halkTV "Köşebaşı + Gündem" -26 Ocak 2026-

 

 İmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler -Bahadır Özgür- 

"Ekrem İmamoğlu’nun verdiği hafriyat işiyle zenginleşti” denilen Murat Gülibrahimoğlu ile Kadir Topbaş döneminde skandal bir sözleşme yapıldığı ortaya çıktı.

Sözleşmeye göre, hafriyat döküm işi hukuki sebep de dahil herhangi bir şekilde durur veya biterse, o güne kadar kazandıklarının yanında Gülibrahimoğlu’na, 110 milyon lira da ek tazminat ödeme hakkı tanınmış.

halktv.com.tr bu sözleşmenin detaylarına ulaştı…

***

Gülibrahimoğlu İBB iddianamesinde, ‘Ekrem İmamoğlu örgütünün kasası’ olarak suçlanıyor. Firari ve hakkında kırmızı bülten çıkarıldı.

İddiaların dayanağı Cebeci maden sahasına 2020-2025 arasında hafriyat dökülmesi işi.

Savcılara göre, ‘kaçak hafriyat’ dökülerek yaklaşık 80 milyar lira kamu zararına yol açıldı. İddianamede dökümün resmi izne dayanmadığı, 31 milyar liralık suç geliri elde edildiği ve bunun da İSTAÇ’a değil ‘suç örgütüne’ aktarıldığı savunuluyor.

Ayrıca iddianamede, Gülibrahimoğlu’nun, İmamoğlu’nun talimatı ile bölgedeki özel parselleri ele geçirdiği ileri sürülüyor. İtirafçı ifadelerinde de Gülibrahimoğlu’nun 2022’ye kadar durumunun kötü olduğu, İmamoğlu sayesinde hızla zenginleştiği anlatılıyor.

İSTAÇ ve hafriyat meselesi kısaca böyle…

İddianame çıktıktan sonra tutuklu İBB bürokratlarının avukatları konuya ilişkin resmi kurumlarla yapılan yazışmaların savcılık dosyasında yer aldığına dikkat çektiler. Hafriyat işinde İstanbul Valiliği’nin de ortak olduğunu gösteren belge kamuoyu ile paylaşıldı.

Geçen hafta da CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Gülibrahimoğlu’nun 2018’de eski AKP İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe ile ortak olduğunu gösteren ticaret sicil kayıtlarını Meclis’te açıkladı.

Yani Gülibrahimoğlu’nda da tıpkı Aziz İhsan Aktaş’ta yapıldığı gibi ‘AKP dönemi’ soruşturmanın dışında tutuluyor. Oysa suç isnat edilen faaliyetler, İmamoğlu döneminin öncesine uzanıyor.

İşte yeni ortaya çıkan sözleşme de bunun kanıtlarından birisi.

Gelelim sözleşmenin ayrıntılarına…

YARGI DURDURURSA TAZMİNAT VERİLECEK

Gülibrahimoğlu’nun şirketi Kuzey İstanbul Modern İnşaat AŞ ile İBB’nin iştiraki İSTAÇ AŞ arasında, 30 Aralık 2015’te, “dolgu ve rehabilitasyon projesi hasılat paylaşımı sözleşmesi” imzalandı. Bir yıl sonra, 12 Nisan 2016’da ek bir sözleşme daha yapıldı. Sebebi de ek sözleşme de şöyle açıklandı:

“Sözleşme konusu faaliyetin İSTAÇ AŞ tarafından proje alanları içerisinde bulunan ve halihazırda Kuzey AŞ tarafından işletilen özel kişilere ait parsellerdeki dökümlerin tamamlanması beklenmeksizin başlatılmış olması nedeniyle Kuzey AŞ’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından rehabilitasyon amaçlı dolgu faaliyetleri için verilen izinler kapsamındaki işletmelerinden istifade ve gelir elde etme imkanı kalmamıştır.

