiçbir söz kalmadı ancak yapılmamış işler var" diyerek, dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ile dönemin MİT Başkanı Hakan Fidan'ın 15 Temmuz Araştırma Komisyonu'na neden çağrılmadığını sordu.

"RAPORU AÇIKLAYAMAMAKTAN UTANMIYOR MUSUNUZ?"

Araştırma komisyonunun başkanına da değinen Günaydın, "15 Temmuz darbesini araştırma komisyonu kuruyorsunuz, Komisyonun başkanı FETÖ'cü oluyor" ifadelerini kullandı. Komisyon raporunun kamuoyuna açıklanmadığını kaydeden Günaydın, "Üzerinden on yıl geçti, o komisyon bir rapor tuttu. O raporu açıklayamamaktan utanmıyor musunuz? Cumhuriyet Halk Partisi'nin dört ayrı araştırma önergesi var, her yıl tekrar ediyoruz bunu" dedi. Günaydın, "En önemli soru, darbenin siyasi ayağı kimdir? Anadolu'da sıvacı, boyacı FETÖ'cü çıktı da hiç milletvekili, bakan yok mu, bunun bir siyasi ayağı yok mu? Bir tanesini bile ortaya çıkartıp koyabildiniz mi?" sorularını yöneltti.

Günaydın, "Bunları yapamadan gerçek bir 15 Temmuz'la yüzleşmenin söz konusu dahi olamayacağını ifade edelim. En azından o raporu açıklayabilme cesaretiniz olsun"  dedi.

AKBAŞOĞLU: "BU SİNSİ ŞEBEKEYLE MÜCADELEDE REHAVETE KAPILMA LÜKSÜNE SAHİP DEĞİLİZ"

AKP Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ise "Her ne kadar terör örgütü elebaşının ölmesi sonrasında FETÖ'nün gardı inmiş, umudu tükenmiş, motivasyonu azalmış olsa da bu sinsi şebekeyle mücadelede rehavete kapılma lüksüne asla sahip değiliz. FETÖ olduğu sürece FETÖ'yle mücadele de devam edecektir. Onun için yaşananlardan dersler çıkararak FETÖ'yle mücadeleyi hukuk zemininde tehlike tamamen geçene kadar sabırla sürdüreceğiz. FETÖ'nün bizi çekmek istediği tuzaklara düşmeden dikkatli, temkinli ve özenli bir şekilde örgütün özellikle kripto unsurlarının üzerine gideceğiz. Nitekim, Emniyet ve yargımız, aynı şekilde istihbarat birimlerimiz tam bir cerrah titizliğiyle görevlerini ifa ediyorlar. Bu süreçte suçlu ve suçsuz aralarındaki ayrıma azami dikkat gösteriliyor. Yurt dışında örgütün istismar alanını daraltmak için girişimlerimiz devam ediyor" diye konuştu.

Grup başkanvekillerinin konuşmalarının ardından Genel Kurul'da 15 Temmuz darbe girişimi ve TBMM 15 Temmuz araştırma komisyonu raporu üzerinden tartışmalar devam etti. İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, 15 Temmuz araştırma komisyonunun hazırladığı raporun TBMM kayıtlarında bulunmadığını belirterek, raporun açıklanmasını istedi. Darbe girişiminin siyasi ayağının ortaya çıkarılması gerektiğini savunan Poyraz, "Bu iş neyse ortaya çıksın, bir komisyon kurulsun, her şey ortaya çıksın" ifadelerini kullandı.

AKP Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ise 15 Temmuz sonrasında Türkiye'nin özellikle savunma sanayisinde önemli kazanımlar elde ettiğini belirterek, "Terör hangi isim altında olursa olsun insanlığın ortak düşmanıdır" dedi.

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, AKP'nin 15 Temmuz'la gerçek anlamda yüzleşmediğini savunarak, Araştırma Komisyonu raporunun açıklanmamasına yönelik eleştirilerini sürdürdü. Günaydın, "Bir tane daha komisyon kur, 15 Temmuz'da kim o vatan hainleriyle beraber iş tutmuş hep beraber araştıralım" diye konuştu.

"YALAN SENİN ADIN SOYADIN"

Genel Kurul'unda Paris İstinaf Mahkemesi'nin, Irak-Türkiye petrol taşımacılığı ve Powertrans şirketiyle bağlantılı tahkim davasında Türkiye'nin itirazını reddetmesine ilişkin karar da tartışma konusu oldu. AKP Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu, CHP'nin, Paris İstinaf Mahkemesi'nin kararını Türkiye aleyhine siyasi malzeme yaptığını savundu. Bunun üzerine söz alan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Akbaşoğlu'nun iddialarına tepki göstererek "Yalan senin adın soyadın Akbaşoğlu" dedi. Akbaşoğlu ise "Yalan dolanı, hırsızlığı, arsızlığı CHP kendi içinde arasın" karşılığını verdi.

Tartışmanın sürmesi üzerine Meclis Başkanvekili Buldan, birleşime 10 dakika ara verdi.

***

Cumhuriyet 

16 Temmuz 2026 Perşembe

T-24 "Köşebaşı + Gündem" -16 Temmuz 2026-


Görmediğimiz goriller ve bakmalara doyamadığımız cambazlar -Mine Söğüt- 

Bugün herkes güven sorunundan bahsediyor. Asıl konuşulması gereken belki de güven ihtiyacıdır. Bir ülke neden güveneceği, kahraman ilan edeceği, tapacağı insanlar aramak yerine güvenilir bir devlet/sistem kurma meselesine inatla odaklanmaz?

Christopher Chabris ve Daniel Simons adlı iki psikolog 1999 yılında “Görünmez Goril” adını verdikleri bir deney yaptılar. Deneyde katılımcılara bir video izlettiler. Videoda biri beyaz diğeri siyah tişört giymiş iki takımın oyuncuları kendi aralarında bir basketbol topunu paslaşıyorlardı. Videonun tam ortasına gelindiğinde görüntüye goril kostümü giymiş biri giriyor, birkaç saniye göğüsünü yumrukladıktan sonra tekrar görüntüden çıkıyordu.

Psikologlar deneklerden bu görüntüyü izlerken beyaz tişörtlü oyuncuların pas sayısını saymalarını istediler. İzlemeleri bitince de onlara videoda tuhaf bir şey görüp görmediklerini sordular. Sonuç çok ilginçti. Beyaz tişörtlü oyuncuların pas sayısına odaklanan deneklerin en az yarısı o gorili fark etmemişlerdi.

Bu deney odaklanmış dikkat yüzünden çevredeki başka olayların nasıl gözden kaçırılabildiğini incelemek için yapılmıştı. İnsanın dikkati, algısını rahatlıkla baltalayabiliyordu. Psikolojide buna dikkatsizlik körlüğü deniliyordu.

Yani dikkatin sınırları vardı ve bu sınırlar çok dardı. O yüzden insanın yüksek farkındalık ve uyanıklık gerektiren durumlarda hata yapma riski çok fazlaydı.

Şimdi gündemi bu deneyden yola çıkarak okuyalım…

Acaba biz… 

Korkunç işleyen şu sisteme güvenmemeye odaklandığımız için, alenen güvenilmemesi gereken sistem dışı şeylere güvenme tuzağına kolayca düşüyor olabilir miyiz? Bakınız Haluk Levent.

Ya da hukukun işlemememesine odaklanıp kendi hukukunu oluşturmanın tehlikelerini es geçiyor olabilir miyiz? Bakınız Sedat Peker.

İktidarın resmi planlarını anlamaya çalışırken sivil planları algılayamıyor olmamız mümkün mü? Bakınız Fetullah Gülen karmaşası.