Ayrıca, bahse konu ruhsat alanlarında gerçekleşmekte olan madencilik faaliyetlerinin sonlandırılması sonrası resmi makamlardan alınması muhtemel diğer dolgu ve rehabilitasyon izinlerine haiz diğer alanlar ile Kuzey AŞ tarafından satın alınan ve/veya özel parsel sahiplerinden muvafakatları temin edilen alanlar da iş kapsamına dahil edilecektir.”

gulibrahimoglu-istac.jpg

Ek sözleşmenin konusu ise tazminat. Eğer İSTAÇ’ın kısmen veya tamamen tek taraflı vazgeçmesi ya da hukuki herhangi bir engel sebebiyle iş durursa, iptal edilirse İBB Gülibrahimoğlu’na, o güne kazandıklarının haricinde 110 milyon lira tazminat ödemeyi taahhüt etti. Aynı madde Kuzey AŞ için de geçerli kılındı.

Özetle, bugün İBB’nin suçlandığı hafriyat dökme işinin geçmişi de AKP dönemine kadar uzanıyor.

/././

Minneapolis’te Çifte Standart -Serra Karaçam- 

Her hikâyenin iki yüzü vardır.

Ama Minneapolis’te yaşananlar, bu yüzlerin uçurumunu siyasi refleksler ve önyargılarla gösteriyor.

Alex Jeffrey Pretti, 37 yaşında bir ICU hemşiresiydi.

Veterans Affairs için çalışıyordu. Minneapolis’te bir protestoda gözlemciydi, biber gazından etkilenenlere yardım ediyordu ve telefonuyla kayıt alıyordu.

Belli aktivist.

Ve silahı vardı... Üzerindeydi...

Silahını kullanmaya çalıştığına dair hiçbir görüntü yok. Aksine, videolar Pretti’nin yere bastırıldığını, silahının alındığını ve ardından vurulduğunu gösteriyor.

Silah sahibi olmak anayasal bir haktır.”

“İkinci Değişiklik kutsaldır.” diyen Cumhuriyetçi anlatı bir anda değişiyor:

“Silah taşıyan kişi tehlikelidir.”
“Gösteride silah varsa risk vardır.”
“Ne olursa olsun, silahlı kişi tehdittir.”

Bu mesaj net: Protesto ediyorsan sessiz ol. Kayıt alıyorsan dikkat et. Silahın varsa haklı bile olsan hedef olabilirsin.

Devleti izleme ve sorgulama hakkı kağıt üzerinde var, sahada askıya alınmış durumda.

Peki Renée Good? Silahı yoktu, tehdit yoktu. Araçla uzaklaşmaya çalıştı.

Sonuç: ölüm. Silah taşımasan bile güvende değilsin.

Sorun bireyde mi, sistemde mi?

Bir diğer nokta protestocuların kriminal illegal göçmenlere yapılan operasyonlara engel olması.

Bu söylem Amerikalıların kendi güvenliklerinin sağlanmasına engel olunduğu söylemi ve bazılarını tedirgin ediyor.

Polis de tükenmiş durumda. Minneapolis Polis Şefi Brian O’Hara: “Polislerimiz çok yorgun. Bu kesinlikle sürdürülebilir değil.”

ICE ajanının 8 yıllık deneyimi ve “range safety officer” eğitimi olduğu söylendi. Ama eğitim geçmişi, disiplin sicili ve önceki güç kullanımı hakkında detay verilmedi.

Asıl soru: Amerikalılar Birinci ve İkinci Değişiklik haklarını yalnızca “doğru profildeyken” mi kullanabilir? Eğer öyleyse, bu haklar evrensel değil, koşullu hale gelmiş demektir.

Gerekli olan: Bağımsız, şeffaf ve gerçek bir soruşturma. Aksi halde verilen mesaj ürkütücü: “İtaat et. Gözlemleme. Protesto etme.” Bu sadece Minneapolis için değil, tüm ABD için bir demokrasi uyarısıdır.

Minneapolis Polis Şefi Brian O’Hara’nın sözleri tabloyu tamamlıyor:

“Polislerimiz çok yorgun. Bu kesinlikle sürdürülebilir değil.”