Ya da muktedirin tuzaklarını deşifre etmekle uğraşırken muhalefetin tuzaklarını çok geç farkediyor olabilir miyiz? Bakınız CHP meselesi…

Bir toplumun nelere dikkat edeceğini ve neleri gözardı edeceğini şekillendiren şey çoğu zaman alenen görünen, kabak gibi ortada olan, burnunun dibinde, gözünün önünde vuku bulan gerçeklerden ziyade, zihninde şekillenmiş beklentileri ve umutları ve hayalleri ve istekleridir. Bunlar o toplumu kolayca körleştirir. Buna bir de cambaza bakma hevesini ekleyin… O zaman ülke kaçınılmaz olarak bu hâle gelir.

Bugün herkes güven sorunundan bahsediyor. Asıl konuşulması gereken belki de güven ihtiyacıdır. Bir ülke neden güveneceği, kahraman ilan edeceği, tapacağı insanlar aramak yerine güvenilir bir devlet/sistem kurma meselesine inatla odaklanmaz?

Görünmez Goril deneyinin sonuçlarından edinilen bilgiler sadece, dikkatin odaklanmasıyla ortaya çıkan potansiyel bir dikkatsizliğin neden olabileceği körlüğü hesaplamak ve iş yerlerinde ve gündelik hayatlarda gerçekleşebilecek kaza ve hata riskini azaltmak üzere daha güvenli ortamların tasarlanması için kullanılmadı. Bu bilgiler aynı zamanda işe yaramaz ürünleri işe yarar gibi pazarlama kazancının peşine düşen reklamcıların ve işe yaramaz değerleri işe yarar gibi pazarlamanın kurnazlığını ustalıkla kullanan politikacıların eline de geçti. Ve onların elinde tehlikeli bir silaha dönüştü. 

Böylece dünya gitgide kaza ve hata riski azalmış güvenli bir yer değil aksine yolunu kalabalıkların kaza ve hata riskine güvenerek açan, iktidarını bu olasılıkların üzerine kuran kötülerin biçimlendirdiği ettiği son derece tekinsiz bir yer haline geldi.

Demokratik seçimler yapa yapa defalarca başa getirilen gözü dönmüş faşist liderlerden, büyük heveslerle gönül verilen ve her seferinde şiddet faili çıkan sevgililere kadar….

Devamlı aldanan, devamlı aldatılan, devamlı yanlış ata oynayan, devamlı yanlış kahramana kanan halkların yazdığı bir tarihe, insanın bitmek bilmez dikkat körlüğü yüzünden her geçen gün yeni bir tuğla daha ekleniyor.

Dünya aldanmaya meyyal mağdurlar ve aldatmaya teşne faillerin yıkıcı enerjisiyle dönüyor. Göremediği goriller ve bakmaya doyamadığı cambazlar sayesinde de insanlık hayal ettiği o altın çağın zerresine bile erişemiyor.

/././

Yüzlerce insanın kimlik bilgilerini ‘yardım’ vaadiyle izinsiz alan şebeke, Can Erzincan İstişare Ekibi adını kullanıyormuş!-Candan Yıldız- 

Mustafa Sarıgül, "Hakan Malgaf hiçbir dönemde danışmanlığımı yapmamıştır" dedi.


CHP Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül’ün danışmanı olduğunu söyleyen Hakan Malgaf’ın da içinde olduğu bir ekibin en az 580 kişinin kimlik bilgilerini yasadışı bahis için çaldığı iddiasıyla ilgili haberime Sarıgül yazılı yanıt verdi.

Sarıgül yanıtında “Yazınıza konu olan iddialar ve iddianamede adı geçen kişi hiçbir dönemde benim danışmanlığımı yapmamıştır” dedi. 

İddianamede mağdur, tanık ve şüpheli ifadelerinden geçen bir bölümü aktaracağım. Zira bir milletvekili, seçim bölgesinde adının kullanılarak seçmenlerinin nasıl mağdur edildiğini duyması gerekiyor.

Dosyadaki müştekilerden D.D.’nin ifadesi şöyle: “41 plaka sayılı araçtan indiğini gördüğüm erkek şahıs kendisinin Mustafa Sarıgül’ün danışmanı olduğunu, biz iyilik yapıyoruz, siz bunu kötü olarak algılıyorsunuz, böyle bir şey olamaz, bu bizim 32. İlimiz, bizim Mustafa Sarıgül’e vefa borcumuz var ondan bu yardımı yapıyoruz dedi. Ben de bu şahsa danışman olduğuna dair kimlik göstermesini istedim. Cebinden çıkardığı yaka kartlığı içinde bulunan hatırladığım kadarıyla kırmızı ya da açık pembe renkli üzerinde ‘Danışman’ ibaresi bulunan Hakan Malgaf isminde bir kart gösterdi.”

Şüphelilerden İlyas Çayan Furat da ifadesinde Hakan Malgaf’ı Sarıgül’ün danışmanı olduğunu bildiğini öne sürüyor.

Mustafa Sarıgül’ün “hiçbir dönemde danışmanlığımı yapmamıştır” dediği Hakan Malgaf’ın, Sarıgül’ün kurduğu ama artık olmayan Türkiye Değişim Partisi’nin Adana İl Başkanı olduğunu yazmıştım zaten.

“Torba dolusu kimlik taşındı” ifadelerinin olduğu bu olayda Hakan Malgaf, bir dönem birlikte siyaset yaptığı Sarıgül’ün adını kullanmış görünüyor.

Soruşturma sürecinde Mustafa Sarıgül’ün danışmanı Ramazan Kaymaz’ın da bilgisine başvuruluyor. Bu nedenle Sarıgül’ün bu soruşturmadan haberdar olmaması düşünülemez.

“Tanık” sıfatıyla beyanı alınan Kaymaz ifadesinde şöyle diyor:
“Ben Erzincan Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Mustafa Sarıgül’ün danışmanı olarak görev yapmaktayım. Hakan Malgaf isimli kişi Türkiye Değişim Partisi Adana İl Başkanı olarak görev yapıyordu. Parti kapatılınca onun görevi sona erdi. Sayın Mustafa Sarıgül Erzincan Milletvekili Adayı olunca Hakan Malgaf isimli şahıs bize seçim kampanyasında yardım etmek istediğini söyledi. İhtiyaç sahibi vatandaşlara 100 - 150 TL'lik alıveriş kartı dağıtacağını söyledi. Biz de dağıtabileceğini söyledik. Daha sonra Hakan Malgaf isimli şahıs alışveriş kartı yerine nakit para vermeye başlamış. Biz bunu öğrendiğimizde Hakan Malgaf’a sorduk. Hakan Malgaf kartlar bittiği için nakit verdiğini, verdiği nakit miktarının kırtasiye yardımı olduğu için miktarın arttığını söyledi. Daha sonra bize bazı vatandaşlar Hakan Malgaf'ın kendileri adına Papara hesabı açtığını söyledi. Biz vatandaşları uyarmaya başladık. Hakan Malgaf isimli şahıs sayın vekilimizin ve benim adımı kullanarak kendisinin de danışmanı olduğunu söyleyerek vatandaşların adına Papara hesabı açmaya başlamış. Biz Hakan Malgaf’ın Papara hesabı açtığından haberdar değildik."