Yerel polis de bu baskının altında. Federal operasyonlar, yerel güvenliği de çökertiyor. ICE protestoları, şehirde bir olağanüstü hal psikolojisi yaratmış durumda.

/././

‘Bataklık’taki Padişah -İsmail Saymaz- 

Kanarya adası açıklarında ‘United S’ adlı gemide yakalanan 10 ton kokaine ilişkin Çetin Gören dahil 11 kişi tutuklandı.

Gören’in talimatıyla Honduras’ta ‘Copa Maritime Co’ adlı bir şirket kurulduğu, ‘United S’ gemisinin bu şirket adına kaydedilerek, Brezilya’dan kokain seferine çıkarıldığı ileri sürülüyor.

Türkiye, Gören’i 2020’deki Bataklık Operasyonu’ndan tanıyor. Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Cumhuriyet tarihinin uyuşturucu ve suç gelirleriyle ilgili önemli bir operasyonudur. Bu büyüklükte bir operasyon bugüne kadar olmadı” diye övündüğü ‘Bataklık’ta Gören ve ‘Türk Escobar’ Nejat Daş dahil, 35 kişi tutuklanmıştı.

Güney Afrika’dan gelen not

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianameye göre Bataklık Operasyonu, 2019’da Güney Afrika İçişleri Müşavirliği’nden gönderilen bilgi notuyla başladı.

Notta şu ifadeler yer alıyor:

“Çetin Gören’in uyuşturucu ticaretini ihtiva eden suç örgütünün lideri olarak bilindiği; en az 15.000 kilogram kokain ticareti yaptığı; 2012’de 883.000 Euro’nun ikametinde ele geçirildiği; yüksek miktarlı harcamaların sebebini ve kaynağını açıklayamadığı; sahte Bulgar pasaportu ve ehliyeti kullandığı; 2007’de Brezilya’da tutuklandığı; 2010’da cezaevinden geçici izinle ayrılmasına rağmen geri dönmediği; kırmızı bülten çıkarıldığı; Antalya’da otel sahibi olduğu; Antalya veya İstanbul’da bulunması ve sahte kimlik kullanmasının muhtemel olduğu; 60 milyon Euro’sunun Gaziantep’te banka kasalarında bulunduğuna dair duyumların olduğu…”

Türkiye, kırmızı bültenle aranan Gören’in ülkemizde olduğunu Güney Afrika’dan gelen bilgi notuyla öğreniyor, iyi mi!

Başsavcılık, bu bilgi notu üzerine 3 Aralık 2019’da soruşturma açıyor.

Bataklık Operasyonu, 30 Haziran 2020’de yapılıyor.

İddianame 24 Haziran 2021’de çıkıyor.

Gören ve Daş, örgüt kurucusu ve lideri olmakla suçlanıyor.

Brezilya’da üç yıl yattı

Türkiye’nin harekete geçmesi için Güney Afrika’dan bilgi notu gelmesine gerek yoktu halbuki.

Çünkü o, narkotik dünyasında şöhret sahibi…

Üç lakabı var: Padişah-Armando ve Jack.

Sabıkası 1999’da başlıyor.

O yıl Hollanda’da yakalanan 75 kilogram eroinden sorumlu tutuluyor.

2004’te Gaziantep’te 1208 ecstasy hap ele geçiriliyor. ‘Malın’ sahibinin Gören olduğu iddia ediliyor.

Gören, 2003’te Brezilya’nın Sao Paolo şehrinden Hollanda’ya uçmak üzereyken, 13 kilogram 365 gram kokainle gözaltına alınıyor.

Yine Brezilya’da, 2007’de 880 gram ecstasy hapla yakalanıyor. Üç yıl tutuklu kalıyor.

Uyuşturucu ticaretinden 12 yıl 4 ay 28 gün ceza alıyor.

2010’da özel izinle tahliye edilince kaçıyor.

Gören, Kolombiyalı kartellerin yardımıyla Peru’ya geçiyor. Ve kokain ticaretini bu ülkede sürdürüyor.

Brezilya kırmızı bülten çıkarsa da ‘Padişah’ı yakalayamıyor.

Aynı yıl İtalya’da, Peru’dan gönderilmiş paket içerisinde tişörtlere emdirilmiş vaziyette 1.222 gram kokain yakalanıyor. Kokainin sahibi olarak Gören gösteriliyor. İtalya, Gören hakkında tutuklama kararı ve kırmızı bülten çıkarıyor.

Muz ve ananas kutularında kokain

Gören, 2012 yılında Güney Amerika’dan muz ve ananas yüklü gemilerle Avrupa’ya uyuşturucu gönderiyor.

Ekvador’un Guayaquil limanında 3.668 kilogram…

Peru’nun Paita limanında 1.686 kilogram…

Belçika’nın Antwerp limanına Ekvador’dan gönderilen 8.000 kilogram kokain ele geçiriliyor.

Gören’in evinde yapılan aramada, yakalanan muz konteynerine ilişkin e-posta yazışmaları ve 883.000 Euro bulunuyor.

Gören’in toplam servetinin 90-100 milyon Euro olduğu ve paraları Türkiye’ye taşıdığı saptanıyor.

Durdurulamıyor.

2014’te Kırşehir’de bir soruşturma açılıyor.

2016’da Hollanda’nın Anvers Limanı’na Kolombiya’dan gelen gemide 1.800 kilogram kokain ele geçirilince tutuklanıyor.

‘Kara para, sahtecilik, uyuşturucu ticareti, suç örgütü üyeliği ve silah bulundurmak’ suçlarından 12 yıl hapis cezasına çarptırılıyor.

Bir kırmızı bülten de Hollanda tarafından çıkarılıyor.

Varlık Barışı ile Türkiye’ye göç

Gören, Hollanda’da ceza aldığı için 2017’de ‘Varlık Barışı’ adı verilen kanundan yararlanarak, bütün servetiyle birlikte Türkiye’ye yerleşiyor.

İddiaya göre 60 milyon Euro’sunu TIR şoförleri veya akrabaları aracılığıyla Türkiye’ye taşıyor. Gaziantep’te ablası, eniştesi ve eniştesinin kardeşleri adına evler ve arsalar alıyor.

2018’de İstanbul’da ‘Boommerang’ adlı oto alım satım şirketini kuruyor.

Üç kırmızı bültenle aranırken…

İkametgahını geçici olarak Elazığ’a aldırıp şehrin valiliğinden ‘can güvenliği’ gerekçesiyle silah ruhsatı alıyor. Bu sayede ‘Glock’ ve ‘Simit Wesson’ marka iki silah ediniyor.

‘Cumhurbaşkanı istedi, geldim’

Gören ve 72 sanık hakkında Ankara 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde suçtan kaynaklı malvarlığı değerlerini aklama, suç örgütü kurma ve bu örgüte üye olma suçlarından dava açılıyor.

Gören, savunmasında, 2017’de Erdoğan’ın çağrısıyla servetini Türkiye’ye taşıdığını belirterek, şunları söylüyor:

“Cumhurbaşkanımız 2015’te ‘Dışarı çık’ dediğinde Hollanda’da biz çıktık dışarı. Cumhurbaşkanı ‘Yastık altı döviziniz varsa serbestçe tasarruf edin’ deyince ona dayanarak paramı getirdim ve yatırım yaptım. Hollanda da iş yerlerim vardı. Hepsini devrettim, Türkiye’ye getirdim.”

Gören ve diğer sanıklar 2022’de Soylu’nun bakanlığı sürerken tahliye oldu.

Mahkeme 24 Mayıs 2024’te beraate hükmetti.