İnsanların kimlik bilgileri nasıl çalınmış?
Şüphelilerin ifadesine göre cep telefonlarına Regula Document Reader isimli uygulamayı indiriliyor. Bu uygulama resmi kimlik belgelerindeki verileri otomatik olarak okuyan, kimlik doğrulama yazılımı. Mağdurların yeni çipli kimlikleri alındıktan sonra bu uygulama ile yeni çipli kimlikler NFC ( Yakın Alan İletişimi) ile temas ettirilerek okutuluyor. Okutma işlemi bittikten sonra uygulamada kimliğin ön ve arka fotoğrafları ile kimlik sahibi şahsın biyometrik fotoğrafı çıkıyor, hemen ardında da ‘yeşil’ tık işareti çıkarak şahısların kimlik bilgileri sisteme işleniyor.

Kendi aralarında da ''Can Erzincan Ekip İstişare'' isimli WhatsApp grubu üzerinden haberleşen şebeke ile ilgili Erzincan Emniyeti “elde edilen kimliklerle Papara hesabı açtıkları ve açılan hesaba numara vermek suretiyle gruptan paylaşım yaptıklarına dair birçok görüntünün dosyaya alındığı” bilgisi de iddianamede yer alıyor.

Avukatlarla da konuştum. İnsanların kimlik bilgilerini yasadışı bahiste kullandıkları iddia edilen bu kişilerle ilgili dosyada Sarıgül’ün şikâyetini görmediklerini söyledi.

İnsanların kimlik bilgilerinin rıza ve izinlerinin dışında alınmasında şüpheli olanlar dosyada kapsamında yargılanacak. Siyasetçiler seçmenlerin mağduriyetini dile getirecek mi, davayı takip edecek mi, onu da göreceğiz.

/././

Şairin vedası: “Azaldığımıza bakmayın…”-Gökçer Tahincioğlu- 

Ankara’da büyüyenler için Karanfil Sokak, eskiden ayrı bir anlam taşırdı. Ahmet Telli çıkıverirdi bir köşeden misal. Durmadan insanlar, bildiğiniz dünyaya anlam ve renk veren insanlar azalıyor. Ama işte yine umudu da Ahmet Telli veriyor son gücüyle… Son ana kadar mücadeleyi bırakmamak gerektiğini de sakince öğreterek…

Güçlükle ayağa kalkıyor sandalyesinden…

Bir dönem başkanlığını da yaptığı Devrimci 78’liler Federasyonu’ndan mücadele arkadaşları, hayranlıkla izliyor azmini…

Biraz önce masada Abdullah Çatlı için yapılan film konuşulmuş.

Masadakilerden biri, Çatlı ve arkadaşlarının pusu kurup, okula gitmekte olan öğrencilere nasıl kurşun sıktıklarını anlatıyor.

Bir diğeri Bahçelievler Katliamı’nı anlatıyor.

Abdullah Çatlı’nın Haluk Kırcı ve diğer katilleri organize ettiği, cinayet talimatını verip evin dışında beklediği, öldürülen gençleri arabasıyla yol kenarına attığı katliam.

Birilerinin “eşit tarafların siyasi mücadelesi” gibi filme almakta ve apolitizmle övünmekte beis görmediği, 12 Eylül ürünü bu apolitik zihniyetin ve “tartışılır olsun yeter” anlayışının araçsallaştırdığı katliam.

Katliamda öldürülen TİP’li 7 gencin aileleri de federasyonla temasta.

Onlar da Çatlı güzellemesi yapılan filme duydukları rahatsızlığı iletmişler.

Ne yapılabilir, film bir kutuplaşma aracına çevrilmeden, daha fazla ilgi odağı olmasına yol açmadan nasıl mücadele edilir, bunlar konuşuluyor masada.

Ahmet Telli de tartışmalara katılıyor.

Hasta yatağından kalkıp arkadaşlarını, yoldaşlarını görmek, onlarla konuşmak için gelmiş, son kuvvetiyle bu ülkeyi karşılıksız seven, hiç çıkarı olmadan seven, sadece bu memleketin iyiliğini isteyen insanlara yardımcı olabilmek için yol yöntem arıyor.

***

Bir Kürt şairi anlattığı yazısından dolayı tutuklanmış, işkence tezgâhlarından geçmiş…

Düşüncelerinden dolayı mesleğinden atılmış, darbeciler tarafından idamla yargılanmış…

İnsanlar için düşünmüş, insanlar için kavga etmiş, insanlar için yazmış Ahmet Telli, güçlükle ayağa kalkıyor sandalyesinden…

Israr üzerine istemeye istemeye oturuyor yerine ve konuşmaya başlıyor:

“Azaldığımıza bakmayın, azlıktan çok çıkar…”

Nasıl birlik içinde mücadele edilmesi gerektiğini söylüyor.

Hastalığıyla uğraştığını ama bunu da geride bırakacağını…

Ve nasıl daha güçlü olunacağını… Daha cesur, daha kalabalık…

Kendisinin de mücadeleye devam edeceğini…

***

Ankara’da büyüyenler için Karanfil Sokak, eskiden ayrı bir anlam taşırdı.

Mülkiyeliler’e doğru yaklaştığınızda karşınıza sahaflar, yerlerde kitaplar, kartpostallar, şarkılar çıkardı.

Ahmet Telli çıkıverirdi bir köşeden misal.

Durmadan insanlar, bildiğiniz dünyaya anlam ve renk veren insanlar azalıyor.

Azalır elbette, dünya hep böyle kalacak değil ya…

Üzücü olan onların istediği, uğruna savaştığı gibi bir dünyanın uzağına düşmemiz…

Ama işte yine umudu da Ahmet Telli veriyor son gücüyle…

Son ana kadar mücadeleyi bırakmamak gerektiğini de sakince öğreterek…

“Azaldığımıza bakmayın…”

Bakmayalım…

“Sıyrılıp gelmektedir seher” zira…

“Belli ki yakındır…”

https://www.youtube.com/watch?v=c5QiRXOL1qs

/././

soL "Köşebaşı + Gündem" -16 Temmuz 2026-


15 Temmuz gerçekten 'başarısız' darbe girişimi mi? Kemal Okuyan'dan dikkat çeken açıklama 

15 Temmuz darbe girişiminin “dar anlamıyla” başarısız olduğunu vurgulayan TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan Fethullahçıların iki ana misyonunu hatırlatarak “Buralarda bir başarısızlık gören var mı bugün?” diye sordu.

Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, 15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümünde sürecin siyasi sonuçlarına ilişkin açıklamalarda bulundu. 

Okuyan, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda girişimin “dar anlamıyla” başarısız olduğuna dikkat çekerek "Ancak süreci öncesi ve sonrasıyla bir bütün olarak ele aldığımızda ortada ne yazık ki bir başarı var” diye belirtti.

Okuyan “15 Temmuz darbe girişimi dar anlamıyla başarısız oldu. Kanlı, küstah, riyakar bir şebekenin çok katmanlı hamlesi boşa düştü. Ancak süreci öncesi ve sonrasıyla bir bütün olarak ele aldığımızda ortada ne yazık ki bir başarı var” değerlendirmesini yaptı.

Cemaatin iki ana görevi olduğunu belirten TKP Genel Sekreteri “Fethullahçılar Cumhuriyetçi birikimi paralize etmek için misyon üstlenmişlerdi bir, Türkiye’yi NATO ve ABD çizgisinde tutmakla görevliydiler iki. Buralarda bir başarısızlık gören var mı bugün?” ifadelerini kullandı.