Gerekçeli kararda ‘kara para aklama’ suçlaması yöneltmek için hangi öncül suçtan ne miktarda elde edildiğinin belirtilmesi gerektiği vurgulanıyor. Fakat bu dosyada, malvarlığının öncül suçla bağlantısının kurulamadığı belirtiliyor. Ayrıca bir suç örgütünün varlığından söz edilemeyeceği anlatılıyor.

20 ay sonra yeniden

‘Bataklık’ta birlikte yargılanan Gören ile kuzeni Metin Erişkin ve Mehmet Murat Buldanlıoğlu, beraat ettikten 20 ay sonra

yeniden tutuklandı. Gören’e bir kez daha ‘suç örgütü kurma ve yönetme ile uyuşturucu ticareti ve ihracı’ suçlaması yöneltiliyor.

Gören’in avukatı Süleyman Canacankatan, “Örgütte hiyerarşik yapı, emir-konuta zinciri ortaya konur. Burada kim lider, kim yardımcı, kim asker, belli değil” diyor.

Canacankatan, Gören’e uyuşturucu ticareti ve ihraç suçunun da yüklenemeyeceğini ileri sürerek, şöyle devam ediyor:

“Ülkede satılan, ülkeden çıkan, ülkeye giren uyuşturucu madde yok. Kısacası ülkemizi ilgilendiren bir suç yok. Avrupa ve Amerika’ya ‘Türkiye’de uyuşturucu ile ilgili etkin mücadele var’ demek için bu tutuklama yapıldı. İnsanlar boş yere tutuklanırken, 11. yargı paketi adı altında yüzlerce uyuşturucu satıcısı ve hatta baronu serbest bırakıldı. Şimdi hepsi yeni plan-proje yapıyor. Bu nasıl mücadele?”

Yerlikaya yalanlandı

Canacankatan’ın bu sözleri için “Ne de olsa Gören’in avukatı, müvekkilini savunuyor” diyebilirsiniz.

Fakat İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya da 10 ton kokainin Türkiye ile ilişkilendirilmesine karşı çıkıyor, 18 Ocak günü Hürriyet’ten Ahmet Hakan’a verdiği demeçte şöyle diyordu:

“Çıkış yeri Türkiye limanları değil. Varış yeri Türkiye limanları değil. Şirket, bir açıklama yapmış ve Türkiye ile bir ilgisi olmadığını söylüyor. Sırp, Macar ve Hintli mürettebat var. Şimdi biz hemen soruşturmalar bitmeden, Sırbistan, Macaristan ya da Hindistan ile bu geminin bağlantısı var diyebilir miyiz?”

Elbette diyemeyiz ancak…

Yerlikaya’nın açıklamalarının çıktığı gün Gören ve dokuz kişi gözaltına alındı.

Bakan bey yazının mürekkebi kurumadan yalanlandı.

Gerçekten merak ediyorum.

“Cumhuriyet tarihinin uyuşturucu ve suç gelirleriyle ilgili önemli bir operasyonu”ndan aklanan Gören, 10 ton uyuşturucudan da yakayı sıyırır mı?

/././

Bahçeli Türkiye’den kopmuş!..-Mehmet Tezkan- 

MHP liderine erken seçim soruldu. Diyeceksiniz ki durup dururken neden soruldu?

Şundan…

Sonar araştırma şirketinin yaptığı ankete göre, erken seçim isteyenlerin oranı yüzde 60’ı aşarak son 30 yılın rekorunu kırmış…

Yani 30 yıldır seçmen bu kadar çok seçim istemiyormuş…

Yani halk 30 yıldır seçime bu kadar büyük özlem duymamış…

Yani halk kurtuluşu seçimde görüyormuş…

Ne oldu da erken seçim isteği rekor kırdı?

Olan biten belli… Ülke çok ama çok kötü yönetiliyor. Her alanda sapır sapır dökülüyor. İstikrarın ‘İ’ si kalmadı…

(Küçük bir parantez açmama izin verir misiniz? Sonar araştırma şirketinin başkanı Hakan Bayrakçı. Her hafta CNN Türk’e çıkıyor. Ahmet Hakan’ın sunduğu programın daimi konuğu. Yaptırdığı bu anket sonuçlarını CNN Türk yayınladı mı? Veya söyle sorayım; Ahmet Hakan yayınlayabilir mi? Halk seçim istiyor diyebilir mi? Parantezi kapattım)

Halk bunu söylüyor ama Bahçeli tam tersini düşünüyor… ‘Erken seçim mümkün değil, doğruda değil’ diyor ve gerekçesini şöyle izah ediyor: Türkiye’nin çevresi ateş çemberidir. İstikrarı korumak önemlidir’

Bahçeli’nin bahanesi tutarlı mı?

Değil. Ben kendimi bildim bileli Türkiye’nin çevresi hep ateş çemberi…

2002 yılında da ateş çemberiydi. Bugünden daha vahimdi. ABD Türkiye üzerinden Irak’ı işgal etmek Saddam’ı devirmek istiyordu. Merhum Ecevit ayak sürtüyordu. Topraklarımızın kullanılmasını kabul etmiyordu…

Bahçeli sıcak yaz günlerinde siyasette sıcak gelişmeler yaşanırken 15 Temmuz 2002 günü erken seçim açıklaması yaptı. Dedi ki; ‘seçimin ileriye atılması suni gerekçe ve bahane yaratma arayışları Türkiye’ye büyük zarar verecektir’

24 yıl önce bahane yaratmayın diyen Bahçeli bugün seçimden kaçmak için sandık milletin önüne konulmasın diye suni gerekçeler ve bahaneler yaratıyor…

Sonar şirketinin yaptığı çalışmaya göre; ankete katılanların yüzde 87’si asgari ücreti yetersiz buluyormuş. Yüzde 80 en düşük emekli ücretinin ücret bile olmadığını söylüyormuş…

Kamuoyu araştırmaları yapanlar, sonuçları değerlendirenler bilir. Yüzde 87 büyük rakam. İnanılmaz sonuç…

Hükümetin (tek kişi) ülkeyi yönetemediğinin belgesi. İstikrar olmadığını açık kanıtı…

Halk seçim istiyor…

Bahçeli suni gerekçe ve bahane yaratarak seçim mümkün değil diyor… Halka karşı siyaset yapmanın daha net daha açık daha anlaşılır başka ifadesi yoktur herhalde…

Halk inim inim inliyor, kurtuluşu seçimde buluyor iktidardan gideceğini bilen/ gören/anlayan Cumhur İttifakı direniyor.

Daha kaç yıl direnecekler?

Daha kaç yıl suni bahane yaratacaklar?

Kaçışı yok… Eninde sonunda sandığı seçmenin önüne koyacaklar. Bizim ısrarımız Türkiye’nin daha fazla dibe vurmadan, yoksulluk sökülüp atılamaz hale gelmeden hakeme başvurmak…

Acelemiz bundan…

Milyonların derdi huzur içinde insanca yaşamak…

Milyonların derdi evine et götürebilmek, sebze/meyve alabilmek…

Milyonlarca emeklinin derdi torununa bayramdan bayrama da olsa hediye alabilmek.

Bahçeli’nin derdi başkaymış…

Derdini verdiği röportajda şöyle açıklamış:

"Sayın Cumhurbaşkanı 'Dünya 5'ten büyüktür' diyor. Ona şunu söyledim; 'Hz. Ömer Kudüs'ü fethetti, Selahattin Eyyubi Kudüs'ü fethetti, Yavuz Sultan Selim Kudüs'ü fethetti, Abdülhamit Kudüs'ü ihya etti. Bu dört isim Kudüs için önemlidir ve semboldür. Neden siz beşinci olmuyorsunuz?

/././

İran savaşının eli kulağında!-Ayşenur Arslan- 

Haberi veren Wall Street Journal.. Yani küresel güçlerin gazetesi olmasa bakıp geçeceğim. Ama haber maalesef çok ciddi görünüyor.