Fethullahçı yapılanmanın düzen açısından işlevselliğinin korunmaya çalışıldığını vurgulayan Okuyan, “1990’lardan itibaren en yetkili kurum ve kişiler tarafından himaye edilen, düzenin ideolojik, ekonomik ve siyasi dinamiklerine şekil veren, hâlâ ‘geri kalan kadrolarından nasıl yararlanırız’ diye kafa patlatılan CIA beslemesi bir fesat hareket sadece 15 Temmuz’da çuvalladığı için nasıl ‘başarısız’ sayılabilir ki?” diye belirtti.

https://x.com/OkuyanKemal/status/2077292122286227956

***

10. yılında 15 Temmuz: Yolu kimler açtı, o gün neler yaşandı? 

15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden bugün itibariyle tam 10 yıl geçti. Aradan geçen 10 yılın ardından iktidar sanki esas sorumlu kendisi değilmiş gibi kahramanlık öyküleri anlatırken, gerçeklerin üzeri örtülmeye çalışılıyor. soL, 10. yılında hem 15 Temmuz gerçeklerini hatırlatıyor, hem de o gün yaşananları…

AKP iktidarı bir koalisyon olarak ABD desteğiyle iktidara taşındığında en büyük destek kanallarından biri patronlar, diğeri ise cemaat ve tarikatlar olmuştu.

O cemaat ve tarikatlardan en örgütlü olanı, 12 Eylül’den bu yana önü açılanı Fethullahçılardı. AKP’nin 15 Temmuz’a kadar uzanan iktidar sürecine damga vuran da onlar olacaktı.

Gülen Cemaati “ne istediyse verdiler”, devletin tüm kritik kadrolarını yıllar içinde onlara emanet ettiler.

Emniyet, yargı ve TSK’da adım adım güç biriktiren, bu kurumlarda hakimiyet kuran Fethullahçılar, Cumhuriyet’in tasfiyesi sürecinde kritik tüm davaların da önderliğini yaptı.

Ergenekon ve Balyoz gibi davalar bu açıdan en öne çıkan adımlar olmuştu. Bu adımların savunuculuğu da ortağı AKP’ye düşecekti.

Hep birlikte Cumhuriyet’i tasfiye ettiler, laikliği ayaklar altına aldılar, ülkeyi holdingler ve tarikatlar cennetine çevirdiler.

Sonrasında bu cennetin hangi doğrultuda ilerleyeceği konusunda hem emperyalist merkezler hem de ana aktörler birbirine girince, 7 Şubat MİT krizi, dershaneler savaşı, 17-25 Aralık hamlesi geldi.

Artık büyük bir savaş vardı.

Bu operasyonlar savaşının perdesi 15 Temmuz’da, darbe girişimiyle birlikte kapandı.

Kapanmayan şey ise bir cemaatin iktidar ve ABD desteğiyle kazandığı güçle neler yapabileceğini tüm çıplaklığıyla görmek oldu.

15 Temmuz geçti, Fethullahçılar gitti ama başka tarikat ve cemaatler güç kazanmaya devam etti, ediyor.

Ülke hem ABD hem de iktidar eliyle Yeni Osmanlıcı karanlık bir dönemece daha sokuluyor.

Darbe girişiminden sonra NATO ve ABD’yi suçlayan iktidar çevrelerinin aradan geçen 10 yılın ardından bir kez daha ne kadar Amerikancı olduklarını hep birlikte görüyoruz.

Bu nedenle, 10. yılında ve bir kez daha, o gün neler yaşandığını tüm önemli kırılma anlarıyla birlikte yeniden hatırlatıyoruz:

SAAT 14:45 İLK İHBAR
Darbe girişiminden saatler evvel, daha sonra görevinden uzaklaştırılacak olan Kara Pilot Binbaşı H.A.,TSK’daki bir grup asker tarafından yönetime el konulacağını MİT’e giderek bildirdi. MİT kendisine gelen istihbarattan yaklaşık 1 saat 15 dakika sonra, başında bulunduğu ve Erdoğan’a yaverinden daha yakın olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a durumu bildirdi.

16:21 İSTİHBARAT PAYLAŞIMI
Fidan’ın yaptığı ilk iş ise Genelkurmay İkinci Başkanı Yaşar Güler’i aramak oldu. Güler, 28 Temmuz’da yapılan YAŞ toplantısında yerini Orgeneral Ümit Dündar’a bırakacaktı.

18:00 FİDAN KARARGAHA GİDİYOR
Darbe girişiminin ilk kıvılcımına tam 4 saat kala MİT’in bir numaralı ismi Hakan Fidan, Genelkurmay Başkanlığı’na Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın yanına gidiyordu. Kendisine ulaşan ihbardan tam tamına 2 saat sonra TSK’nın başındaki isme giden Fidan, Akar ile toplantıya başlıyordu.

SAAT 20:22 HAKAN FİDAN UĞURLANIYOR
Hakan Fidan’ın ihbarı öğrenmesi ve Hulusi Akar’la paylaşması esnasında Türkiye gündemi sıradan akışıyla ilerliyordu. Saatler 20:22’yi gösterdiğinde Akar’la görüşmeyi kesen Fidan’ı Genelkurmay Başkanlığı’ndan uğurlayan isim Üsteğmen Kübra Yavuz, “darbenin tek kadını” olarak anılacaktı.

SAAT 21:00 İLK FİTİL
Saatler 21:00’i gösterdiğinde, kendisine istihbaratla gelen MİT Müsteşarını uğurlayan Hulusi Akar odasında çalışıyordu. En yakınındaki isimlerin girişimin merkezinde olduğunu "bilmediği” öne sürülen Akar, söz konusu dakikaları şu şekilde anlatıyordu: Tam emin olmamakla birlikte muhtemelen saat 21:00 e doğru arkam kapıya dönük bir şekilde yuvarlak toplantı masasında çalışırken kapı çaldı, ben gir dedim ve hatta kimsin bu saatte gibi bir şey de söyledim. Baktığımda Karargahta görevli Proje Yönetim Daire Başkanı Tümgeneral Mehmet Dişli 'nin geldiğini gördüm."

Tümgeneral Mehmet Dişli’nin odaya girişi iddialara göre darbe girişiminin ilk fitiliydi.

SAAT 21:30 GENELKURMAY’DA SİLAH SESİ
Hulusi Akar’ın odasında ateşlenen fitil “Genelkurmay Başkanlığı’ndan silah sesi duyuldu” haberleri ile devam etti. Aynı dakikalarda Başbakanlığın Kızılay’daki binasında bulunan koruma personeli, Genelkurmay Başkanlığı’ndan silah sesi geldiğini Koordinasyon Merkezi’ne iletti. Darbe girişimi artık fiili olarak başlamıştı.

HULUSİ AKAR DERDEST
Darbe girişiminden birkaç gün sonra ortaya çıkan bilgilerde, Hulusi Akar’nın 21:00-22:00 arasında derdest edilerek, darbenin karargahı sayılan Akıncı Üssü’ne doğru yola çıkarıldığı söyleniyordu. Akar’ı götüren helikopterde, darbe girişiminin işaretini veren Tümgeneral Mehmet Dişli de yer alıyordu. 15 Temmuz darbe girişimi davalarında “Ben darbeciyim, ama FETÖ’cü değilim” diyen tek isim olan eski Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş, Akar’ın da işin içinde olduğunu ama korktuğunu öne sürecektiEn kritik konu, planın deşifre olmasıdır. İstihbarat açığı vermişiz. Hem Saray hem MİT aylar öncesinden konudan haberdar. Saray nasıl öğrendi? Bir numaralı şüpheli Hulusi Akar ve yakın ekibi. Sonraki çözülme Abidin Ünal ve Bülent Bostanoğlu’nun da katılmasıyla oldu. Belli ki, korkmuşlar, bizi satmışlar. Başarısızlığın ikinci sebebi; plan dışına çıkılmasıdır. Plan, ne olursa olsun Erdoğan’ın alınmasıydı. Komutanlar sizi satarsa, tüm plan deşifre olursa, her adımınız içerden MİT’e aktarılırsa başarısız olursunuz tabi, ne bekliyorsunuz ki?”