Diyor ki WSJ: Geçen hafta Çin Denizi’nden yola çıkan USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve ona eşlik eden iki savaş gemisi Basra Körfezi’ne girmek üzere.

ABD ordusunun “VURUCU GÜCÜ” denilen uçak gemisi çok sayıda savaş uçağına ve füzeye sahip. Eşlik eden gemiler de lojistik destekle görevli.

İran hazırlığı bu kadarla kalmıyor. ABD ikinci bir uçak gemisini daha bölgeye yönlendirdi.

gorsel-2026-01-26-091147080.png

Aslında çoktan başlamış bir savaşın son perdesinden söz ediyoruz. İran yönetimine yönelik tehditler.. Bazı önemli isimlere düzenlenen suikastler.. İsrail ile “sıcak temas”.. Ve nihayetinde molla rejiminin kendi vatandaşlarına saldırısı.. En az 5 bin 137 ölü.. Sayısız yaralı ve tutuklu.. Kim bilir kaç idam cezası..

Adı Büyük Ortadoğu Projesi’nden Yeni Dünya Düzeni’ne evrilen bölge tasarımı, sona doğru adım adım ilerliyor.

İsrailli üst düzey bir yetkilinin War Zone sitesine söylediğine göre İran savaşının eli kulağında. Hazırlıkların sonuna gelindi. Bir hafta içinde Trump düğmeye basabilir..

İsrail, Suriye’nin ardından İran’ın düşmesiyle gerçek hedefine kilitlenebilir.

Gerçek hedef Türkiye mi diye soracaksınız elbette.

***

Ondan önce başka bir soruyu paylaşıp yanıt arayalım mı?

AKP iktidarı bölge için için bugüne kadar ne yaptı?

• “ABD’nin Irak’ı işgal etmek üzere gelecek birliklerine topraklarımızda konaklama ve geçiş sözü vermedi mi?”

• “Suriye’de Esad’ın devrilip yerine cihatçı kafaların gelmesinde rol oynamadı mı?”

• “Gazze için lanet okuyup bağırmaktan başka hangi icraatına tanık olduk?”

Irak için dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair bile özür diledi ama Erdoğan sanki o günlerde tezkere diye çırpınan başkasıymış gibi sesini çıkartmadı.

O faslı geçelim.

Ama Suriye meselesinde duralım.

Geçen yıl Antalya Diplomasi Forumu’nda tarihe çok ama çok önemli bir not düşüldü. ABD’deki en prestijli okullardan Columbia Üniversitesi’nin öğretim üyesi.. Geçmişte Birleşmiş Milletler’in iki unutulmaz genel sekreteri Kofi Annan ve Ban Ki-Mun’un danışmanlığını yapmış.. TİME Dergisi’nin en etkili isimler listesine birden fazla kez girmiş iktisatçı.. Profesör Jeffrey Sachs tanık olduğu, bildiği korkunç gerçeği ifşa etti.

Özetle şunları anlattı: “ABD, 2011’de Esad’ın devrilmesi için karar aldı. Suriye’de iç savaş çıkardı. Bu arada bölgede cihatçılar eğitildi. Maddi kaynak ve silah sağlandı. Onbinlerce kişinin ölümünün ardından da kısa süre öncesine kadar terör listesinde yer alan HTŞ, Ahmed El Şara liderliğinde Şam’a yürüdü. Suriye’yi teslim aldı.”

Aralarında ev sahibi Erdoğan’ın da bulunduğu Forum’da, 20 kadar ülkenin lideri, onlarca dışişleri bakanı anlatılanları sessizce dinledi. Ne de olsa bildikleri bir hikaye anlatılıyordu.

Nisan 2025’te anlatılanların aslında “HİKAYE” olmadığını onlar da biz de çoktan görmüş anlamıştık.