Akar, Akıncı Üssü’ne götürülürken, zırhlı birlikler İstanbul ve Ankara'da Emniyet Müdürlükleri, TRT binası, devlet kurumları, valilikler ve kent merkezleri gibi kritik noktalara doğru yola çıkmıştı.

SAAT 22:00 TRT BASILDI, KÖPRÜLER KAPATILDI
Genelkurmay binasında olanlara ilişkin henüz net bir bilgi paylaşılmazken, gelen ilk bilgi Genelkurmay’dan ateş seslerinin yükseldiği ve bir askeri helikopterden ateş açıldığı şeklinde oldu. Saatler 22:00’yi gösterirken TRT Genel Müdürlüğü’nün bir grup askerce ele geçirildiği bilgisi geçildi.

Bu saatlere kadar “terör alarmı” olarak basına yansıyan haberler, “darbe girişimi”ni de akıllara getirmeye başladı. Artık Boğaziçi Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nde askerlerin iki yaka geçişini durdurup yolu kapattıkları canlı yayınlara yansıyordu. Çankaya Köşkü, Beylerbeyi Sarayı çevresinde gezinen tanklar, Boğaziçi Köprüsü’nü de kapatmıştı.

SAAT 22:35 ASKERLER VE TANKLAR ATATÜRK HAVALİMANI’NDA
Atatürk Havalimanı’na askerler tankla geldi, kontrol kulesine de girdiler. Ekranlara yansıyan görüntülerde havalimanını girişi askerler tarafından tutulmuştu.

SAAT 23:00 DARBE GİRİŞİMİ
Saatler 23:00’ü gösterdiğinde Kastamonu’daki bir kaymakamın evinden televizyon kanallarına bağlanan Başbakan Binali Yıldırım, yaşananları “kalkışma” olarak değerlendirdi. Darbe girişimi olduğunu söyleyen Başbakan Yıldırım, AKP hükümetinin görev başında olduğunu, yapılan darbe girişiminin boşa düşürüleceğini kanalların canlı yayınına bağlanarak duyurdu.

NTV yayınına bağlanarak yaşananları değerlendiren Yıldırım, Doğrusu bir kalkışma ihtimali üzerinde duruyoruz. Belli ki emir komuta zinciri olmadan asker içerisindeki bazı kişilerin kanunsuz bir eylemi söz konusu. Vatandaşlar şunu bilsin ki demokrasiye zarar getirecek hiçbir faaliyete izin verilmeyecek. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, vatandaşın milletin seçtiği, milletin iradesi ile iş başındadır. Bunun işbaşından gitmesi ancak milletin kararı ile olur bu bilinmelidir. Bu kalkışmayı yapanlar, bu çılgınlığı yapanlar, en ağır şekilde bedelini ödeyecektir. Asla bu tip kalkışmalara pabuç bırakmayacağız. Asla bu ve buna benzer çılgınlıklara müsaade etmeyeceğimizi bilsinlerdiye konuştu.

Binali Yıldırım’ın konuşmasının ardından Meclis’te grubu bulunan tüm siyasi partiler, darbe girişimine ilişkin ortak kınamada bulundu.

SAAT 23:22 TWITTER’DAN 'SOKAĞA ÇIKIN' ÇAĞRISI
Başbakan Yıldırım, kanallara yaptığı açıklamaların ardından Twitter’dan 38 saniyelik bir video paylaştı. Paylaştığı video ile insanları sokağa çıkmaya çağıran Başbakan Binali Yıldırım, "Gözaltılar devam ediyor. Vatandaşlarımızın olay tamamen sona erinceye kadar meydanları terk etmemeleri, hatta sabah ışıklarında kalkan tüm vatandaşlarımızın da Ankara ve İstanbul öncelikli olmak üzere meydanlara toplanmalarını özellikle istirham ediyorum. Çalışmalarımız planlanan şekilde devam ediyor. İnşallah bu canileri, bu terör örgütü mensuplarını etkisiz hale getireceğiz” ifadelerini kullandı.

Binali Yıldırım’ın açıklamaları sırasında askerlerin Taksim'e çıktığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Valiliği ve Vatan Emniyet Müdürlüğü önünden silah sesleri gelmeye başladığı öğrenildi. Darbe girişiminin ilk ekranlara gelmeye başladığı yer olan Boğaziçi Köprüsü’nde de asker ve polis arasında çatışmalar başlamıştı.

SAAT 23:24 ÖZEL HAREKAT MERKEZİ VURULDU
Ankara’nın Gölbaşı ilçesindeki Polis Özel Harekat Eğitim Merkezi’nde çok büyük bir patlama meydana geldiği duyuldu. Duyulan patlamanın F16’lar tarafından yapılan bir saldırı olduğu ve merkezin vurulduğu öğrenildi. Savcılığın yaptığı açıklamaya göre açılan ateş ve bomba sonrası savaş alanına dönen Gölbaşı Özel Harekat Merkezi'nde 50 polis yaşamını yitirdi. Özel hareket bahçesinde havalanmaya hazırlanan polis helikopteri de vuruldu.

Ankara’daki bu patlamadan hemen sonra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın, darbe girişiminde bulunan bir grup asker tarafından rehin alındığı bildirildi.

SAAT 23:20 DARBECİLERDEN ‘ÜLKE YÖNETİMİNE EL KONULDU’ AÇIKLAMASI

Darbe girişiminde bulunan Fethullahçılar tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı: Türk Silahlı Kuvvetleri anayasal düzenin, demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin tekrar temin ve tesisi; ülkede hukukun üstünlüğünün yeniden hakim kılınması; bozulan asayiş düzeninin tekrar sağlanması maksadıyla ülke yönetimine bütünüyle el konulmuştur. Tüm uluslararası anlaşmalarımız ve taahhütlerimiz geçerliliğini korumaktadır. Tüm dünya ülkeleri ile iyi ilişkilerimizin devam edeceğini temenni ederiz.”

SAAT 23:25 SOSYAL MEDYAYA ERİŞİM ENGELİ
Facebook ve Twitter başta olmak üzere sosyal medyaya erişim engellendi. Erişim engeli kısa bir süre sonra kaldırıldı.

SAAT 23:50 TRT BASKINI
TRT’nin Oran Yerleşkesi bir grup asker tarafından basıldı. Askerler TRT binasını işgal etti.

SAAT 00:00 DÜĞÜN BASKINI
Darbe girişiminin kritik isimleri olan havacılar, Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal'ın ve birçok havacı generalin bulunduğu düğünü basarak komutanların hepsini rehin aldı. Moda'daki bu baskın darbe girişiminin en kritik adımlarından biri olarak kayıtlara geçti.

SAAT 00:07 TRT’DEN YURTTA SULH KONSEYİ’NİN BİLDİRİSİ OKUNDU
Darbe girişimi AKP tarafından da onaylanırken gözler aniden TRT’ye döndü. Saat 00:00’a varmadan TRT’yi işgal eden askerler hızla darbe bildirisinin yayınlanması için harekete geçti.

Saatler gece 00:07’yi gösterdiğinde ise darbe girişimine ilişkin ilk "resmi" TRT ekranlarından geldi. "Yurtta Sulh Konseyi" adıyla TRT ekranlarından yapılan açıklamada "TSK'nın ülke genelinde yönetime el koyduğu" duyuruldu. Yurtta Sulh Konseyi’nin bildirisini TRT sunucusu Tijen Karaş okudu.

SAAT 00:09 MİT’TEN KARŞI ATEŞ
Ankara Yenimahalle’de bulunan Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) kampüsüne askeri helikopterlerce ateş açıldı. MİT’in çevre güvenliğini sağlayan ekipleri saldırıya silahla karşılık verdi.

SAAT 00:13 TRT YAYINI KESİLDİ, DİYANET DEVREYE SOKULDU
TRT’de okunan bildirinin ardından Cumhurbaşkanlığı kaynakları, açıklamanın TSK tarafından yapılmadığını ifade ederek “Korsan bildiridir. Gerekli özenin gösterilmesini rica ederiz” açıklamasında bulundu. Yurtta Sulh Konseyi’nin bildirisinin TRT’de okutulmasından bir süre sonra ise TÜRKSAT TRT’nin yayınını kesti.

TRT yayının kesilmesini müteakip, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın talimatıyla tüm ülkedeki camilerden aynı anda selalar okunmaya başladı.

00:12 ERDOĞAN'DAN İLK MESAJ
Darbe girişimi sonrası nerede olduğu uzun süre öğrenilemeyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, CNN Türk’ten Hande Fırat’a bağlandı. CNN Türk ekranlarına "Facetime" üzerinden bağlanan Erdoğan, "Silahlı kuvvetler içindeki bir azınlığın kalkışması, paralel yapının hareketi” ifadelerini kullandı.

Halkı sokağa çıkmaya çağıran Erdoğan, şu açıklamayı yaptı: Bugünkü bu gelişme gerçekten Silahlı Kuvvetlerimizin içerisindeki bir azınlığın ne yazık ki kalkışma hareketidir ve bu malum yapıya ait, paralel yapılanmanın teşvik ettiği, üst akıl olarak onların kullandığı bir harekettir. Ülkemizin birliği, beraberliği, bütünlüğüne yönelik bu harekete karşı inanıyorum ki milletçe vereceğimiz güzel bir cevapla bunlar gerekli olan cezayı alacaklardır. Şu anda bu milletin imkanlarıyla ortaya konmuş olan tankı, topu, uçağını, helikopterini kullanarak milletin üzerine gelmenin bedelini bunlar çok ağır ödeyeceklerdir. Bu konuda gerek Cumhurbaşkanı olarak gerek Başbakanımız, hükümetimiz olarak bizler atılması gereken adımlar neyse dik durmak suretiyle bu adımı atacağız. Bunun bedelini asla bizler farklı bir şekilde yorumlayamayız ve meydanı da onlara bırakamayız. Yapmış oldukları işgali de çok kısa sürede ortadan kaldıracağımıza inanıyorum. Kararlı bir şekilde bu işin üzerine gideceğimizi özellikle bildirmek istiyorum ve bu konuda bu kararlılığımızı kimsenin test etmeye de gücü yetmeyecektir. Bu arada milletime de bir çağrı yapıyorum, o da şudur, milletimizi illerimizin meydanlarına davet ediyorum. Havalimanlarına davet ediyorum ve milletçe meydanlarda, havalimanında toplanalım ve bunların o azınlık grubu, tanklarıyla, toplarıyla gelsinler ne yapacaklarsa halka orada yapsınlar. Halkın gücünün üstünde bir güç ben tanımadım bugüne kadar. Ben de Cumhurbaşkanı olarak meydana geliyorum."

"Genelkurmay Başkanının bazı komutanlarla birlikte rehin tutulduğuna yönelik iddialar bulunuyor. Anadolu Ajansı da geçmişti. Bu konuda bilginiz var mı?" sorusu üzerine Erdoğan, "Bu tür haberleri ben de duydum ama şu anda ne denli sağlıklıdır onu tabi tam bilemiyoruz. Biliyorsunuz bu tür olayların olduğu zamanlarda hava iyice bulanık olur. Şu anda da böyle bir bulanık hava söz konusudur ve bu havayı bulanık hale getirenler bunun bedelini çok ağır ödeyeceklerdir. Bunu da özellikle ifade etmek isterim” yanıtını verdi.

Erdoğan’ın kameralar karşısındaki ilk açıklaması ise, Marmaris’teydi. Burada oldukça yorgun olduğu gözlenen Erdoğan, daha sonra ortaya çıkan görüntülerde "Malum yapıdan bir takım odaklar girişimde bulunmuştur. Bunun da üstesinden gelinecek. Bütün halkı havalimanlarına, meydanlara, sokaklara bekliyorum. Bunun da üstesinden geleceğiz. Milletimiz rahat olsun. Başbakanımız da gerekli açıklamayı yapmıştır. Bu işe karışan polisler de dahil en ağır şekilde cezalandıracağız" ifadelerini kullanmıştı.

SAAT 00:35 İLK SORUŞTURMA
Darbe girişimiyle ilgili ilk soruşturma İstanbul’da başlatıldı. Küçükçekmece Başsavcısı Ali Doğan, darbe girişimini yapan askerlerle ilgili soruşturma başlatıldığını ve askerlerin görüldükleri yerde tutuklanacaklarını bildirdi.

SAAT 00:57 TÜRKSAT VURULDU
Darbe girişiminde bulunan askerlerin kontrolündeki Sikorsky tipi bir helikopterden Türksat’ın Ankara Gölbaşı’nda bulunan merkezi vuruldu. Gölbaşı binasına yapılan saldırıda 2 kişi hayatını kaybetti.

SAAT 01:01 İKİNCİ BÜYÜK SALDIRI
Ankara Gölbaşı Özel Harekat Merkezi’nin vurulmasından sonra ikinci büyük uçak saldırısı Ankara Emniyet Müdürlüğü binasına yapıldı. Binanın vurulmasından kısa süre sonra açıklama yapan dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala, Genelkurmay Başkanlığı, TSK ve polisin ülkedeki darbe girişimine müdahale ettiğini açıkladı ve darbe planlayıcılarını “çete” olarak tanımladı.

SAAT 01:39 TBMM GENEL KURULU SALONU AÇILDI
TBMM Genel Kurulu Salonu açıldı. TBMM Başkanı İsmail Kahraman ve milletvekilleri Genel Kurul Salonu’nda yerini aldı.

SAAT 01:40 ATEŞ AÇILDI
Bazı askerler, Boğaziçi Köprüsü’nü geçmeye çalışanların üzerine ateş açtı.

Camilerden sela okundu ve darbe girişimine karşı sokaklara çıkma çağrısı yapıldı.

SAAT 01:43 KILIÇDAROĞLU’NDAN AÇIKLAMA
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, darbe girişimine yönelik twitter adresinden açıklamada bulundu. Ülkenin darbelerden çok çektiğini belirten Kılıçdaroğlu, "Aynı sıkıntıların yeniden yaşanmasını istemiyoruz. Cumhuriyet'e ve demokrasimize sahip çıkıyor; inancımızı eksiksiz bir şekilde koruyoruz. Herkes çok iyi bilmeli ki Cumhuriyet Halk Partisi, parlamenter demokrasimizin vazgeçilmezi olan yurttaşlarımızın özgür iradesine bağlıdır" ifadelerini kullandı.

01:57 KREMLİN: KAYGILIYIZ
Rusya’dan yapılan ilk açıklamada "Türkiye'de yaşanan olaylardan çok kaygılı oldukları” ifade edildi.