O günlerde neredeyse hiç üzerinde durulmayan konuşmasını yeniden gündeme getirmemin nedeni ise, Prof. Sachs’ın bugünleri anlatan sözleri: “İsrail Lübnan, Irak, Libya, Somali, Sudan ve Güney Sudan’da da savaş koşulları oluşturmaya çalışıyor. ABD de İsrail’e her koşulda destek sağlıyor. PENTAGON’un listesindeki henüz gerçekleşmeyen tek savaş ABD-İSRAİL-İRAN savaşı. Artık buna yoğunlaşmış durumdalar..”

Prof. Jeffrey Sachs’ın konuşmasının üzerinden 1 yıl bile geçmedi. Trump ve Netanyahu ellerini ovuşturarak saldırının başlayacağı anı bekliyor.

Bölgeyi yakıp yakacak böyle bir savaşın eşiğinde “dünya lideri” Erdoğan ne yapıyor derseniz.

Onunla ilgili son haberi paylaşayım, siz karar verin:

Açılmış tesisleri yeniden açan.. Ya da Hatay’da gördüğümüz üzere tamamlanmamış yol ve inşaatları resimlerle tamamlanmış gibi gösteren Saray ekibi en son Aydın’daydı. Aydın Şehir Hastanesi başta, bazı hastaneleri açacaklardı. Tam Çine Devlet Hastanesi canlı bağlantıda açılacaktı ki..

Reis sinirle sordu: “Kurdele nerede?”

Bir görevli “Efendim orada kesilecek” dedi..

Reis daha da sinirlendi: “Oğlum ben buradaki kurdeleden bahsediyorum.”

Saray ekibinden birileri ne olur ne olmaz diye cebinde taşıyor galiba, hemen bir kurdele ve makas bulundu.

Kriz atlatıldı.

***

Doğrusu ben artık Erdoğan’a kızmıyorum. O “Harikalar Diyarında” filminin içinde mutlu mesut yaşıyor.

Benim asıl kızdığım.. Daha doğrusu midemi bulandıranlar, bunları gördüğü halde görmeyip bir de kendilerine gazeteci falan diyenler.. Aydın geçinenler..

Yuh kere yuh!!!!
Babam küfür etmezdi. Zaten bilmezdi.
Yani eğitim eksik sevgili okur!
Yoksa şimdi başlar, Saray soytarısı gazetecilerden çıkardım da!!!
Neyse..

/././

CHP'den Aziz İhsan Aktaş davasına sert tepki: Kantinciden iş insanına biz döndürmedik 

Yarın Silivri’de başlayacak Aziz İhsan Aktaş davası öncesi CHP'den sert tepki geldi. CHP’li Umut Akdoğan, iddianamenin AKP bağlantılarını görmezden geldiğini söylerken, "Kantinciden iş insanına biz döndürmedik" dedi. Öte yandan yargılamanın yapılacağı cezaevi yerleşkesinde basına kota uygulanması sıkı güvenlik tedbirleri dikkat çekti.(https://halktv.com.tr/gundem/chpden-aziz-ihsan-aktas-davasina-sert-tepki-kantinciden-is-insanina-biz-1003669h)

***


TRT İstanbul binalarının restorasyon maliyeti katlandı!-Cengiz Karagöz- 

2019’da depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle boşaltılan TRT’nin İstanbul Harbiye ve Ulus binalarının restorasyon maliyeti, yıllar içinde katlandı. Harbiye Radyoevi’nin toplam maliyeti bir yıl içinde yaklaşık 3,3 kat, Ulus Binası’nın maliyeti ise iki kattan fazla arttı. (https://halktv.com.tr/siyaset/trt-istanbul-binalarinin-restorasyon-maliyeti-katlandi-1003665h)

***

halkTV

TRT İstanbul binalarının restorasyon maliyeti katlandı!
CHP'den Aziz İhsan Aktaş davasına sert tepki: Kantinciden iş insanına biz döndürmedik


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Öne Çıkan Yayın

soL "Köşebaşı + Gündem" -26 Ocak 2026-

Migros direnişi: Depo işçileri kararlı, birçok kentte raflar birkaç gün içinde boş kalabilir -Emre Alım-  Sefalet zammı dayatmasına ve ağır ...