Türkiye’deki vatandaşlarından ilk fırsatta ülkelerine dönmesi isteyen Kremlin yönetimi, Devlet Başkanı Vladimir Putin'in durumdan sürekli haberdar edildiğini bildirdi. Kremlin Sözcüsü Dimitriy Peskov’un yaptığı açıklamada, olayların çok hızlı geliştiğini, henüz neler olduğunu anlayamadıklarını ancak Rusya'nın kaygılı olduğunu ve Türkiye'nin istikrar ve düzen yoluna girdiğini görmek istediklerini söyledi. Peskov ayrıca Türkiye'de kim iktidara gelirse gelsin Rus vatandaşlarının güvenliğini sağlama görevini üstlenmeleri gerektiğini kaydetti.

SAAT 02:00 İLK GÖZALTILAR VE AYM'DEN AÇIKLAMA
Darbe girişiminde bulunan Cemaatçi askerler gözaltına alınmaya başlandı.

Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan açıklamada “Anayasal düzene karşı her türlü demokrasi dışı girişimi reddediyoruz. Demokratik hukuk devletinin yanında olduğumuzun aziz milletimizce bilinmesini istiyoruz” denildi.

SAAT 02:20 GÖLBAŞI VURULDU
Darbe girişiminde bulunan askerler, Gölbaşı Özel Harekat Daire Başkanlığı’nı havadan hedef aldı. Hava saldırısı sonucu 17 polis hayatını kaybetti. Türk Hava Kuvvetleri’ne ait bir F-16, darbe girişiminde bulunanların elindeki Sikorsky helikopteri düşürdü. TRT’yi ele geçirmeye kalkışan 1’i rütbeli 5 asker, polis tarafından etkisiz hale getirildi.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne girmeye çalışan 3’ü rütbeli 13 asker gözaltına alındı.

SAAT 02:30 EMNİYET’TEN ÇAĞRI
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün resmi twitter hesabından halka “Sokağa çıkın” çağrısı yapıldı. EGM’nin hesabından şu mesaj paylaşıldı: “Tüm halkımızı demokrasimize sahip çıkmamız için meydanlara çağırıyoruz.”

SAAT 02:50 TBMM VURULDU
TBMM’ye atılan bomba sebebiyle bazı polis memurları ve Meclis görevlileri yaralandı. TBMM kulisinin camları kırıldı. F-16'lar ve askeri helikopterlerin TBMM binasını vurmaya başlaması üzerine TBMM Başkanı İsmail Kahraman ve milletvekilleri yanlarına basın mensuplarını alarak Meclis sığınağına geçti. Meclisin giriş kapıları yakınlarına sabaha kadar toplam 4 bomba atıldı.

03:00 TRT YENİDEN YAYINDA
TRT yeniden normal yayınına döndü. TRT Genel Müdürlüğü binasında polis tarafından etkisiz hale getirilen askerler gözaltına alındı.

SAAT 03:18 BAHÇELİ VE NATO’DAN AÇIKLAMA
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den darbe girişiminin başlamasından saatler sonra yazılı bir açıklama geldi. Bahçeli açıklamasında şu ifadeleri kullandı: Türkiye Cumhuriyeti olağanüstü ve gayri meşru bir durumla karşı karşıyadır. Türk Silahlı Kuvvetleri içinden bir grubun askeri müdahalede bulunmak, yönetimi devralmak istediği iddia edilmektedir. Demokrasiyi askıya alma, millet iradesini yok sayma teşebbüsünün ülkemize yapılacak büyük bir hata olacağı açık ve meydandadır. Türkiye yakın tarihinde defalarca askeri darbe girişim ve tecrübesini yaşamıştır. Türk milleti her seferinde darbelerin yıkım ve acı sonuçlarına muhatap kalmıştır. Şu anda ülkemiz kriz ve belirsizlik sarmalının dibindedir. Herkes bilmelidir ki, demokrasiden taviz istikbal ve istiklalden kopuş demektir. Milliyetçi Hareket Partisi her türlü demokrasi dışı arayışa tavırlı ve karşıdır. Türkiye'nin pek çok sorun ve sıkıntısı olduğu tartışmasızdır. Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün çok ciddi tehdit ve taciz altında bulunduğu da ortadadır. Ancak her sorununun çözüm yolu demokrasidir. Türkiye'nin iç savaş ve kaos ortamına savrulması halinde Türk milletinin ödeyeceği bedel vahim ölçüde yüksek ve pahalı olacaktır.”

NATO Genel Sekreteri Jens Stontenberg darbe girişimi nedeniyle yaptığı açıklamada “İtidal, sükunet ve Türkiye’nin demokratik kurumlarına ve anayasasına tam saygı gösterilmesi çağrısında bulunuyorum” ifadelerini kullandı.

SAAT 04:00 ERDOĞAN KONUŞUYOR
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, darbe girişiminde bulunan Cemaat irtibatlı yargı görevlileri ve Yurtta Sulh Konseyi mensubu general, amiral, subay, astsubay, er ve erbaşlar hakkında gözaltı kararı verdi.

Tam bu sıralarda Cumhurbaşkanı Erdoğan da ekran karşısına geçti. Atatürk Havaalanı’nda açıklama yapan Erdoğan şunları söyledi: Öğleden sonra bir hareketlilik ne yazık ki silahlı kuvvetlerimizin içinde mevcuttur. Ve bu hareketliliğin neticesinde de TSK içerisinde bir azınlık ne yazık ki ülkemizin birliğine, beraberliğine hazmedemeyen bu grup, çok daha önceden söylediğim gibi paralel devlet yapılanmasının ta kendisiydi. Bu yapılanma 40 yıllık bir sürecin neticesinde silahlı kuvvetlerimizin içinde, emniyet ve diğer kurumların içerisinde yer bulmuştur. Şu andaki hareket bir ihanet ve ayaklanma hareketidir. Bu vatana ihanet hareketinin bedelini çok ağır ödeyecekler, bunu peşinen söyleyeyim. Milletin oylarıyla işbaşına gelmiş olan bir hükümete, milletin oylarıyla işbaşına gelmiş Tayyip Erdoğan'ı hazmedemeyişleri bu iş onlar için bitiş olmayacak. …Şu anda yargı tutuklamaya başladı, albay, binbaşı ve diğer askerler tutuklanıyor. Operasyona başladık, bunu tam manasıyla artık bitireceğiz. Bugün bu iş başladı, bu devam edecek. Silahlı terör örgütü oldukları ortaya çıktı. Öyle çıktı ki, bunlar üstelik bu milletin silahlarıyla milleti vuruyorlar. Dünya medyasında da bazı ülkemizin bu durumu hazmedemeyenler kalkıp 'asker idareye el koydu' yazdılar, nereye el koydular? Bizler görevimizin başındayız. Sonuna kadar da görevimizi yürüteceğiz. Bu işgalcilere ülkemizi asla bırakmayacağız. Sonu iyi olacak."

SAAT 04:42 ERDOĞAN’IN KALDIĞI OTELE SALDIRI
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Marmaris’te konakladığı ve gece yarısı ayrıldığı otele helikopterlerden ateş açıldığı bilgisi geçildi. Helikopterlerden inen yüzleri maskeli ve otomatik silahlı askerler oteli abluka altına aldı. Baskın sırasında Erdoğan'ın koruma ekibinde yer alan 2 polis hayatını kaybetti.

Darbe girişimini başarısız olmasının ardından tutuklanan Tuğgeneral Gökhan Sözmezateş verdiği ilk ifadede, planladıkları saatte yola çıkmaları durumunda hedefe ulaşabileceklerini ancak görev iptal talimatı gelmesi nedeniyle zaman kaybettiklerini söyledi.

SAAT 05:00 CUMHURBAŞKANLIĞI: TEHLİKE HENÜZ GEÇMEDİ
Erdoğan’ın konuşmasından yaklaşık 1 saat sonra, Cumhurbaşkanlığı tarafından yeni bir açıklama yapıldı. Açıklamada ‘Tehlike henüz geçmiş değil. Millet sokaklarda olduğu ve vatanına sahip çıktığı müddetçe darbeci hainler bu aziz millete diz çöktürmeyecek” denildi.

Cumhurbaşkanlığı’nın yaptığı açıklama sırasında Boğaziçi Köprüsü’nde bulunan bir TOMA’nın tank atışı ile vurulduğu, bir başka tank atışının ise köprünün yakınlarında bekleyen bir vatandaşa isabet ettiği bildirildi.

SAAT 06:00 ÖLÜ SAYISI AÇIKLANDI
Sabah saatlerine kadar süren çatışmalarda hayatını kaybedenlerin sayısının 160'ı aştığı öğrenildi.

SAAT 06:26 CUMHURBAŞKANLIĞI SARAYI YAKININDA DUMANLAR YÜKSELİYOR
Ankara’da bulunan Cumhurbaşkanlığı Sarayı yakınlarına 2 bomba atıldı. Bombalar, Saray’ın camisinin önüne park etmiş araçlardan birinin üzerine düşerken, yapılan saldırıda 2 kişi hayatını kaybetti.

Güvenlik çemberine alınan Çankaya Köşkü ve Başbakanlık Resmi Konutu’na çıkan tüm yollar kapatıldı. Darbe girişiminde kullanılan ve TÜRKSAT’ı bombalayan askeri helikopter Gölbaşı’nda düşürüldü.

SAAT 06:40 KÖPRÜDEKİ ASKERLER TESLİM OLMAYA BAŞLADI
Darbe girişiminin darbeciler açısından sembolü olan ve kamuoyunun “ilk ateş” olarak gördüğü Boğaziçi Köprüsü’nde askerler polislere teslim olmaya başladı. Bu sırada köprü girişinde bekleyen gruplar, teslim olan askerleri kemerle, sopayla dövdü, linç girişiminde bulundu.

SAAT 07:00 'YURTTA SULH KONSEYİ’NDEN YENİ AÇIKLAMA
Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın yakınındaki Jandarma Genel Komutanlığı’nın bulunduğu kavşağa askeri uçaktan bomba atıldığı öğrenildi. Tam bu saatlerde, ‘Yurtta Sulh Konseyi’ adıyla yeni açıklama geldi. Yurtta Sulh Konseyi’nin üçüncü ve son açıklamasında "Yurtta Sulh Harekatı kararlı şekilde devam etmektedir" ifadeleri kullanıldı.

DARBENİN MERKEZİ AKINCI BOMBALANDI
Darbe girişiminin merkezi olan ve rehin alınan tüm komutanların getirildiği Akıncı Üssü, Eskişehir'den kalkan F-16'larla bombalanarak uçakların kalkışı engellendi.

SAAT 07:40 AA: 754 GÜVENLİK MENSUBU GÖZALTINA ALINDI
Anadolu Ajansı, ülke genelinde 754 TSK mensubunun gözaltına alındığını aktardı. Etimesgut Zırhlı Birlikler Okulu'nda da darbe teşebbüsüne katılan askerlerin polise teslim edildiği belirtildi.

SAAT 08:15 EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NDEN AÇIKLAMA
Emniyet Genel Müdürü Celalettin Lekesiz yaptığı açıklamada 16 “asi” askerin öldürüldüğünü bildirdi. Açıklamasında “Ankara'da Beştepe'deki Jandarma Genel Komutanlığı bu asilerin, isyancıların kontrolüne geçmişti” diyen Lekesiz “Buradan Türkiye'deki 81 ilin jandarmasını sevk ve idare edip darbe çabası içindeydiler. Etrafları sarıldı. Akşamdan beri orada çatışma devam ediyor. Hemen hemen sonuçlanmak üzere. Şu ana kadar orada darbe girişiminde bulunan asi askerlerin 16 tanesi ölü ele geçirildi. 250'ye yakını gözaltına alındı. Çatışma devam ediyor, sonuçlanmak üzere” ifadelerini kullandı.

SAAT 08:32 HULUSİ AKAR GERİ DÖNDÜ
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, Akıncı’dan çıkarıldı. Akar’ı Çankaya Köşkü’ne getiren helikopterde ise darbe girişiminin başındaki isimlerden olduğu belirtilen AKP’li vekil Şaban Dişli’nin kardeşi Tümgeneral Mehmet Dişli de vardı. Akar'ın sonrasında Dişli'yi tutuklattığı belirtildi.

SAAT 11:26 GENELKURMAY’DAN İLK AÇIKLAMA: DARBE GİRİŞİMİ ENGELLENMİŞTİR
Genelkurmay Başkanı Vekili Orgeneral Ümit Dündar, Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi’nde bir basın toplantısı düzenleyerek, "Türkiye maalesef kendi meclisini, kendi kurumlarını bombalayan, kendi vatandaşına kurşun sıkan bir grubun cinnetine şahit olmuştur" dedi.

15 Temmuz 2016 tarihinde saat 22:00 sularında Ankara ve İstanbul başta olmak üzere, muhtelif şehirlerinde emir komuta zinciri dışında, bir askeri hareketlilik başladığını söyleyen Dündar, "Kısa sürede yapılan bir değerlendirme sonucunda bu hareketliliğin TSK içinde yuvalanmış olan çeşitli rütbelerden bir grup asker tarafından başlatılan darbe girişimi olduğu anlaşılmıştır. Genelkurmay karargahında ve diğer görevlerdeki çok sayıda komutan, darbe teşebbüsünde bulunan kişiler tarafından ele geçirilerek, ilk anda bilinmeyen yerlere götürülmüşlerdir. Ankara ve İstanbul yanında çeşitli şehirlerimizde devlet kurumlarını ve yönetimi ele geçirmeye yönelik faaliyetler tespit edilmiştir" diye konuştu.

Darbe girişiminin başlangıcından itibaren, tespit edilen 41’i polis, 2’si asker, 47’si sivil olmak üzere toplam 90 kişinin hayatını kaybettiği bilgisini veren Orgeneral Dündar, yaralıların sayısını da 1154 olarak açıkladı.

'Ya Ziya dalga mı geçiyorsun?'

Erdoğan’ın darbe girişimi sonrası, olayı nasıl öğrendiğine ilişkin sözleri, aradan geçen 10 yıla rağmen hâlâ gündemde. Askeri hareketliliği eniştesinden öğrenen Erdoğan, ne MİT’e ne de Genelkurmay’a ulaşamadığını söylüyordu: 21:15 civarında tabii Ankara ve İstanbul’da askeri araç ve gereçlerin hareketlenmesine dair bir şeyler duyuyor ama ben en önemlisi 21:30 gibi eniştem beni arıyor. Diyor ki Beylerbeyi Sarayı’nın orada bir hareketlilik var, askerler geldi, araçların köprüye girişini engelliyor. Ben ilk duydum inanamadım. ‘Ya Ziya dalga mı geçiyorsun, ne alakası var’ dedim. MİT Müsteşarını aradık ulaşamadık. Genelkurmay’ı aradık, ulaşamadık."

***

Öne Çıkan Yayın

T-24 "Köşebaşı + Gündem" -30 Ağustos 2026-

Geleceğe ipotek: Borç kamburu(I)-Binhan Elif Yılmaz-  Yüksek faiz yükü bütçe açıklarını büyütmekte, büyüyen bütçe açıkları yeni borçlanma ih...